Muhterem Hocam, mü’min olma standardı bir insanda nasıl oluşur? Günümüzdeki insanların mü’min olma kavramıyla Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de belirlemiş olduğu mü’min kavramı arasında n
Soru
Muhterem Hocam, mü’min olma standardı bir insanda nasıl oluşur? Günümüzdeki insanların mü’min olma kavramıyla Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de belirlemiş olduğu mü’min kavramı arasında neler değişmiştir?
Cevap
MÜMİN OLMANIN 7 İNANÇ ŞARTI
1. Allah’a inanmak. BAKARA-285
2. Meleklerine inanmak. BAKARA-285
3. Allah’ın Kitaplarına inanmak. BAKARA-285
4. Resûllerine inanmak. BAKARA-285
5. Ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaştırılmasına inanmak. RAD-21
6. Hayrın Allah’tan, şerrin insanın nefsinden olduğuna inanmak. NİSÂ-79
7. Ba’su ba’del mevt’e, ölümden sonra tekrar canlandırılacağınıza inanmak. BAKARA-28, 56
ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYEN KİŞİNİN 7 KALP ŞARTI
1. Kalpteki ekinet alınır. EN’ÂM-46
2. İhbat konur. HACC-54
3. Kalp Allah’a döndürülür. KAF-33
4. Kalbe giden nur yolu açılır. EN’ÂM-125
5. Kalbin mührü açılır. ZUMER-22
6. Kalpteki küfür kelimesi alınır. EN’ÂM-46
7. Kalbe iman yazılır. MUCÂDELE-22
7 NİMET
1. Devrin İmamının Ruhu Gelir. MU’MİN-15
2. Kalbe İman Yazılır. MUCÂDELE-22
3. Günahlar Sevaba Çevrilir. FURKÂN-70
4. Ruh Vücudu Terk Eder. NEBE-39
5. Fizik Vücut Allah’a Kul Olmaya Başlar. RA’D-36
6. Salih Amel (Zikir) Başlar. ZUMER-23
7. İradenin Güçlenmesi. BAKARA-257
Sevgili kardeşlerim inanç şartlarıyla insanlar mü’min olduklarını zannediyorlar. Hâlbuki şimdi inanç şartlarına baktığımız zaman Allah'a inanmak salt Allah'a inanmak kurtuluş için mümkün değil. Meleklerine inanmak keza öyle, kitaplarına inanmak, Resûller inanmak, ruhun ölmeden evvel Allah'a ulaşmasına inanmak, hayrın Allah'tan şerrin nefsinden olduğuna inanmak, “basu badel mevte” ölümden sonra dirilmeye inanmak.
2/BAKARA-177 Leysel birre en tuvellû vucûhekum kıbelel maşrıkı vel magrıbi ve lâkinnel birre men âmene billâhi vel yevmil âhırı vel melâiketi vel kitâbi ven nebiyyîn(nebiyyîne), ve âtel mâle alâ hubbihî zevil kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîne vebnes sebîli, ves sâilîne ve fîr rıkâb(rıkâbi), ve ekâmes salâte ve âtez zekât(zekâte), vel mûfûne bi ahdihim izâ âhed(âhedû), ves sâbirîne fîl be’sâi ved darrâi ve hînel be’si ulâikellezîne sadakû, ve ulâike humul muttekûn(muttekûne).
Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (hakiki îmânı yansıtan) BİRR (ebrar kılacak davranış biçimi) değildir. Lâkin birr, kişinin, Allah’a, yevm’il âhire (Allah’a ulaşılan sonraki güne, hidayet gününe, vuslat gününe) meleklere, Kitab’a ve peygamberlere îmân etmesi ve sevdiği maldan, akrabalara (yakınlık sahiplerine) yetimlere, miskinlere (çalışamaz durumda olan ihtiyarlara), yolda kalmış yolculara, isteyen (muhtaçlara), köle ve (kurtulmaları için) esirlere vermesi ve namazı kılması, zekâtı vermesidir. Ve (Allah’a ve insanlara) ahd verdikleri zaman ahdlerine vefa edenler (yerine getirenler), zorlukta ve darlıkta ve şiddetli savaş halinde sabredenler, işte onlar sadık olanlardır. İşte onlar muttekilerdir (takva sahibi olanlardır).
Şimdi amentü şerrine baktığımız zaman ister Bakara 177’de olsun işte diğer âyetlerdeki inanç şartlarının kurtuluşa ulaştıran bölümü mutlaka o kişinin kalp şartlarının devreye girmesiyle gerçekleşiyor. Mesela ne diyor Allahû Tealâ? “ve lâkinnel birre men âmene billâhi (1) vel yevmil âhırı (2) vel melâiketi (3) vel kitâbi (4) ven nebiyyîne (5) Bunlar inanç şartları ama inanç şartlarına kalp şartları eklenmediği süre içerisinde o kişinin kurtuluşa ulaşması mümkün değil.
2/BAKARA-285 Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr(masîru).
Resûl, Rabbinden kendisine indirilene îmân etti ve mü’minler de, hepsi Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına ve resûllerine îmân etti. “Biz, O’nun resûlleri arasından (hiç) birini, diğerinden ayırmayız.” Ve “ışittik ve itaat ettik! Ve Rabbimiz, Senin mağfiretini (dileriz). Ve masîr (varış) Sana’dır (Sana doğru yola çıkarız ve Sana ulaşırız).” dediler.
Meselâ Bakara 285. âyet-i kelimesine baktığımız zaman ne diyor Allahû Tealâ? “Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn Allah'ın Resûl’ü kendisine indirilen îmân etti ve mü’minlerdi. kullun âmene billâhi (1) ve melâiketihî (2) ve kutubihî (3) ve rusulihi (4)Allah, melekler, kitap ve Resûller. lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih “Biz, O’nun resûlleri arasından (hiç) birini, diğerinden ayırmayız.” ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ. İşte kurtuluşa ulaştıran olay bu “işittik ve itaat ettik.” Yani itaatin başladığı yer kişinin Allah'a ulaşmayı dilediği yer.
67/MULK-10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.
Mulk Suresinin 10. âyet-i kerimesinde ne diyor? “lev kunnâ nesmeu ev na'kılu işitseydik ve akletseydik, itaat etseydik yani içseydik ve akletseydik bugün cehennemde olmazdık. İşte bunlar sadece salt inanç şartlarıyla değil kalp şartları da devreye girmiş insanlar ve o sebeple kurtuluştadırlar.
O zaman kardeşimiz diyor ki: “Günümüzdeki insanları mü’min olma kavramıyla Allah'ın Kur’ân-ı Kerim'de verilmiş olduğu mü’min kavramı arasında neler değişmiştir?”
Kişi Allah'a inanıyor ama inanç şartı kurtuluşta olmak için yeterli değil. Ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşmasına inanıyor yine yeterli değil. Farz olduğuna inanıyor yine yeterli değil. Ancak o kişinin kalpten Allah'a ulaşmayı dilemesi yani inancı kalbe indirmesi o zaman kurtuluşa ulaşıyor. Kişinin îmân ettiğini kalbe indirmesi gerekir.
1. kalbinde olmayanı diliyle söyleyenler sadece inanç şartlarına bağlananlar.
2. kalbinde olanı diliyle söyleyenler.
DİLİNİN SÖYLEDİĞİ KALBİNDE OLMAYANLAR
Mâide 41: Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin....
Hucurât-14: Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah’a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi...
Âli İmrân-167: ...onlar, îmândan çok küfre yakındırlar. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar...
Fetih-11: Araplardan muhallefunlar (geride kalanlar), sana: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Artık bizim için mağfiret dile.” diyecekler. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleri ile söylüyorlar...
Munâfıkûn-1: ...“Biz şehadet ederiz. Muhakkak ki sen, gerçekten Allah’ın Resûl’üsün.” dediler. Ve Allah, muhakkak ki senin, gerçekten Kendisinin Resûl’ü olduğunu biliyor. Ve Allah şehadet eder ki, münafıklar gerçekten yalancıdırlar.
Hadîs-i Şerîf: “...Bu kimsenin soyundan öyle bir kavim türeyecek ki, onlar Kur’ân’ı okuyacaklar fakat Kur’ân’ın tatlılığı onların gırtlaklarından öteye geçmeyecek...”
Müslim 1064/143, Buharî 6123, 6124, Ebu Davud 4764
DİLİNİN SÖYLEDİĞİ KALBİNDE OLANLAR
Bakara-45: Sabırla ve namazla istiane isteyin. Ve muhakkak ki o huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
Bakara-46: Onlar ki, Rab’lerine muhakkak mülâkî olacaklarına ve O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
En’âm-125: Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime açar...
En’âm-36: (Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir...
Enfâl-29: Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan sahibi kılar! Ve sizden günahlarınızı örter ve size mağfiret eder.
Hacc-54: Ve kendilerine ilim verilenlerin onun söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu idrak etmesi içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidâyet edendir.
Kaf-33: Gaybda Rahmân’a huşû duyanlar ve münîb (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).
O zaman kurtuluşa ulaşmanın belleyici faktörü kalptir. Dili kalbe indirenler, dili kalbe indirmeyenler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylüyorlar. Ağızlarıyla îmân ettik deyip kalpleriyle îmân etmeyenler ve bunun gibi. O halde kurtuluşun olmazsa olmaz şartı mutlaka kişinin kalpten Allah'a ulaşmayı dilemesi lâzım.
22/HACC-54 Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.
İşte kendisine tebliğ ulaştığı zaman Hac 54'e göre yani kurtuluşta olanlar Allah'ın kalplerine ihbat koyduğu kişiler, kalplerini Allah'ın ihbat koyduğu kişiler onlar kurtuluştadır. Kurtuluşta olan bu insanlar Resûl’ün söylediklerin Hak’tan inen sözler olduğuna hem inanıyorlar hem de onu kalplerine indiriyorlar. Allah da onları Sıratı Mustakîm'e ulaştırıyor.