Muhterem Hocam, Lokmân-27 ve Kehf-109 âyetlerinin ortak meali şöyle: “Bütün ağaçlar kalem olsa, bütün denizler, okyanuslar mürekkep olsa, onun yedi katı daha ilave olsa, Allah’ın k

Soru

Muhterem Hocam, Lokmân-27 ve Kehf-109 âyetlerinin ortak meali şöyle: “Bütün ağaçlar kalem olsa, bütün denizler, okyanuslar mürekkep olsa, onun yedi katı daha ilave olsa, Allah’ın kelamı bitmeden tükenirdi.” Ve Yüce Allah’ımızın bir ismi El-Âlîm’dir; her şeyi bilendir. Emaniyye ilmin sahiplerine göre, Yüce Allah’ımızın sanki Hz. Musa (A.S.)’ya Tevrat’ı ve Yahudiliği indirdi, ve bu hatalı oldu; sonra Hz. İsa (A.S.)’ya İncil’i ve Hristiyanlığı indirdi ve bu da hatalı oldu; Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimiz’e Kur’ân-ı Kerim’i ve Müslümanlığı verdi. “Tamam, bu oldu.” demekle bu emaniyyeciler, Yüce Allah’ımıza iftira ediyorlar diyebilir miyiz?

Cevap

31/LOKMÂN-27 Ve lev enne mâ fîl ardı min şeceretin aklâmun vel bahru yemudduhu min ba’dihî seb’atu ebhurin mâ nefidet kelimâtullâh(kelimâtullâhi), innellâhe azîzun hakîm(hakîmun).

Ve eğer arzda (yeryüzünde) bulunan ağaçlar kalem olsaydı ve denizler (mürekkep olsaydı) ve ondan sonra, onun yedi katı daha deniz eklenseydi, Allah’ın kelimeleri tükenmezdi. Muhakkak ki Allah; Azîz’dir (çok yüce), Hakîm’dir (hüküm ve hikmet sahibi).

18/KEHF-109 Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ(mededen).

De ki: “Denizler, Rabbimin kelimeleri için (kelimelerini yazmak için) mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha imdada (yardıma) getirmiş olsaydık bile, Rabbimin kelimeleri bitmeden, denizler mutlaka tükenirdi.”

Evet sevgili kardeşlerim, biz müslümanlar bütün mukaddes kitaplara îmân ediyoruz.

“Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî...” “Ve kütübihî” diyoruz. Yani “ve kitâbihî” demiyoruz. “Kitâbihî” deseydik ne olurdu sadece? Kur’ân tekil olarak. Ama hayır, “kütübihî” ve hamdolsun “kütübihî” dememizin de bir geçerli sebebi var.

Şûrâ Suresinin kaçıncı âyet-i kerimesi? 13: “Hz. Nuh’un şeriatı, Hz. İbrâhîm’in şeriatı, Hz. Musa’nın şeriatı ve Hz. İsa’nın şeriatını sana vahyederek şeriat kıldık.

42/ŞÛRÂ-13 Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dini ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Öyleyse peygamberlerin şeriatı arasında fark var mı? Hayır.

7 safha, 4 teslim. Bu çerçevede olaya bakacağız ve emaniyyecilere de anlamaları istikametinde söyleyeceğiz, tebliğ edeceğiz. Tartışmayacağız vs. Allah’ın izniyle.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 15 Ekim 20262 dk okuma0