Muhtrerem Hocam, insanın hidayete ulaşmasında iradenin rolü nedir ve şeytan insanları Kur'ân dışı zanlarla (emâniye) nasıl saptırmaktadır?
Soru
Muhtrerem Hocam, insanın hidayete ulaşmasında iradenin rolü nedir ve şeytan insanları Kur'ân dışı zanlarla (emâniye) nasıl saptırmaktadır?
Cevap
Hamdeder, şükrederiz geleceğini Allah'ın bize müjdelediği, "Ümmetimin en hayırlısı" diye buyurduğu, kırk üç sene boyunca bütün bu insanlar arasındaki kavgayı tamamen sonlandırıp dünyada sulh ve sükunu, barışı yaşatmak üzere Allah'ın vazifeli kıldığı Efendimiz bir hakkın a'dan z'ye kadar yedi yirmi dört çalışarak hep insanların mutluluğu için kılavuz oldu, rehber oldu. Ama ulaştığımız netice bu. Neden bu kadar sonuca gidemiyoruz diyeceksiniz? Çünkü irade kişinin kendisinde. İrade kutsal. Kutsal iradeye Allah karışmadığı gibi kimsenin karışmasını istemiyor. Siz açıklamakla vazifelisiniz ama karar mekanizması kimde?
Kişinin kendisinde. İradesini o kullanacak. O dilerse ulaşmayı diler, dilemezse Allah'a ulaşmayı dilemez. İşte iblis en insanların baş düşmanı, nefsin on dokuz afetin yüzde yüz tesir ediyor. Her halükarda başlangıçta bir, sıfır galip durumda iblis. Herkes Nefs-i Emmârede. Herkes nefsinin emrettiğini yaşamaya çalışıyor, onu mutlu zannediyor, mutluluk addediyor. Ve herkes diyor ki: "Ben dünyada ne kadar zengin olursam, şan şöhret sahibi olursam, makam sahibi olursam ben o derece mutlu olacağım." Ama kesinlikle bu Kur'ân âyetleriyle örtüşmüyor, Kur'ân-ı Kerim âyetlerine aykırı.
Ve bu sebeple iki grup insanı Allahû Tealâ Kur'ân'da zikrediyor: Bir hamele-i Kur'ân olanlar (Kur'ân taşıyıcıları), bir de kitabı bilmeyenler. İşte bu kitabı bilmeyenler tamamen şeytanın zanlarını yüklenen insanlardır. Bakara 78'de:
2/BAKARA-78 Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar.
"Onlar ümmidirler, kitabı bilmezler, zan ederler." Yüklendikleri şey Kur'ân âyetleri değil, emâniye. Emâniye ise Kur'ân âyetleri olsaydı ne olacaktı? Kur'ân âyetlerini Allah onlara verecekti, onların kalbine nakşedecekti. Emâniye ise insana yükleyen şeytan. Emâneyi şeytanın yüklendiğini nereden biliyoruz? Yine Kur'ân bize haber veriyor. Nisâ 119'da iblis diyor ki:
4/NİSÂ-119 Ve le udillennehum ve le umenniyennehum ve le âmurannehum fe le yubettikunne âzânel en’âmi, ve le âmurannehum fe le yugayyirunne halkallâh(halkallâhi. Ve men yettehıziş şeytâne veliyyen min dûnillâhi fe kad hasira husrânen mubînâ(mubînen).
Ve onları mutlaka dalâlette bırakacağım. Ve onları, mutlaka emaniyyeye (kuruntuya) düşüreceğim ve mutlaka onlara emredeceğim. Böylece onlar, mutlaka davarların kulaklarını kesecekler ve onlara emredeceğim, öyle ki mutlaka, Allah'ın yarattığını değiştirecekler. Ve kim, Allah'tan başka, şeytanı dost edinirse artık o, apaçık bir hüsranla hüsrana uğramıştır.
"Onları dalâlette bırakacağım, onlara emâniyeyi emredeceğim." İşte âyetin başında: "Onları mutlaka dalâlete bırakacağım, onları mutlaka emâniye-i kuruntuya düşüreceğim." Yani bugün Kur'ân'ın dışındaki zanlarla hayatını yaşayan insanlar hepsi şeytanın kendilerine yüklendiği birtakım negatiflerin sahipleri. Bakara 79'da:
2/BAKARA-79 Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).
Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah’ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun, elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.
"Elleriyle kitap yazanların vay haline! Ne yazıyorlar bu insanlar? Elleriyle kitap yazanlar Kur'ân-ı Kerim'e muhalif din hükümleri zannettikleri zanlara tâbi oluyorlar, bidatleri devreye koyuyorlar.