Muhterem Hocam, misafirimiz “Büyüklerimizden mi öğreneceğiz, doğru yanlışı biz de biliyoruz.” dedi. Büyüklerimizden öğrendiğimiz bilgilerin doğru veya yanlış olduğunu nasıl ayırt e
Soru
Muhterem Hocam, misafirimiz “Büyüklerimizden mi öğreneceğiz, doğru yanlışı biz de biliyoruz.” dedi. Büyüklerimizden öğrendiğimiz bilgilerin doğru veya yanlış olduğunu nasıl ayırt edebiliriz?
Cevap
Kişi Kur’ân’ı bilmiyorsa, kendisine söylenenleri Kur’ân’la karşılaştıramaz, bilemez. Mâide Suresinin 104. âyet-i kerimesinde:
5/MÂİDE-104: Ve izâ kîle lehum teâlev ilâ mâ enzelallâhu ve ilâr resûlî kâlû hasbunâ mâ vecednâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’lemûne şey’en ve lâ yehtedûn(yehtedûne).
Ve onlara: “Allah’ın indirdiğine (Kur’ân’a) ve Resûl’e (itaate) gelin.” denildiğinde; “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey (dîn) bize yeter (kâfi)” derler. Ya onların babaları (bu gerçeklere ait) bir şey bilmiyorlarsa ve hidayete ermemişlerse de mi?
Evet, görüyoruz ki dinin temeli Allah’a ve Resûl’e itaat. Ama Bakara-78’de:
2/BAKARA-78: Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar.
İşte bu zan sahipleri doğruların ne olduğunu bilmiyorlar. Doğruyu bilmedikçe de yanlışı tabii tespit edemezler. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de Âli İmrân-7’de, Kur’ân’ın muhkem ve müteşabih âyetlerden oluştuğunu açıklıyor.
3/ÂLİ İMRÂN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
Kitab’ı sana indiren O’dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab’ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te’vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te’vilini Allah’dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O’na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl’elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).
Müteşabih âyetlerin mânâsını sadece Allah bilir. İlimde rusuh sahibi olanlar, “Her ikisi de Allah’tandır.” derler ama onlar tezekkür edemezler. Ne kalbinde zeyg olanlar ne rasihun müteşabih âyetleri tezekkür edemezler; ancak ulûl’elbab. Ulûl’elbab müteşabih âyetleri kimden öğreniyor? Allahû Tealâ’dan. Çünkü ulûl’elbabın 4 vasfından, 3 sonuç şartından bir tanesi ehli tezekkür olması, Allah’a sorup cevabını alabilmesidir. Bu sebeple Enbiyâ Suresinin 7. âyet-i kerimesinde:
21/ENBİYÂ-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.
Öyleyse cehaletten kurtulmanın yolu zikir ehline sormaktır. Zikir ehline sorduğunuz an, zikir ehli size Allah’ın izniyle cevapları, doğruları söyler. Her devirde doğrular Allah’ın kitabındadır; yanlışlar da insanların uydurduğu hurafeler.
Doğrular, Allah’ın doğrularıdır; Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşide tâbiiyet, ruhun teslimi, vechin teslimi, nefsin teslimi, ihlâs ve iradenin teslimi. Yanlışlar da bunların tam tersi; ulaşmayı dilememek, mürşide tâbî olmamak, vuslatı kesmek, zanda bulunmak, şâkîlerden olmak vs.
DOĞRULAR (ALLAH’IN DOĞRULARI)
1. RÛM-31: O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O’na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
ANKEBÛT-5: Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). …
2. MÂİDE-35: Ey âmenû olanlar; Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. …
BAKARA-256: ... Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. ...
3. RA’D-21: Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. …
BAKARA-120: ... “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” ...
ÂLİ İMRÂN-73: ... “Muhakkak ki hidayet Allah’a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır)” ...
4. NİSÂ-125: Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm’in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah’a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm’i dost edindi.
5. NİSÂ-103: Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah’ı zikredin! …
ÂLİ İMRÂN-191: Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah’ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah’ı zikrederler. …
6. BEYYİNE-5: Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar...
BAKARA-186: ... Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
7. BAKARA-132: Ve, İbrâhîm (A.S) onu (Allah’a teslim olmayı) kendi oğullarına vasiyet etti. Ve Yâkub (A.S) da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için seçti. Artık siz, Allah’a teslim olmadan ölmeyin.” diye (vasiyet etti).
ÂLİ İMRÂN-102: Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı “O’nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah’a) teslim olmadan ölmeyin!
YANLIŞLAR (YALANLAR / ŞEYTANIN BİZE KABUL ETTİRDİĞİ ZANLAR)
1. YÛNUS-7: Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
YÛNUS-8: İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
2. KEHF-17: … Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
KASAS-50: … Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? …
3. RA’D-25: … Allah’ın ahdini bozarlar (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim etmezler). Ve Allah’ın, O’na (Allah’a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler (ruhlarını Allah’a ulaştırmazlar). Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar …
A’RÂF-30: …bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Muhakkak ki; onlar, Allah’tan başka şeytanları dostlar edindiler. Ve onlar kendilerinin hidayete erdiklerini zannediyorlar (hesap ediyorlar).
4. MÂİDE-79: Yaptıkları kötülüklerden birbirlerini vazgeçirmeye (mani olmaya) çalışmıyorlardı. Yaptıkları şey ne kötü ...
ŞEMS-10: Ve kim, onun (nefsinin) kusurlarını örtmeye çalıştıysa (nefsini tezkiye etmemiş ise) hüsrana uğramıştır.
5. A’LÂ-11: Ve şâkî olan, ondan (zikirden) içtinap edecek (kaçınıp zikretmeyecek).
6. ÂLİ İMRÂN-110: ... Allah’a îmân ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü’mindir ve onların çoğu da fâsıklardır.
ÂLİ İMRÂN-119: …Ve sizinle karşılaşınca “Biz îmân ettik.” dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar...
7. HACC-8: Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir hidayetçiye ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder.
Herkes için doğrular vardır, yanlışlar vardır. Önemli olan Allah’ın doğrularıdır. Furkan Kur’ân’dır; tatbikatlar, olaylar dizisi Kur’ân’la yargılanacaktır. Oysa zamanımızda Kur’ân âyetlerini hiçe sayıyorlar ve insanların yazdıkları kitaplarla Kur’ân’ı yargılıyorlar. Onlara Allah’ın bugün emrettiği şeyler, Kur’ân’da öğrettiği şeyler söylendiği zaman onlar: “Biz babalarımızı, bizden evvelki nesilleri üzerinde bulduğumuz şeye tâbî oluruz.” yani emaniyye tâbî oluruz diyorlar. Allah razı olsun.