Muhterem Hocam, mürşid farz mıdır? Bir misafirimiz mürşid konusunda "Kur'an çok açık bir kitap. Başkalarının anlatmasına gerek yok. Bizim anlayacağımız dilde yazılmıştır. İsteyen i
Soru
Muhterem Hocam, mürşid farz mıdır? Bir misafirimiz mürşid konusunda "Kur'an çok açık bir kitap. Başkalarının anlatmasına gerek yok. Bizim anlayacağımız dilde yazılmıştır. İsteyen irşad görevini kendisi yerine getirebilir." dedi
Cevap
Sevgili kardeşlerim, mürşid konusunda “Kur’ân açık bir kitaptır, başkasına gerek yoktur” düşüncesi külliyen bu zandır, yanlıştır.
Kur’ân-ı Kerim bir vahiy kitabıdır. Şu anda o kişiye sorsanız herkes Allah’tan vahiy alabilir mi? Cevap: “Ben kim, vahiy almak kim?”
Vahiy, beşerin Allah’la konuşmasıdır. Şûrâ 51.
42/ŞÛRÂ-51 Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hıcâbin ev yursile resûlen fe yûhıye bi iznihî mâ yeşâu, innehu aliyyun hakîm(hakîmun).
Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahyile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.
Öyleyse Kur’ân-ı Kerim vahiy ise kim bu Kur’ân-ı Kerim’i anlayabilir? Allah’la konuşabilen insanlar. Allah’ın Resûlü hadîsinde bunu hikmet sahibi âlimler olarak zikretmiş. Öyleyse Kur’ân-ı Kerim’i biz hikmet sahibi âlimlerden öğrenebiliriz.
Hikmet sahibi âlimin özelliği nedir?
HİKMET SAHİBİ ÂLİMLER
1. BAKARA-129 Rabbimiz, onlara, içlerinden Senin âyetlerini tilâvet eden, Kitab’ı ve hikmeti öğreten ve onları tezkiye eden bir resûl be’s et.
2. BAKARA-151 Nitekim size, aranızda, size Bizim âyetlerimizi tilâvet eden ve sizi tezkiye eden, size Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerîm’i) ve hikmeti öğreten ve size bilmediklerinizi öğreten bir resûl gönderdik.
3. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlere içlerinden bir resûl be’s etmekle onlara ni’mette bulundu. O’nun âyetlerini onlara tilâvet eder, onları tezkiye eder, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretir.
4. CUMA-2 Ümmîler arasından, kendilerinden bir resûl be’s eden O’dur. O’nun âyetlerini onlara tilâvet eder, onları tezkiye eder, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretir.
NEFSİN TEZKİYE EDİLMESİ
1. NİSÂ-49 Kendi nefslerini tezkiye edenleri görmedin mi? Hayır (öyle değil). Ancak Allah, dilediği kimsenin nefsini tezkiye eder.
2. NÛR-21 Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı, içinizden hiçbiriniz ebediyen tezkiye olmazdı. Lâkin Allah, dilediğini tezkiye eder.
3. NECM-32 Öyleyse nefslerinizi tezkiye etmeyin (kendinizi temize çıkarmayın). O (Allah), kimin takvâ sahibi olduğunu daha iyi bilendir.
Bir tanesi daimî zikirdir.
Bir tanesi devamlı hayır işlemesidir.
Bir tanesi Allah’la konuşmasıdır.
Tezekkür ehli olmasıdır.
Ve bunun gibi 7 özelliğin sahibi, kalbi 7 kademe müzeyyen olmuştur.
Öyleyse biz Kur’ân-ı Kerim’i mürşidden, yani kalbi 7 kademe müzeyyen olandan, üst seviyede kalbi 14 kademe müzeyyen olandan ve en güzeli Allah’ın tayin ettiği mürşidden kalbi 19 kademe müzeyyen olandan öğrenebiliriz. Allahû Tealâ bunu farz kılmış mı? Evet.
Kur’ân-ı Kerim varken mürşidlere gerek yok mudur? Kur’ân-ı Kerim varken mürşide gerek vardır. Çünkü Kur’ân-ı Kerim mürşidlerin kitabıdır.
5/MÂİDE-35 Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
3/ÂLİ İMRÂN-7 Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).
Âli İmrân 7: Kur’ân-ı Kerim’in muhkem ve müteşabih âyetlerden oluştuğu ve müteşabih âyetlerin manasını ancak Allah’ın bildiğini ve Allah’ın bildiğini Allah'tan öğrenip alanlar, onlar ulûl'elbab'dır onlarda bize öğretirler. Enbiyâ 7 bu sebeple:
21/ENBİYÂ-7 Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.
Gerçekten Kur’ân-ı Kerim bir mürşidtir. Ne zaman o Kur’ân’ın o kitabın emirlerine itaat ettiğiniz zaman o emir mürşide ulaşmanızı şart koşuyor. Üzerimize farz kılıyor. Allah’tan hacet namazı ile irşad makamını istemesi Allahû Tealâ tarafından kesin bir emir olarak görülüyor.
Ayrıca herkesin Kur’ân-ı Kerim’in tevilinde, Kur’ân-ı Kerım’in manasını açıklamakta Allah Katı'nda ayrı bir yeri vardır. Herkes muhtevasındaki ilim seviyesine göre açıklamalarda bulunabilir. Müteşabih âyetlerin anlamlarını ise sadece ulûl'elbab tezekkür edebilir. Yani Kur’ân-ı Kerim’in bir kısım âyetleri müteşabihtir ve o seviyedeki müteşabih âyetleri ulûl'elbab'dan öğrenebiliriz.
"Eee ben onu öğrenmesem de olur." derseniz hangi âyetin müteşabih, hangi âyetin muhkem olduğunu bilmiyoruz ama Allahû Tealâ Bakara 85’te:
2/BAKARA-85 Summe entum hâulâi taktulûne enfusekum ve tuhricûne ferîkan minkummin diyârihim, tezâharûne aleyhim bil ismi vel udvân(udvâni), ve in ye’tûkum usârâ tufâdûhum ve huve muharremun aleykum ihrâcuhum e fe tu’minûne bi ba’dil kitâbive tekfurûne bi ba’d(ba’dın), fe mâ cezâu men yef’alu zâlike minkum illâ hızyun fîl hayâtid dunyâ, ve yevmel kıyâmeti yureddûne ilâ eşeddil azâb(azâbi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).
Sonra siz, öyle kimselersiniz ki birbirinizi öldürüyorsunuz, sizden bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz ve onlara karşı günah ve düşmanlıkta yardımlaşıyorsunuz. Eğer onlar, size esir olarak gelseler, onların yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış olduğu halde (onların yurtlarında kalmalarına izin vermeyip) fidye karşılığı değiştirirsiniz. Yoksa Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında ancak rezilliktir. Kıyâmet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine maruz bırakılır. Ve Allah, yaptığınız şeylerden gâfil değildir.
“Siz âyetin bir kısmına îmân edip bir kısmını inkâr ederseniz..” Înkâr edenlerin cehenneme gideceği açık ortada. Allah razı olsun.