Muhterem Hocamız, Mâide suresinin 8. âyet-i kerimesinde geçen ‘kavvâmîn’ kavramını ve muhtevasını aldığı kişileri açıklar mısınız?

Soru

Muhterem Hocamız, Mâide suresinin 8. âyet-i kerimesinde geçen ‘kavvâmîn’ kavramını ve muhtevasını aldığı kişileri açıklar mısınız?

Cevap

Mâide 8. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

5/MÂİDE-8: Yâ eyyuhellezîne âmenû kûnû kavvâmîne lillâhi şuhedâe bil kıstı ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin alâ ellâ ta’dilû. I’dilû, huve akrabu lit takva vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe habîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne).

Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah için kavvâmîn olun (hakkı ayakta tutun)! Adaletli şâhidler olun! Ve bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın! O takvaya en yakın olandır. Allah'a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır.

“Ey âmenû olanlar, Allah için kavvâmîn olun ve adaletle şahitlik edin.” Allah adaletin sahibi, hakkın da koruyucusudur. Hakkı neyle korur? Adaletiyle korur. Allahû Tealâ’nın sahâbeden istediği de odur. Adaletle davranmak, şahitliği adaletle yapmak. ‘Kavvâmîn’ müessesesi sahâbenin irşâd makamına geldikten sonra sahip olacağı vasfı ifade ediyor. ‘Kavvâmîn’ demek ki irşada memur ve mezun kılınanların muhtevâsını alan bir kavramdır. Kavvâmîn, adaletle şahit olmanın ötesinde hem adaleti sağlayan hem de başka insanları hidayeteeeee erdirmekte vazifeli olan kişidir.

İki âyet-i kerimede bunu görüyoruz.

A’râf suresi'nin 159. âyet-i kerimesinde:

7/A'RÂF-159: Ve min kavmi mûsâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn(ya’dilûne).

Ve Musa (A.S)'ın kavminden bir ümmet vardır. Hakk'a hidayet ederler (hidayete ulaştırırlar). Ve onunla (hak ile) adaletle hükmederler.

İşte ‘kavvâmîn’, adaletle şahit olmanın ötesinde adaleti yerine getiren, adaletle hükmeden ve başka insanları da hidayete erdirmekle vazifeli olanlardır. Yani ‘kavvâmîn’ içerisinde bir nevi irşâd makamının sahiplerinin var olduğunu görüyoruz.

A’râf Suresi'nin 181. âyet-i kerimesinde:

7/A'RÂF-181: Ve mimmen halâknâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn(ya’dilûne).

Ve yarattıklarımızdan bir ümmet vardır ki, Hakk'a (Allah'a) ulaştırırlar ve onunla adaletle hükmederler.

Öyleyse ‘kavvâmîn’ kavramı, bu âyetlerde geçen Allah’ın irşada memur ve mezun kıldıklarıdır. Hem hakka ulaştırmak hem insanlar arasında adaleti gerçekleştirmek söz konusudur. Kimdir bunun sahipleri? Nisâ Suresi'nin 58. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).

Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

“Allah emanetleri sahibi olan Allah’a iade etmenizi emreder.” Ruhu teslim ettiğiniz zaman fizik vücut emanet olur. Onu teslim ederseniz nefs emanet olur. Onu teslim edersiniz, irade emanet olur. Onu teslim edersiniz emanetlerin hepsini sahibine teslim etmişsinizdir. O zaman Allahû Tealâ da diyor ki “Sen bütün emanetleri teslim ettiysen, o zaman Ben sana insanlar arasında hakemlik yaptığın zaman adaletle hükmetmeni emrediyorum.”

Demek ki bir insanın adaletle hükmetmesi ancak teslimlerin tamamlanmasıyla, emri Allah’tan almasıyla gerçekleşiyor. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20263 dk okuma0