Muhterem Hocam, misafirimiz mürşid konusunda: “Ben kesinlikle Allah ile arama hiç kimseyi koymuyorum. Allah’tan bir şey dilersem O’ndan birebir isterim.” dedi. Bu konuyu açıklar mı

Soru

Muhterem Hocam, misafirimiz mürşid konusunda: “Ben kesinlikle Allah ile arama hiç kimseyi koymuyorum. Allah’tan bir şey dilersem O’ndan birebir isterim.” dedi. Bu konuyu açıklar mısınız?

Cevap

Allahû Tealâ’nın da kanunları var. Allahû Tealâ: “Biz resûllerimizi insanlar itaat etsin diye gönderiyoruz. O nefslerine zulmedenler sana gelselerdi, Allah’tan mağfiret dileselerdi, Resûl de onlar için mağfiret dileseydi...” buyuruyor.

4/NİSÂ-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).

Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka bir şey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.

Şimdi “Allah ile arama hiç kimseyi koymuyorum. Allah’tan isterim.” diyor. İşte o istediğin Allah, kendisi bir kanun olarak ne yapmış? Kendisiyle senin arana resûl koymuş, elçi koymuş. Ona itaat edeceksin.

Şimdi bu kardeşimiz belki diyecek ki: “Tamam, işte ben zaten Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbîyim.”

Tâbî olduğunu zannediyor. Çünkü Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i eğer gerçekten Allah’ın Resûlü olarak görüyor ve Resûl’e itaat ediyorsa, o zaman 7 tane hadîste bizzat Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor:

7 GRUP HADÎSTE MÜRŞİDE TÂBİİYET

HADÎS-İ ŞERİF 1:

“Benden sonra nebîler gelmeyecek. Nübüvvet benimle sona ermiştir ama benden sonra halifeler, imamlar gelecek. Onlara itaat eden, bana itaat etmiştir. Onlara asi olan, bana asi olmuştur.”

Kaynak: Sahih Buhârî 11. cilt, sayfa 181

HADÎS-İ ŞERİF 2:

“Benden sonra nebî gelmeyecek, âlimler gelecek, halifeler gelecek. Onlara tâbî olan bana tâbî olur, onlara asi olan bana asi olur.”

Kaynak: Sahih Buhârî 9. cilt, 1409. hadîs

HADÎS-İ ŞERİF 3:

“Size ruh verenler gelecek, onları arayıp bulun. Kim zamanın imamına tâbî olmazsa cahiliyet üzere ölür.”

Kaynak: Sahîh-i Müslim 58, no: 1851

“Sahâbem yıldızlar gibidir. Hangisine tâbî olursanız, doğruya erersiniz.”

Kaynak: Feyzu’l-Kadîr 4, 76

HADÎS-İ ŞERİF 4:

“Benim sünnetime ve benden sonra gelen râşid halifelerin yoluna tâbî olun.”

Kaynak: Ebû Dâvud, Melâhim, 1

“Her asırda ümmetimden Allah’a itaat ve hayırda yarışanlar bulunacaktır.”

Kaynak: Elbânî, Nasuruddin, Silsiletü’l-Ehâdîs es-Sahîha, Beyrut, 1991, V.7

HADÎS-İ ŞERİF 5:

“Kim bana itaat ederse muhakkak ki Allah’a itaat etmiş olur. Kim bana isyan ederse Allah’a isyan etmiş olur. Her kim imamına (kâmil mürşide veya devrin imamına) itaat ederse muhakkak ki bana itaat etmiş olur. Her kim imam’a isyan ederse muhakkak ki bana isyan etmiş olur.”

Kaynak: İbn Mâce 8/2589

HADÎS-İ ŞERİF 6:

“Hudeybiye’de ağaç altında biat edenlerden hiç kimse ateşe girmeyecektir.”

Kaynak: Müslim

“Ey insanlar! Hepiniz dalâlettesiniz. Hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi hidayete erdireyim.”

Kaynak: Riyâzü’s-Sâlihîn, s.137

HADÎS-İ ŞERİF 7:

“Muhakkak Allah her yüzyılda (asırda) bir kimse din işlerini yenileyen, tazeleyen, ba’seder. Sizden bir taife halkı Allah’a davette misal olanlar. Bunlar ehl-i haktır. Bu kimseler din işlerini yeniler, tazeler. Bu Allah’ın dostları, Allahû Tealâ’nın kullarına sevdirilir.”

Kaynak: Ebû Dâvud

“Şüphesiz ki Allah her yüzyılın başında bu ümmete din işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir.”

Kaynak: Sahih-i Buhârî; Müslim; Sünen-i Ebû Dâvud, s.100

________________________________________

Şimdi Allah diyecek ki: “Ben resûlleri insanlar kendisine itaat etsin diye gönderiyorum.” Ve insanların da o resûllere müracaat etmesini istiyor.

Bu kişi bunu dinlemeyecek, “Ben Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i Resûl olarak görüyorum, başka kimseyi görmüyorum.” Ama Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bakın hadîs-i şerifte:

“Benden sonra nebîler gelmeyecek. Nübüvvet benimle sona ermiştir ama benden sonra halifeler, imamlar gelecek.”

Yani “Ben Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i mürşid olarak kabul ediyorum.” diyen kişi, onun bu sözünü de yerine getirmesi, itaat etmesi lâzım.

O zaman ne yapması lâzım?

Allah’ın uygun gördüğü biçimde hacet namazı ile halifeyi istemesi lâzım. Hacet namazıyla mürşidini Allah’tan sorması lâzım.

İkinci hadîs-i şerifte: “Ona tâbî olan bana tâbî olmuştur. Ona asi olan bana asi olmuştur.”

Üçüncü hadîs-i şerifte: “Size ruh verenler gelecek, onları arayın, bulun.”

Yani sevgili kardeşim, Allahû Tealâ’nın gönderdiği mürşid olmadan gök kapıları kimseye açılmaz.

Sen “Ben Allah’tan istiyorum.” diyorsun ama istediğini zannediyorsun. Aslında istediğin Allah değil, yol kesici olan iblis geliyor devreye giriyor. Çünkü iblisin de bir vazife yaptığını biliyoruz.

İblis ne diyor?

“Ben Senin Sıratı Mustakîm’ine oturacağım. Önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından gireceğim. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.”

İşte “Ben mürşidden istemiyorum, kendimle arasına kimseyi koymuyorum.” Bu aslında iblisin bir tuzağı.

Eğer Allah kanun olarak koymuşsa ve senin O’na ulaşmanı istiyorsa ki Allahû Tealâ âyetlerde öyle söylüyor, o zaman “Ben koymuyorum.” diyen kişi bu âyetle Allah’a isyan ediyor, farkında değil.

Bir insanın taleplerini doğrudan Allah’a iletmesi ile arada bir mürşid olması arasında fark var mıdır?

Vardır tabii.

Bakara-186’da Allahû Tealâ diyor ki:

2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, felyestecîbû lî velyu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).

Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O hâlde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

Nisâ-64 keza öyle.

4/NİSÂ-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).

Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka bir şey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.

________________________________________

Nitekim Yunus Emre kıtlık zamanında Hacı Bektaş’ın kasabasına gidiyor ve Hacı Bektaş-ı Velî diyor ki:

“Dünyalık olan buğday mı istersin, himmet mi istersin? Nedir gayretin?”

O diyor ki:

“Buğday.”

Ama yarı yolda:

“Himmetin ne olduğunu bilmiyorum.”

diye tekrar gerisin geri geliyor.

“Efendim.” diyor, “Himmet de bana teklif ettin ama himmetin ne olduğunu bilmiyorum. Ne yapar bu? Bu himmet benim çocuklarımın karnını doyurur, koyunlarımı güder mi? Ne yapar?”

O zaman Hacı Bektaş-ı Velî diyor ki:

“Himmet seni güder, sen de çocuklarının karnını doyurur, koyunları güdersin.”

Öyleyse Allah’a giden yolun birinci bölümü gayret, himmet ve nusrettir; birbirinin ardından gerçekleşen üç ayrı safhadır.

Allah’ın yolunda bütün güzelliklerin yaşanması bizlerin gayretine bağlıdır. Ama gayret kişiyi liyakat sahibi kılar. Allah’ın yardımı kişinin liyakatiyle paralel olarak gelir.

Liyakatimizin oluşması sizin, bizim gayretimize bağlı; irşad makamının da himmetine ve Allah’ın da bu himmeti kabul buyurup yardım etmesine bağlıdır.

İrşadın temeli himmete dayalıdır.

Biliniz ki mürşidin himmeti olmaksızın hiç kimse Allah’a ulaşamaz, teslimini hiç kimse başaramaz. Zaten âyet öyle diyor.

Himmetin sonucu Allah’ın ni’metidir.

Ne diyor Rahmân-33’te?

55/RAHMÂN-33: Yâ ma'şerel cinni vel insi inisteta'tum en tenfuzû min aktâris semâvâti vel ardı fenfuz(fenfuzû), lâ tenfuzûne illâ bi sultân(sultânin).

Ey insan ve cin topluluğu! Semaların ve arzın kuturlarından (çaplarından) nüfuz etmeye (çıkıp gitmeye) eğer gücünüz yetiyorsa, haydi nüfuz edin (geçip çıkın)! Bir sultan (bir mürşid) olmaksızın nüfuz edemezsiniz (geçip çıkamazsınız).

Bir sultan olmadan olmaz. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 19 Eylül 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20267 dk okuma1