Muhterem Hocam, mürşid vefat etmiş âlimlerden biri olabilir mi? Yoksa mutlaka yaşayan bir mürşid mi olmalıdır?

Soru

Muhterem Hocam, mürşid vefat etmiş âlimlerden biri olabilir mi? Yoksa mutlaka yaşayan bir mürşid mi olmalıdır?

Cevap

Yaşayan mürşid olmalıdır sevgili kardeşlerim. Çünkü Allah’ın cereyanının, tâbî olduğu mürşidden ona geçebilmesi için mutlaka mürşidin elinin öpülmesi gerekiyor, o da hayattayken. Şimdi kabirdeki bir mürşide kim gidip elinden tutup tövbe alıp, onun elinden cereyan alabilir? Bana bir tane göster. İnsanlık tarihi boyunca böyle bir olay gerçekleşmemiştir.

O zaman yapılması gereken şey ne? Yapılması gereken şey mutlak surette kalben Allah’a ulaşmayı dilemek ve kalben Allah’a ulaşmayı dilediğiniz an Allahû Tealâ mutlaka size o mürşidi gösterecektir.

Şimdi vefat etmiş âlimlerden biri mürşid olabilir mi? Bunu kişi söylüyorsa o Allah’a ulaşmayı dilememiştir. Eğer Allah’a ulaşmayı dilese mutlaka Allahû Tealâ hayatta olan bir mürşidi gösterecektir. Ama dilemediği için bu şekilde sapma yollarına gidiyor.

O zaman, “Yoksa mutlaka yaşayan bir mürşid mi olmalıdır?” Evet. Mutlaka yaşayan bir mürşid olmalıdır. Allahû Tealâ’nın kanunu gereğince hayatta olan mürşidden tövbe alınır. Çünkü Allah’ın cereyanının mürşidden ona geçebilmesi için mutlaka hayatta olan birisi lâzım.

İşte Fetih Suresinin 10. âyet-i kerimesinde: “Muhakkak onlar sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde Allah’ın eli vardır.”

48/FETİH-10 İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsihî, ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).

Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah’a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah’a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).

Mumtehine Suresinin 12. âyet-i kerimesinde ise yine altı şartla tâbiyet: “Sana biat etmeye geldiklerinde onların biatını al ve onlar için Allah’tan mağfiret dile.”

60/MUMTEHİNE-12 Yâ eyyuhen nebiyyu izâ câekel mu'minâtu yubâyi'neke alâ en lâ yuşrikne billâhi şey'en ve lâ yesrikne ve lâ yeznîne ve lâ yaktulne evlâdehunne ve lâ ye'tîne bi buhtânin yefterînehu beyne eydîhinne ve erculihinne ve lâ ya'sîneke fî ma'rûfin fe bâyı'hunne vestagfirlehunnallâh(vestagfirlehunnallâhe) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).

Ey nebî (peygamber)! Mü’min kadınlar; Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah; Gafur’dur (mağfiret edendir, günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (Rahîm esması ile tecelli edendir).

Bir; Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak. İki; hırsızlık yapmamak. Üç; zinada bulunmamak. Dört; evlâtlarını öldürmemek. Beş; iftira uydurmamak. Altı; ma’ruf iş konusunda sana âsi olmamak üzere sana tâbî olmak için geldiklerinde artık onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 3 Ekim 2026Son güncelleme: 3 Ekim 20263 dk okuma0