Muhterem Hocam, mürşide tâbî olmadan Allah’a ulaşılamaz mı?
Soru
Muhterem Hocam, mürşide tâbî olmadan Allah’a ulaşılamaz mı?
Cevap
"Evet, mürşide tâbî olmadan Allah’a ulaşılamaz. Çünkü Kur’ân-ı Kerim bir hak aynasıdır. Hak aynasında Kur’ân-ı Kerim’e göre kendimize baktığımız zaman insan sadece fizik bedenden ibaret bir varlık değil. İnsan Hicr 26’da fizik bedenin, Şems 7’de nefsin, Secde 9’da bir ruhun sahibi, serbest irade ve aklın sahibi bu varlık. Ve Allah’a ulaşabilen de fizik vücut değil, nefsimiz de değil, irademiz de değil. Sadece Allah’ın Zat’ından üfürülen ruhumuz. Ve bu ruhun Allah’a ulaşabilmesi mürşidsiz imkânsız.
15/HİCR - 26
Ve lekad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki Biz, insanı, “salsâlin”den (organik ve inorganik değişime uğramış, şekillenmiş) “hamein mesnûn”dan (standart insan şekline dönüşmüş bir balçıktan) yarattık.
91/ŞEMS - 7
Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu sevva edene (dizayn edene).
32/SECDE - 9
Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideten, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine ruhundan üfürdü. Ve sizin için sem’i (işitme), basar (görme) ve fuad (idrak etme) hassalarını kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
Şimdi belki iki kardeşimiz der ki: “Tamam Hocam ben ruhumu Allah’a ulaştıramadım. Rahmân 33'e göre bir sultan olmadan ruh ulaşmıyor. Ben nefsimi tezkiye ederim.” Ruh Allah’a ulaşmadan nefs tezkiye olabilir mi? Fâtır 18’de tezkiye ve ruhun Allah’a ulaşabilmesi neye bağlı? Nefs tezkiyesine bağlı. Mürşidsiz nefs tezkiyesi olabilir mi? Hayır. Bakara 151’de imkânsız. O sizin nefsinizi tezkiye eder. Âli İmrân 164 ""O sizin nefsinizi tezkiye eder."" Cuma 2 ""O sizin nefsinizi tezkiye eder."" Nûr 21 ""Hiç kimse kendi nefsini tezkiye edemez.""
55/RAHMÂN-33 Yâ ma'şerel cinni vel insi inisteta'tum en tenfuzû min aktâris semâvâti vel ardı fenfuz(fenfuzû), lâ tenfuzûne illâ bi sultân(sultânin).
Ey insan ve cin topluluğu! Semaların ve arzın kuturlarından (çaplarından) nüfuz etmeye (çıkıp gitmeye) eğer gücünüz yetiyorsa, haydi nüfuz edin (geçip, çıkın)! Bir sultan (bir mürşid) olmaksızın nüfuz edemezsiniz (geçip çıkamazsınız).
35/FÂTIR - 18
Ve lâ teziru vâziretun vizra uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmus salât(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).
Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, yükünü taşımaya çağırsa, akrabası da olsa ondan hiçbir şey yüklenilmez. Sen ancak gaybda Rab’lerine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa, o taktirde kendi nefsi için tezkiye olur. Ve dönüş Allah’adır.
2/BAKARA - 151
Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim sizin aranızda, size âyetlerimizi tilâvet eden, sizi tezkiye eden, size kitap ve hikmet öğreten ve bilmediğiniz şeyleri öğreten sizden bir resûl gönderdik.
3/ÂLİ İMRÂN - 164
Lekad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine ni’met olmak üzere, onların aralarında, kendilerinden olan bir resûl beas etti. Onlara O’nun âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder, onlara kitap ve hikmet öğretir. Ve ondan evvel onlar, apaçık dalâlet içinde idiler.
62/CUMA - 2
Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
O’dur ki, ümmîler arasında kendilerinden olan bir resûl beas etti. Onlara O’nun âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder, onlara kitap ve hikmet öğretir. Ve ondan önce onlar, apaçık dalâlet içinde idiler.
24/NÛR - 21
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri), ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhû mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâ’(yeşâu), vallâhu semîun alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar! Şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa, o taktirde muhakkak ki o, fahşa ve münkerle emreder. Ve eğer Allah’ın fazlı ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, içinizden hiç kimse ebediyyen tezkiye olamazdı. Fakat Allah, dilediğini tezkiye eder. Ve Allah, en iyi işiten, en iyi bilendir.
Bütün bunları yan yana getirdiğimiz zaman nasıl ruh sultan olmadan ulaşmıyorsa mürşid olmadan da nefs tezkiye olamıyor. Çünkü ancak mürşide tâbî olduğumuz an 7 kalp şartının sahibi oluyoruz. 7 kalp şartı olmadan kişi nefsini tezkiye edebilir mi? İmkânsız. Mümkün değil.
Bunu yapamadım Hocam. Tamam nefsim olmadı. Ruhum da olmadı. Ben yaptığım ibadetlerle şeytana kul olmaktan kendimi kurtarabilirim. Ne diyorsunuz? Olabilir mi? Bunun da cevabı Kur’ân-ı Kerim’de hayır diyor. Nahl Suresinin 36. âyet-i kerimesi:
16/NAHL - 36
Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin içinde: “Allah’a kul olsunlar ve tâguttan içtinap etsinler.” diye resûl beas ettik. Bundan sonra Allah, onlardan bir kısmını hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bakın.
“Hocam biz ibadet yapıyoruz. Allah’ın kulu değil miyiz?” Hayır. Kur’ân-ı Kerim’i incelediğimiz zaman âyetler 19 negatif özelliğin sahibi olan herkes başlangıçta şeytanın kulu olduğunu biz söylemiyoruz. Allah söylüyor Kur’ân’da. İşte Zümer Suresinin 17. âyet-i kerimesi:
39/ZÜMER - 17
Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ibâd(ibâdi).
Ve onlar ki; tâguta kul olmaktan içtinap ettiler. Ve Allah’a yöneldiler. Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
Öyleyse başlangıç noktasında herkes tâgutun kulu. Allah’a kul olmak istiyorsa mutlaka Allah’a yönelmek durumunda ama yönelmenin davetini bize ulaştıran yine Allah’ın mürşidi. İşte Nahl 36. Bütün ümmetlerin içerisinde vazifeli olan resûllerin görevi bu.
O zaman mürşide tâbî olmadan ruhumuzu Allah’a ulaştıramayız. Mürşide tâbî olmadan fizik vücudu Allah’a teslim edemeyiz. Mürşide tâbî olmadan nefsimizi tezkiye ve tasfiye edemeyiz. Mürşide tâbî olmadan irade teslimini yapamayız. Mürşide tâbî olmadan dini yaşayamayız.
Mürşid de alelade birisi değil. O da bizim gibi bir dizayn içerisinde hayatı yaşarken Allah’ın kendisi için mürşidine tâbî olmuş. Allah’a ulaşmayı dilemiş. Arkasından ruhunu teslim etmiş. Fizik vücut teslimi yapmış. Nefsini Allah’a teslim etmiş. İrşada ulaşmış ve irade teslimini yapmış. Ve böylece Allah tarafından da irşada memur ve mezun kılınmış.
İşte Enbiyâ Suresinin yanılmıyorsam 51. âyet-i kerimesinde:
21/ENBİYÂ - 51
Ve lekad âteynâ ibrâhîme ruşdehu min kablu ve kunnâ bihî âlimîn(âlimîne).
Andolsun ki daha önce İbrâhîm’e rüşdünü verdik. Ve Biz onu bilenlerdik.
Gerçekten de Bakara 124’te Hz. İbrâhîm’i Allahû Tealâ imtihan ediyor ve imtihanı verince:
2/BAKARA - 124
Ve izibtelâ ibrâhîme rabbuhu bi kelimâtin fe etemmehunn(etemmehunne), kâle innî câiluke lin nâsi imâmâ(imâmen), kâle ve min zurriyyetî, kâle lâ yenâlu ahdîz zâlimîn(zâlimîne).
Ve Rabbi, İbrâhîm’i kelimelerle imtihan etmişti. O da onları tamamladı. “Muhakkak ki Ben, seni insanlara imam kılacağım.” dedi. “Zürriyetimden de.” dedi. “Ahdim zalimlere ulaşmaz.” dedi.
Öyleyse her devirde en üst seviyedeki mürşid kimdir? Allah tarafından bütün insanlara tayin edilen imam. Devrin imamı. Diğer mürşidlerin hepsi vesiledirler. Hidayete erdiren daima bir tek kişi vardır. O, hidayete erdiren Allah’ın resûlüdür. Onu Allah seçmiştir. Tasarrufunu almıştır. Ve görevli olduğu süre içerisinde de tüm insanların ruhları onunla hidayete eriyor. Onunla Allah’a ulaşıyor. Diğerleri sadece hidayete vesile olanlardır.
Devrin imamının dışındaki hangi mürşide tâbî olursanız o sizin elinizden tutar. Nereye getirir? Devrin imamının ana dergâhına getirir. Ama vazifesi o kadardır. Onun ötesindeki ruhun teslimi, fizik vücut teslimi, nefsin teslimi, iradenin teslimi tamamen devrin imamıyla gerçekleşiyor.
O zaman sualin cevabıyla bitiriyoruz. Mürşide tâbî olmadan Allah’a ulaşamaz mı? Hayır. Allah razı olsun."