Muhterem Hocam, Kur'ân'ı kimse okuyarak anlayamamıştır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in sünnetiyle mürşitler bize yol göstermiştir. Mürşidin rehberliği olmadan Kur'ân- Kerim'i anlayanlar da olabilir mi?
Soru
Muhterem Hocam, Kur'ân'ı kimse okuyarak anlayamamıştır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in sünnetiyle mürşitler bize yol göstermiştir. Mürşidin rehberliği olmadan Kur'ân- Kerim'i anlayanlar da olabilir mi?
Cevap
"Mürşid olmadan Kur'ân'ı anlayamazlar. Yunus Emre Hz.; Gel ey kardeş, Hakk’ı bulayım dersen, Bir kâmil mürşide varmasan olmaz, Resulün cemalin göreyim dersen, Bir kâmil mürşide varmasan olmaz."" buyurmuşlardır.
Elimizde mevcut olan üç tane kutsal kitap var. Tevrat da, İncil de, Kur'ân da mürşide tâbî olmadan olmaz diyor. İşte Tevrat'ta, İncil'de Kur'ân'da 7 safha 4 teslim:
1. Safha: Allah’a Ulaşmayı Dilemek (Farz Kılınmıştır) 1. TEVRAT SAMUEL 7:3,4: Samuel İsrail halkına şöyle dedi: “Eğer bütün yüreğinizle RAB’be dönmeye niyetliyseniz, yabancı ilahları ve Tanrıça Aştoret’in putlarını aranızdan kaldırın. Kendinizi RAB’be adayıp yalnız O’na kulluk edin. RAB de sizi Filistinliler’in elinden kurtaracaktır.” 2. İNCİL MATTA 7:7,8: “Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır.” 3. KUR’AN-I KERİM RÛM-31: “O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O’na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikâme edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.”
2. Safha: Mürşide Tabii Olmak (Farz Kılınmıştır) 1. TEVRAT SAYILAR 11:17,29: Ben inip seninle orada konuşacağım. Senin üzerindeki Ruh’tan alıp onlara vereceğim. Halkın yükünü tek başına taşımaman için sana yardım edecekler. Ama Musa, “Sen benim adıma mı kıskanıyorsun?” diye yanıtladı, “Keşke RAB’bin bütün halkı peygamber olsa da RAB üzerlerine Ruh'unu gönderse!” 2. İNCİL MATTA 3:5,6: Yeruşalim, bütün Yahudiye ve Şeria yöresinin halkı ona geliyor, günahlarını itiraf ediyor, onun tarafından Şeria Irmağı’nda vaftiz ediliyordu. MATTA 3:11: Gerçi ben sizi tövbe için suyla vaftiz ediyorum, ama benden sonra gelen benden daha güçlüdür. ...O sizi Kutsal Ruh’la ve ateşle vaftiz edecek. 3. KUR’ÂN-I KERİM MÜ’MİN-15: Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından dilediği kişinin üzerine Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.
Mürşide tâbî olmadan olmaz. Mürşidin tebliği ile daveti ile bu olay kişiye ulaştırılıyor. Tebliğ kendisine ulaşıyor. 2. safhada mutlaka mürşide tâbîyet söz konusu. Mürşidin rehberliği olmadan Kur'ân-ı Kerim'i anlayanlar olabilir mi? Hayır. Mürşidin rehberliği olmadan 1.safha da olmaz. Mürşidin rehberliği olmadan 2.safha da olmaz. Mürşidin rehberliği olmadan 3.safha, 4.safha, 5.safha, 6.safha, 7.safha hiçbirisi olmaz. Öyleyse 7 safhanın 7'sinde de mürşit gerekli. 1.safhada mürşit neden gerekli? Allahû Tealâ onu davet ve tebliğle vazifeli kılıyor. Ve tebliğ sizin işiniz. Dinleyenlerin işi de itaat. İtaat eden, ulaşmayı dileyen kurtuluyor. Mürşidine tâbî olan 2.safha kurtuluşta. Ruhunun teslim eden 3.safha kurtuluşta. Yani görüyoruz ki mürşid her noktada kesin gerekli.
3/ÂLİ İMRÂN-7 Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi). Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).
Âli İmrân 7'de: kalbinde zeyg olanlar var, ilimde rsûh sahibi olanlar var. Bunlar Kur'ân-ı Kerim'i anlayamazlar. Kur'ân-ı Kerim'i ancak ulûl elbab tezekkür edebilir. Ulûl elbab kimdir? Âli İmrân 191'de:
3/ÂLİ İMRÂN-191 Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı). Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): ""Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.
24 saat zikirdedirler. İşte onlar kitabı bize anlatırlar. Ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken Allah'ı zikredenler. Şeytanın kapısı bunlarda zikirle kapalı. Ve Allah'ın kapısı %100 açık. 24 saat Allah'tan besleniyorlar. Ve onlar Allah'ı işitenlerdir. Allah'ı gören, Allah'ı kendisine gösterdiklerini görenlerdir. Her devirde öğrenen ve öğretenler var. Öğretenler, 7 safha 4 teslimi yaşayanlardır. Öğrenenler de Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir. Kutsal kitapların öğretim metodu demek belki daha doğru olur. Kutsal kitapların öğretim metodunun:
7 SAFHA DEVRİN İMAMININ KUR’ÂN-I KERİM ÖĞRETİM METODU 1. Tebliğ (Mâide – 67) Ey Resûl! Rabb’inden sana indirileni tebliğ et (duyur). Eğer bunu yapmazsan, o taktirde O’nun Risaletini (sana gönderdiğini) tebliğ etmemiş (duyurmamış) olursun. Ve Allah seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allâh, kâfirler kavmini hidayete erdirmez. (Nûr – 54) De ki: “Allah’a ve Resûl'e itaat edin. Bundan sonra eğer dönerseniz (itaat etmezseniz), O'na (Resûl'e) düşen (sorumluluk) sadece O'na yükletilen (tebliğ)dir.” Ve sizin üzerinize düşen (sorumluluk), size yükletilendir. Ve eğer ona itaat ederseniz, hidayete erersiniz. Resûl'ün üzerinde açıkça tebliğden başka bir (sorumluluk) yoktur. 2. Kıraat (İsrâ – 45) Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin zaman, seninle âhirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyamet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık. 3. Tilâvet (Bakara – 129) Rabbimiz, onların kendirinden, onlara Senin âyetlerini tilâvet edecek (okuyup açıklayacak), onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerîm’i) ve hikmeti öğretecek ve onların (nefsini) tezkiye (ve tasfiye) edecek bir resûl beas et (hayata getir). 4. Tezkiye (Cuma – 2) Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) ve hikmeti öğretir. 5. Talîm (Bakara – 151) Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’ı (Kurânı Kerim’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin. 6. Kıssa (Yûsuf – 111) Andolsun ki onların kıssalarında ulûl’elbab (sır sahipleri) için ibret vardır. Uydurulan bir söz değildir ve lâkin onların ellerindekini tasdik eder ve herşeyi ayrı ayrı açıklar. Mü’min kavim için bir hidayet ve rahmettir. 7. Tezekkür (Bakara – 269) (Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona pek çok hayır verilmiştir. Ancak ulûl’elbab olanlardan başkası tezekkür (ibret) edemez.
Tezekkürde ulûl elbab devreye giriyor. Kur'ân-ı Kerim'in büyük kısmı muhkem âyetlerden oluşuyor. Muhkem âyetler; kesin hükümleri, emirleri, nehiyleri muhtevasına alan, insanlara açık ve kesin yol gösteren izahı ifade ediyor. Muhkem âyetleri açıklayabilmek için bir uzman olmak gerekli değildir. Normal standartlarda Kur'ân-ı Kerim'in büyük kısmı insanlar tarafından anlaşılabilir. Ama müteşabih âyetleri anlamalarında sadece ulûl elbab tezekkür edebilir. Hadîs'te ""Ben ilmin şehriyim. Ali onun kapısıdır."" der. O zaman ilim isteyen kapıya gelsin. Vesileye ulaşsın.
HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: el-Câmi‘u’s-Sağîr 1/415, Sevâiku’l-Muhrika 73; Tehzîbu’t-Tehzîb 6/320; Müstedrek-i Hâkim 3/126. “Ben ilim şehriyim. Ali de onun kapısıdır. İlim isteyen kapıya gelsin.”
HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Ukaylî, Taberânî, İbn Adî ve Hâkim. “Ben hikmet eviyim, Ali de onun kapısıdır.”"