Muhterem Hocam, Muhterem Efendimiz bir sohbetinde “Kur’ân-ı Kerim kavramları insanları kurtaramayacak şekilde din adamları tarafından anlatılıyor.” buyuruyor. Bu kavramların aslî m

Soru

Muhterem Hocam, Muhterem Efendimiz bir sohbetinde “Kur’ân-ı Kerim kavramları insanları kurtaramayacak şekilde din adamları tarafından anlatılıyor.” buyuruyor. Bu kavramların aslî mânâsına kavuşması için üzerimize düşenler nelerdir?

Cevap

"Mürşidden Kur’ân-ı Kerim’i öğrenmektir. Nitekim sevgili kardeşlerim, hiçbir âyette “Ey Benim kullarım alın Kur’ân-ı Kerim’i okuyun, hayatınıza tatbik edin.” diye bir Allah’ın emri yok. Tam tersi, işte Bakara 159:

2/BAKARA-159 İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ minel beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).

Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını) Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder.

O size âyetlerimizi tilâvet ediyor. O sizin nefsinizi tezkiye ediyor. O size kitabı öğretiyor. O size hikmeti öğretiyor. Hikmetin ötesini o size öğretiyor. 5 görevin 5 görevi de kime ait? Mürşide ait.

Gelelim 2. âyet. Bakara 151.

2/BAKARA - 151

Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).

Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’ı (Kurânı Kerim’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

O size âyetleri tilâvet ediyor. O sizin nefsinizi tezkiye ediyor. O size kitabı öğretiyor. O size hikmeti öğretiyor. Hikmetin ötesini o size öğretiyor. Dinin tamamına 5 görev. Yine o mürşid devreye giriyor. Gelelim Âli İmrân 164, gelelim Cum’a 2:

3/ÂLİ İMRÂN - 164

Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).

Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

62/CUMA - 2

Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).

Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

Yani hiçbirimize, “Ha senin Arapçan var ey kulum. Zaten Kur’ân-ı Kerim’i de sana Arapça indirdim. Al oku, hayatına tatbik et.” diye bağımsız bir emir söz konusu değil. Tam tersi Kur’ân-ı Kerim Benim kelâmım. Ben sana indiriyorum. Nitekim Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bir beşer. Ama bu beşere bu Kur’ân-ı Kerim’i indiren kim? Cebrâil (A.S), mürşidi Cebrâil (A.S) ve de indirmiş ve Cebrâil (A.S) ona anlatmıştır. “Benim mürebbim, benim mürşidim Cebrâil (A.S) olmasaydı ben de Rabbim’e ârif olamazdım.”

Öyleyse Allah’ın bir kanunu. Yani arkadaş birisinin kafasına esti, güneş ne devamlı doğudan doğuyor, olmaz mı? Yani bir de biraz daha batıdan doğsun. Böyle saçmalıklar insanların aklına gelebilir ama Allah’ın evrensel değişmez kanunları var. Bize düşen o kanunları sorgulamak yerine ne yapmaktır? İtaat edip istifadesine, faydasına ulaşmaktır. Bize düşen bu Allah’ın izniyle.

Bu kavramların aslî mânâsına kavuşması için üzerimize düşen, mürşide tâbî olup öğrenmektir. Meselâ bugün birçok insanla bir konuşun bakalım. Herkes dünyanın adaletsizliğinden bahseder. Herkes dünyada yapılan zulümlerden bahseder. Öyle değil mi? Hiç karşılaşmadınız mı? Oturun bakalım. 1 ton haksızlıktan bahseder. Ama o 1 ton bahsedilen haksızlıklardan bir kısmı da bize ait değil mi? Biz kendimize düşeni ne yapıyoruz? O haksızlıkların olmaması mânâsında biz ne yapmış oluyoruz?

Dikkat ederseniz Hristiyanlarda şöyle bir şey var: “Karanlığa küfredeceğine mum yak.” diyor. O zaman bizim her zaman kendimizi sorgulamamız lâzım sevgili kardeşlerim. Yani haksızlıklar olacak ama biz o haksızlıkların, o zulmetin olmaması için ne yapıyoruz? Mum yakmamız lâzım. Yani daima kendimizi sorgulamamız lâzım ve mutlaka orada kendimize düşeni yapmamız lâzım. Ona boyuna çatmak yerine kendimizi değiştirip o konuda görevimizi yerine getirmemiz lâzım inşaallah."

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 3 Ekim 2026Son güncelleme: 3 Ekim 20264 dk okuma0