Muhterem Hocam, mürşidimizin kim olduğunu nasıl bileceğiz? Ona nasıl tâbî olacağız?

Soru

Muhterem Hocam, mürşidimizin kim olduğunu nasıl bileceğiz? Ona nasıl tâbî olacağız?

Cevap

Çok basit. Mürşide ulaşmak istiyorsan bunun olmazsa olmaz şartı kalpten Allah’a ulaşmayı dilemektir. Çünkü mürşidîn seçimi bize ait değil.

Kişi kendi kendîne mürşide ulaşırsa aklıyla karar vermiş olacak. Akıl şeytanın tesirinde kalabilir. Şeytan asla seni mürşidîne ulaştırmayı istemez. Akıl insanların tesirinde kalabilir. İnsanların zanları da seni mürşidden uzaklaştırabilir.

Ama akıl Allah’ın tesirinde kalırsa, o zaman Allah’ın tesirinde, Allah’ın verdiği kararla sen mürşide ulaşabilirsin. Bunu da Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle ifade ediyor: “Cebrâil kardeşim bana 2 çeşit namaz öğretti.” Bunu ne zaman söylüyor? Mâide Suresinin 90. âyet-i kerimesinde:

5/MÂİDE-90: Yâ eyyuhâllezîne âmenû innemâl hamru vel meysiru vel ensâbu vel ezlâmu ricsun min ameliş şeytâni fectenibûhu leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey âmenû olanlar! Ancak şarap, kumar, (tapınmak için konulan) dikili taşlar (putlar) ve fal okları, şeytanın işlerinden pis şeylerdir. Artık bunlardan kaçının. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

İşte fal oklarıyla yön tayini yapan o günkü cahiliye toplumunda Allah bunu yasakladı. Yasaklayınca yerine 2 çeşit namaz koydu. Bir, bilmediğimiz gaybî bilgiyi öğrenmek istiyorsak istihare namazıyla Allah’tan sormamız lazım. 2 rekâtlık bir namazdır. Birinci rekâtta Fâtiha’dan sonra Kâfirûn, ikinci rekâtta Fâtiha’dan sonra İhlâs Suresini okuyoruz ve Allahû Tealâ renk olarak bize kararını bildiriyor. Beyaz ve yeşil renkler uygun; siyah ve kırmızı rengin gösterilmesi uygun olmadığını ifade ediyor.

Ama bir hacetimiz varsa o zaman hacet namazı kılarak hedefimize ulaşıyoruz. Mürşide ulaşmak bir hacettir. O zaman hacet namazıyla mürşidimizi Allah’tan soruyoruz.

Mürşid farz mıdır? Evet, farzdır. Allahû Tealâ Mâide Suresinin 35. âyet-i kerimesinde takva sahibi olun ve vesileyi Allah’tan isteyin diyor.

5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edîn. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

İşte bu Allah’tan bize ulaşan vesile, Allah’a giden bir yolun üzerindedir.

16/NAHL-9: Ve alâllâhi kasdus sebîli ve minhâ câirun, ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).

Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah’ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

İşte bu Allah’a ulaştıran yolun tayini Allah’a aittir. Allah’a ulaştırmayan yollar da var mı? Var tabii. Nereden biliyoruz var olduğunu? En’âm Suresinin 153. âyet-i kerimesinden.

6/EN’ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiûs subule fe teferraka bikum an sebîlihi, zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).

Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.

Demek ki 2 çeşit yol var: Allah’a ulaştıran yol ve Allah’tan uzaklaştıran fırkalara ait olan yollar. Allahû Tealâ, Allah’a ulaştıran yolda olun ama sizi Sıratı Mustakîm’den ayıran fırkalara ait olan yollarda da olmayın, diyor.

İşte bunu neyle başarabiliriz? Perşembeyi cumaya bağlayan gece hacet namazı kılarak mürşidimizi Allah’tan sorduğumuz zaman… İstihare eden kesinlikle aldanmaz. Allah kimseyi aldatmaz. İstişare eden de pişman olmaz. O zaman olay buysa, biz Rabbimize sormuşsak, huşû sahibiysek Allahû Tealâ mutlaka mürşidi bize gösteriyor. Hangi âyet gereğince?

2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).

(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidîni sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

Geçen bir kardeşimiz şunu diyor: “Hocam, siz bu Fâtiha’daki istianeyi nereden mürşide bağladınız?” Sevgili kardeşlerim, Kur’ân-ı Kerim bir bütündür. Kur’ân’ın bir âyetini açıklamak istiyorsak diğer bütün âyetleri bilmeye ihtiyaç vardır. Onun için mürşidîn dışında kimse kendi kendîne Kur’ân’ı açıklayamaz, tefsirini yapamaz. Şimdi Fâtiha Suresinin 5. âyet-i kerimesinde:

FÂTİHA SURESİ

1. FÂTİHA – 1 Bismillâhir rahmânir rahîm.

Rahmân ve rahîm olan Allah’ın ismi ile.

2. FÂTİHA – 2 El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne).

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.

3. FÂTİHA – 3 Er rahmânir rahîm(rahîmi).

Rahmân’dır, Rahîm’dir.

4. FÂTİHA – 4 Mâliki yevmid din(dîne).

Din gününün mâlikidir.

ŞUARÂ – 82 Ve din günü, benim hatalarımı mağfiret etmesini umduğum da O’dur.

5. FÂTİHA – 5 İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn (nestaînu).

(Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.

6. FÂTİHA – 6 İhdînâs sırâtel mustakîm(mustakîme).

(Bu istiane’n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM’e hidayet et (ulaştır).

7. FÂTİHA – 7 Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne)

O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.

Neden? Fâtiha Suresinin bakın 4. âyet-i kerimesi ile 6. âyet-i kerimesi arasında bir illiyet rabıtası var.

Mâliki yevmid din: Din gününün sahibi. Mürşide ulaştığınız gün. Kişi mürşidîne tâbî olduğu zaman günahları sevaba çevrilir. Ama bir şey daha olur. Günahları sevaba çevrilince Fâtiha Suresinin 6. âyet-i kerimesinde: “Bizi Sıratı Mustakîm’e ulaştır.” Şimdi mürşidimize tâbî oluyoruz ve Sıratı Mustakîm’e ulaşmayı diliyoruz. Demek ki Sıratı Mustakîm’e ulaşmak için arada bir vasıta var.

Sıratı Mustakîm E-5 karayolu değil. Sıratı Mustakîm, kâinatın kalbi olan bu dünya gezegeninden başlayan, Arş-ı Âlâ’da Allah’ın Zat’ında biten yol. Ve bu yol emir âleminde, melekût âleminde fizik. Biz zahirî âlemde yaşıyoruz. Zahirî âlemdeki bir insanın melekût âlemindeki yola girebilmesi için mutlaka elinden tutan birisi, Allah’ın bir memuru lazım.

Mürşid Allah’ın memurudur. Orada onun dilekçesini alıyor, Allahû Tealâ’ya imzalattırıyor ve onun elinden tutuyor. Zahirî âlemdeki bir kişinin emir âlemine geçiş yapan kişinin ruhudur. Mürşide tâbî olmadığınız süre içerisinde asla kendi kendînize Sıratı Mustakîm’e ulaşamazsınız. Namaz kılan herkes günde 40 kere Allah’tan “Beni Sıratı Mustakîm’e ulaştır.” diyor. Kendi kendîne Sıratı Mustakîm’e ulaşamayacağına göre o zaman ne lazım? Mutlaka mürşide ulaşmak lazım.

Kur'ân, mürşidlerin el kitabıdır. El kitabı diyorum, çünkü bizim zamanımızda öyleydi. Ben fizik okudum. Fizikçi hocamız bize fiziği öğretirdi, bir de el kitabı vardı. Yani dolayısıyla eğer din kitabından bahsediyorsak, Kur’ân, Allah’ın irşada memur ve mezun kıldığı mürşidlerin el kitabıdır. Ondan öğreneceğiz. Ve âyetler arasında illiyet rabıtası var.

Dolayısıyla bunun mürşid olduğunu nereden biliyorsunuz diye soruyor. Allahû Tealâ kendisi vazifeli kılıyor. Onun elinden tutmamızı O sağlıyor. O zaman hacet namazıyla mürşidi öğreniyoruz. Allah’ın gösterdiği mürşide de gidip tâbî oluyoruz. Resûlullah (S.A.V) diyor ki:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, Tabir 5; Muvatta, Rüya 3 (2, 957); Ebû Dâvûd, Edeb 96.

“Benden sonra peygamberlikten sadece mübeşşirât (müjdeciler) kalacaktır.” Yanındakiler sordu: “Mübeşşirât da nedir?” “Salih rüyadır.” diye cevap verdi.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 22 Ekim 2026Son güncelleme: 22 Ekim 20266 dk okuma0