Muhterem Hocam, Kur’ân’ın tek parça halinde değil de kısım kısım indirilmesinin sebebini bizlere açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, Kur’ân’ın tek parça halinde değil de kısım kısım indirilmesinin sebebini bizlere açıklar mısınız?
Cevap
Allahû Teala bunu Furkân Suresi 32. ayet-i kerimesinde dile getiriyor:
25/FURKÂN-32 Ve kâlellezîne keferû lev lâ nuzzile aleyhil kur’ânu, cumleten vâhideten, kezâlike li nusebbite bihî fuâdeke ve rattelnâhu tertîlâ(tertîlen). Ve kâfirler: “Kur’ân ona, bir defada bütün (toplu) olarak indirilmeli değil miydi?” dediler. İşte bu, O’nu (Kur’ân’ı) senin idrakine tesbit etmemiz (sabitlememiz) içindir. Ve O’nu, kısım kısım tertipleyerek beyan ettik (okuduk).
Sevgili kardeşlerim Allahû Teala’nın insanlar için tayin ettiği hedef kemâlât; insan-ı kâmil olmak. Ama insan-ı kâmil olmak bir anda oluşan bir olay değil; tedricî basamaklar içinde gerçekleşir.
Dikkat ederseniz Muhterem Efendimiz'in açıkça devamlı bize ifade ettiği ve kalbimize nakşetmemizi istediği 4 tane hakikati bir kere daha zikredelim diyorum: 1- Ezeli ve ebedî tek bir din var. Bu dinin şeriatı 7 safha 4 teslim. 2- Ezeli ve ebedî 7 safha 4 teslimden oluşan bu dinin 28 basamaklı İslâm merdiveninde yaşanması var. Öyleyse görüyorsunuz ki tek 1 basamak, 2 basamak, 3 basamak, 10 basamak değil.
İnsanı sıfır konumdan alan hatta negatiften alınıp da en zirve noktada kemâlâta ulaştıran bir İslâm merdiveni var, kemâlât merdiveni. O zaman görüyoruz ki ayetlerinde bu kemâlât merdivenine paralel Allahû Teala tarafından indirildiği ve o kişinin, yaşayan kişinin kalbini sabitlemek içindir. Sabit kadem olması için Allah yolunda, kararlı ve üst seviyede bir Allah'a teslimiyeti gerçekleştirmesi içindir.
Öyleyse Allahû Teala’nın toptan Kur’ân-ı Kerim'i indirmesi değil de, kişinin gelişim basamaklarına paralel olarak. Ne diyoruz mesela? Diyelim ki 3. Basamakta Allah'a ulaşmayı diliyorsunuz ve dileme safhasındasınız ama birisi gelse dese ki "Bak felan şahıs sana şunu şunu yaptı. Neden bunu nefsine uyarak sende karşılık veriyorsun, kısası tatbik ediyorsun." diye. O zaman görüyorsunuz ki siz öyle kişiden istemekle onun kaldıramayacağı yükü yüklüyorsunuz. Allahû Teala’nın kanunlarından bir tanesi de;
2/BAKARA-286 Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih(bihî), va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne). Allah kimseyi gücünün yettiğinden başkasıyla mükellef kılmaz (sorumlu tutmaz). Kazandığı (dereceler) onundur ve iktisap ettiği (kazandığı negatif dereceler) de onundur (sorumluluğu onun üzerindedir). Rabbimiz! Şâyet unuttuysak veya hata yaptıysak bizi aheze etme (sorgulama). Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bizim üzerimize ağır yük yükleme. Rabbimiz, takat (güç) yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme. Ve bizi af ve mağfiret et ve bize rahmet et (Rahîm esması ile bize tecelli et, rahmet nurunu gönder). Sen bizim Mevlâmız’sın. Artık kâfirler kavmine karşı bize yardım et.
"Kimseye kaldıramayacağı yük yükletmeyiz." Henüz o seviyeye gelmemiş, ruhunu teslim etmemiş olan insandan "Neden sen kıssası tatbik ediyorsun?" diye bir karşı talepte bulunamaz. Ama nefs tezkiyesini yapmış olan bir insan Allah'ın kendisinden beklediği artık kıssas değil af.
Öyleyse her seviyenin öğrenmemiz gereken ayet-i kerimesi ve onu yaşamamız gereken kalbimize nakşetmemiz gereken bir idraki vardır. Allahû Teala’nın ayetleri peyderpey indirmesinin arkasında kalbimizi sabitlememiz, en üst noktada daimî zikre ulaşmamız, bütün hasletleri kalbimize fazilet olarak monte etmemiz içindir inşaallah. Allah razı olsun.