Muhterem Hocam, mârufla emredip münkerden nehyetmek için belli bir teslim seviyesine ulaşmak gerekir mi? Münkere elle, dille ve kalple engel olmak ne anlama geliyor?
Soru
Muhterem Hocam, mârufla emredip münkerden nehyetmek için belli bir teslim seviyesine ulaşmak gerekir mi? Münkere elle, dille ve kalple engel olmak ne anlama geliyor?
Cevap
Evet, gerçekten mârufla emredip, münkerden nehyetmek geniş bir yelpazeyi kaplıyor. Ama aslında hak sahibi mârufla emreden, münkerden nehyeden mürşidlerdir.
Neden mürşidlerdir, başkaları değil? Çünkü mürşidler iradelerini de Allah'a teslim etmişlerdir. Dolayısıyla onlar bir emir verdiği zaman, o emri veren kişi değil, iradesi Allah'a bağlı olduğu için doğrudan doğruya Allahû Tealâ emrediyor.
İşte bütün Allah'ın resûllerini, mürşidleri Allahû Tealâ niçin gönderiyor? Nisâ 64'te:
NİSÂ-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi), ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfere lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah'ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka bir şey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah'tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah'ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl'ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.
“… Allah'tan mağfiret dileselerdi ve Mürşidleri de onlar için mağfiret talebinde bulunsaydı, Allah her iki tarafın tövbesini kabul ederdi.” Günahlar sevaba çevrilirdi. Şefaat olayı gerçekleşirdi. Allahû Tealâ'nın Kur'ân'daki hakikati bu.
Ama mârufla emretmek, münkerden nehyetmek nereden başlıyor? Allah sizin ruhunuzu teslim aldıktan sonra başlıyor. Çünkü Allah ruhunuzu kendisine ulaştırmışsa ilmel yakînin sahibisiniz. İlmel yakîn sahibi olan kişi artık başkasına hakkı tavsiye eder, sabrı tavsiye eder durumdadır.
O zaman bihakkın mârufu emretmek ve münkerden nehyetmek iradesini teslim eden velî mürşidlerindir.
MÂ’RUF İLE EMREDEN VE MÜNKERDEN NEHYEDENLER (VELÎ MÜRŞİDLER)
1. ÂLİ İMRÂN-104 Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.
2. ÂLİ İMRÂN-110 Siz, insanlar için çıkarılmış (seçilmiş) olan, ümmetin hayırlı kişileri oldunuz. Mâruf ile emredersiniz ve münkerden nehy edersiniz (men edersiniz). Ve siz, Allah'a îmân ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü'mindir ve onların çoğu da fâsıklardır.
3. ÂLİ İMRÂN-114 Onlar, Allah'a ve yevmil âhire îmân ederler, mâruf (irfan) ile emreder ve kötülükten nehyederler (men ederler) ve hayırlara koşarlar. İşte onlar, sâlihlerdendir.
4. TEVBE-71 Ve mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, birbirlerinin dostlarıdır. Ma’ruf ile emreder ve münkerden nehyederler (yasaklarlar) ve namazı ikâme ederler ve zekâtı verirler. Allah ve O’nun Resûl'üne itaat ederler. İşte onlar, Allah, onlara rahmet edecek. Muhakkak ki Allah; Azîz’dir, Hakîm’dir.
5. TEVBE-112 …Allah’a ulaştırmak için ruhlarını yola çıkaranları, yeryüzünde ibretle gezip tefekkür edenleri); rükû ve secde edenleri, ma’rufla emredenleri, münkerden nehyedenleri (yasaklayanları), Allah’ın hudutlarını muhafaza edenleri ve mü’minleri müjdele!
6. HACC-41 Yeryüzünde onlara imkânlar verseydik, namazı ikame ederler (kılarlar), zekâtı verirler, maruf ile emrederler ve münkerden nehyederlerdi (yasaklarlardı). Bütün işlerin akıbeti (sonucu), Allah’a aittir (hüküm ve takdir Allah’ındır).
7. LOKMÂN-17 Ey yavrum, namazı ikame et (namaz kıl)! Ma’ruf ile (irfanla, iyilikle) emret ve münkerden (kötülükten) nehyet (münkeri yasakla, mani ol). Ve sana isabet eden şeylere (musîbetlere) sabret. Muhakkak ki bu, azmedilen (mutlaka yapılması gereken) işlerdendir.
Öyleyse en üst seviyede hak sahibi iradesini de Allah'a teslim edenlerdir. Ama bu nereden başlıyor? İlmel yakîn olan, Allah'ın ruhumuzu Kendisi'ne ulaştırdıktan sonra hakkı tavsiye etmek ve sabrı tavsiye etmekle başlıyor.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim, Îmân 95. Ayrıca bk. Buhârî, Îmân 42; Ebû Dâvûd, Edeb 59; Tirmizî, Birr 17; Nesâî, Bey’at 31, 41..
“Din nasihattır”
Sahâbe: Kimin için nasihattır? diye sordu.
Peygamber Efendimiz (S.A.V):
“Allah, Kitabı, Resûl’ü, mü’minlerin yöneticileri ve tüm Müslümanlar için nasihattır.”
Bunlar için din nasihattır. Geri kalan dinin temelidir.
Şimdi kardeşimiz sual soruyor. Münkere elle, dille ve kalple engel olmak. Yani şöyle diyelim, diyor ki bir haksızlığın vuku bulduğu yerde onu önlemeye elinle muktedirsen önlemiyorsan olmadı, sessiz şeytan durumdasın. Dilinle yap. O da olmadıysa kalbinle buğz et.
O sebeple herhangi bir yanlış söz konusu olduğu zaman biz orada seyirci olmayacağız.
Evet. Müslim'den rivayeten hadîste:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim, Îmân 78; Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17.
“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu, îmânın en zayıf derecesidir.”
Kalbiyle düzeltmek yanlış yapana gönülden meyl etmemektir. Hûd suresinin 113. âyet-i kerimesinde:
HÛD-113: Ve lâ terkenû ilellezîne zalemû fe temessekumun nâru ve mâ lekum min dûnillâhi min evliyâe summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve zalim olan kimselere meyletmeyiniz. O takdirde size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur. Sonra yardım olunmazsınız.
Öyleyse yanlışlar yapılıyor ama o yanlışların olduğu yerde insanlar korkuyorlar karşı çıkmaya. Eliyle engel olamıyor. O zaman diyor dilinle karşı çık. Ondan da korkuyorsa o zaman kalpten ona meyl etme.
Öyleyse 3 şey söz konusu. Yûnus'un ifadesiyle: “Sövene dilsiz gerek. Dövene elsiz gerek. Derviş gönülsüz gerek.”
Bu konularda bizim Allah için bir gayretin içinde olmamız lâzım.