"Muhterem Hocam, Maide Suresi'nin 38. âyet-i kerimesinde “Hırsızlık yapanın ellerini kesin.” diyor Rabbimiz. Bu emir bizlere mi yoksa bizden öncekilere mi? Açıklar mısınız?"

Soru

"Muhterem Hocam, Maide Suresi'nin 38. âyet-i kerimesinde “Hırsızlık yapanın ellerini kesin.” diyor Rabbimiz. Bu emir bizlere mi yoksa bizden öncekilere mi? Açıklar mısınız?"

Cevap

"Sevgili kardeşim, Allahû Tealâ'nın Kur'ân-ı Kerim'e koyduğu ekonomik kriterler belli. Biz sırf anlaşılsın diye basit olarak şunu görüyoruz: Allahû Tealâ zekâtı farz kılmış. Zekât kul hakkıdır; yani kamu hukukuna girer. Ama kişi zekâtını vermezse, o zaman ihtiyaç sahibi olan insanlar hayatlarını idame ettirmek için böyle uygun olmayan bir fiile yeltenebilirler. Fakat eğer kişi zekâtını verse, o hırsızlık yapan kişinin de hırsızlık yapmaması istikametinde ona yardımcı olur.

Rüşvet olayı yine toplumsal bir hastalıktır. Rüşveti almasa, vermese, o zaman birri vermesi gerekir. Faiz yine ekonominin bir hastalığıdır. Ama bu hastalıktan kurtulmak için de yatırımların gerçekleşmesi gerekir. Parayla para kazanmak faiz değil de, o paranın yatırıma dönüştürülmesi, iki tarafın kazanması söz konusudur.

Ama tabiî serbest irade sahibi insanların Allah'ın bu konudaki emirlerine itaati ile mümkündür. Daha sonra kişi ne kadar zengin olursa olsun Allahû Tealâ buyuruyor ki: ""İhtiyaçtan fazlasını verin ki Allah sizi israftan korusun, sosyal adalet, eşitlik hâsıl olsun."" Öyleyse; hırsızlık olsun, rüşvet olsun, faiz, benzeri israf bunlar hep insanlara zarar eden, insanın mutlaka bu konuda önlem alması gereken bir durumu ifade ediyor.

5/MÂİDE-38 Ves sâriku ves sârikatu faktaû eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen minallâh(minallâhi) vallâhu azîzun hakîm(hakîmun). Ve, hırsızlık yapan erkek ve kadının yaptıklarına karşılık olmak üzere, Allah’tan bir ceza olarak ellerini kesin. Ve Allah Azîz’dir, Hakîm‘dir (hüküm ve hikmet sahibidir).

Hırsızlık yapanların cezası ellerinin kesilmesidir. Osmanlı’da hırsızlık suçlarında el kesme cezasının diyetle çözümlendiğini biliyoruz. Hırsızlık suçundan davalı bütünüyle Allah hakkı (kamu hukuku) sayılan hırsızlıktan ve bir kul hakkı (özel hukuk) olan malın bedelinin sahibine ödettirilmesinden sorumluydu. Evet, yani bir hırsızlık kamu hukukudur hakikaten bir de birisi zarar etmiş, öbürü de çaldığı malı almıştır. Zaman aşımı, davalı hırsızlıktan dolayı el kesme cezasının verilmesine engel olurdu. Ancak bu durum malın tazmini için hukuk davasının açılmasını etkilemezdi.

İslâm, bu noktaya insanların gelmemesi için özellikle nefsin ıslâhını koymuş. Örneğin, herhangi bir suçtan ceza alanlar eğer ıslâhhaneye, nefsin ıslâhına gitmiyorlarsa, insan tekrar o suçu kolaylıkla işleyebilirler. O sebeple Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de birinci derecede nefsin ıslâhına önem veriyor."

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20262 dk okuma2