Muhterem Hocam, Kur’ân'daki İslâm'ın yaşanmasında gayretin, himmetin ve nusretin rolü nedir?

Soru

Muhterem Hocam, Kur’ân'daki İslâm'ın yaşanmasında gayretin, himmetin ve nusretin rolü nedir?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, Allah yolunda bütün güzelliklerin yaşanması bizlerin gayretine bağlıdır. Kalpten gelen, Allah için yapılan gayret, Allah'ın mutlaka nusretine sebebiyet verir. Ama bu nusreti olgunlaştıracak olan yardımcı faktör, irşad makamının himmetidir. Nitekim Allahû Tealâ Zumer Suresi'nin 54. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin), size azap gelmeden önce O'na teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi ve iradenizi Allah'a teslim edin). Sonra yardım olmazsınız."

39/ZUMER-54 Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne). Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

Yani buradan görünen o ki, bu teslimlerin hepsinin olmasında Allah'ın yardımı söz konusu. Ama Allah'ın yardımını alabilmemiz mutlaka mürşidin himmetine dayalıdır. Allah adına mürşide teslim olmaya dayalıdır.

Gayret, himmet ve nusret üçlüsünün bir araya gelebilmesi için kişinin başının üzerinde devrin imamının ruhunun oluşması gerekir. Bilelim ki; mürşidin himmeti olmaksızın hiç kimse Allah'a ulaşamaz, teslimleri başaramaz. Himmetin sonucu Allah'ın ni’metidir. Yani himmet devreye girdiği zaman Allah'ın yardımı söz konusu. Himmet devreye girdiği zaman Allah'tan ni’metleri alabiliyoruz. O halde birçok noktalarda ki herşey hedeflere ulaşmak istikametinde olaya baktığımız zaman mürşidi himmeti, Allah'ın fazl-ı keremi bizi sonuca ulaştırıyor. İşte bu mürşidin himmeti, Allah'ın fazl-ı kereminin devamlı bizimle olması tabiî ki gayretimize bağlı.

Nitekim Yunus ile Hacı Bektaş Velî olayına baktığımız zaman, kıtlık zamanında Yunus, Hacı Bektaş kasabasına gidiyor ve buğday almak üzere gidiyor. Ama Hacı Bektaş Velî:

-Buğday mı istersin, himmet mi istersin? deyince, o buğday almak üzere giden Yunus: -Ben buğday... diyor. Fakat yarı yolda: -Acaba bu himmet denen şey bilmediğim bir şey, benim aldığım buğdaydan daha mı iyi? Gerisin geri döndüğünde Hacı Bektaş Velî: -Anahtarın bende değil, Tapduk'a gideceksin. Yunus'un himmet kapısı Taptuk Emre oluyor. İşte o sırada bir sual soruyor: -Himmet benim çocuklarımın karnını doyurur mu, koyunlarımı güder mi? deyince, Hacı Bektaş Velî: -Himmet seni güder, sen de çocukların karnını doyurursun, koyunlarını güdersin. deyince himmetin alınan buğdaydan daha hayırlı olduğunu görüyor.

Bir kere balık yedirtmek var, bir de balık tutmayı öğretmek var. İşte asıl olan balık tutmayı öğretmek. Yani himmetle hedefe ulaşmak.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 10 Ekim 20262 dk okuma2