Muhterem Hocam, Kur'ân'daki kavramlar olarak müjdelemek ve uyarmak ne demektir? Resûllerin müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmesi Kur’ân’da nasıl açıklanmaktadır?
Soru
Muhterem Hocam, Kur'ân'daki kavramlar olarak müjdelemek ve uyarmak ne demektir? Resûllerin müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmesi Kur’ân’da nasıl açıklanmaktadır?
Cevap
İnsanlık tarihi boyunca Allah’ın biz insanlarla ilişkisi, en sevdiği mahlûk olan insan için hep müjdelemektir. Ama bu müjdenin idrakinde olmayanlar da mutlaka uyarılır.
Kur’ân’ın kendisine indirildiği Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz yirmi üç sene boyunca, ümmî, nebî ve resûl olan Allah’ın peygamberi olarak, sahâbesine sadece Kur’ân’ı öğretti ve yaşattırdı. Sahâbe de Resûlullah’tan Kur’ân'ı öğrendiler, Kur’ân'ı yaşadılar ve 23 senelik kısa bir zaman dilimi içerisinde hepsi Nebîler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e tâbî olarak Dâru’s-Selâm’a davet ettiler. Hayatları boyunca hep Allah’a davetle yaşadılar.
Sevgili kardeşlerim, hiçbir şey yoktu, sadece Allah vardı. Allah tektir. Tek olan Allah’ın yarattığı mahlûkatı içerisinde en üst noktada insanı yaratıyor. En çok insanı seviyor ve en sevdiği varlık olan insan için Allah’ın dizayn ettiği din, tek bir din. Bu dinin şeriatı da tek: İslâm, Allah’a teslim olmak. İşte Âdem (A.S)’dan Nebîler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e gelene kadar nübüvvet zinciri, her halkasında Allah’a teslim dinini yaşayan ve öğreten peygamberlerden oluşuyor. Ama Kur’ân-ı Kerîm’e baktığımız zaman nebîler arasında fetret dönemi var. Nebîler arasındaki fetret döneminde yine her kavimde, ardı arkası kesilmeksizin Allah’ın velî resûlleri var. Nebî resûller arasındaki fetret dönemini Allahû Tealâ Mâide Sûresi’nin 19. âyet-i kerimesinde açıklıyor:
5/MÂİDE-19 Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan Resûl’ümüz (elçimiz) gelmişti. “Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi.” dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti. Allah herşeye kaadirdir.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, insanların Allah üzerinde bir hakkı var. Muaz bin Cebel’e Allah’ın resûlü sual soruyor: “Ya Muaz, Allah’ın kullar üzerindeki hakkı nedir?”
Cevabı çok manidar: "Allah ve resûlü bilir." Ve Resûlullah (S.A.V) sorduğu suale cevap veriyor: “Ya Muaz, Allah’ın kullar üzerindeki hakkı, kulların O’na hiçbir şey ortak koşmamasıdır.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Sahih Buhari (2756)
Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle anlatmaktadır:
“Ey Muaz! Allah’ın kullar üzerindeki hakkı ve kulların Allah üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?” dedi.
Ben, “Allah ve Resûlü daha iyi bilirler.” dedim.
Şöyle buyurdu:
“Allah’ın kullar üzerindeki hakkı, hiçbir şeyi ortak kılmadan O’na ibadet etmeleridir.
Kulların Allah üzerindeki hakkı ise, Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayanlara azap etmemesidir.”
Ben, “Ey Allah’ın Resûlü! İnsanlara bu haberin müjdesini vermeyeyim mi?” dedim.
“Onlara müjde verme ki, güvene kapılmasınlar!” buyurdu.
Neden? Çünkü hiçbir şey yoktu, Allah vardı. Öyleyse Allah tektir. Yaratan O’dur. dinin sahibi O’dur. Tek dini vaz eden O’dur. Bu dinin şeriatı da sadece o tek olan Allah’ın kanunlarından oluşuyor.
Bir sual daha soruyor Allah’ın resûlü (S.A.V): “Ya Muaz, kulların Allah üzerindeki hakkı nedir?”
Cevabı çok manidar. "Kulların Allah üzerindeki hakkı, onlara azap etmemesidir.
İşte tekrar Mâide 19’a dönecek olursak: “Bize bir resûl, uyarıcı gelmedi demeyesiniz diye...” Demek ki kulların Allah üzerindeki hakkı, Allah’ın onlara resûl göndermesidir.
Nebî resûller, Allah’ın kendilerine şeriat kitabı verdiği peygamberlerdir. Ve Kur’ân-ı Kerîm’e baktığımız zaman bu nebî resûllerin hepsi uyarıcıdırlar. Risâletin de sahibidirler. İşte Nebîler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, Ra’d Sûresi’nin 7. âyet-i kerimesinde: “Sen bir uyarıcısın ve bütün kavimler için bir hidayetçi vardır, zamanın her parçasında, bütün kavimlerde."
13/RA'D-7 Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihî, innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd(hâdin).
Ve kâfirler derler ki: “O’nun üzerine Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidayetçi vardır (zamanın her parçasında ve bütün kavimlerde).
Sevgili kardeşlerim, peygamberin yaşadığı dönemde de, sonra da, her kavimde Mu’minûn Sûresi’nin 44. âyet-i kerimesinde bildirildiği gibi: “Resûllerimizi art arda göndeririz...”
23/MU'MİNÛN-44 Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi art arda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.
Her resûl aynı zamanda Allah'ın neziridir, uyarıcısıdır. Ve En’âm Sûresi’nin 48. âyet-i kerimesinde bildirildiği gibi her kavimde zamanın her parçasında ardı arkası kesilmeksizin Allahû Tealâ müjdeleyici ve uyarıcı resûller gönderiyor.
6/EN'ÂM-48 Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
Âyet-i kerimede de zikredildiği gibi: “Bize müjdeleyen, uyaran resûl gelmedi dememeniz için mutlaka gönderiyoruz." Yani kulların Allah üzerindeki hakkı, Allah’ın onlara resûl göndermesidir, onları müjdelemek ve uyarmak için.