Muhterem Hocam, mürşidimle aramızda mesafe var. Telefonla aradığımızda bazen müsait oluyor, bazen de olmuyor. Rahatsız etmek istemiyoruz. Kur’ân tavsiyeleriniz nedir?

Soru

Muhterem Hocam, mürşidimle aramızda mesafe var. Telefonla aradığımızda bazen müsait oluyor, bazen de olmuyor. Rahatsız etmek istemiyoruz. Kur’ân tavsiyeleriniz nedir?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, bir kere mürşide ulaştığınız her noktada mürşid rahatsız olmuyor. Çünkü mürşidin varlık sebebi bu. 7 safhayı yaşamış, Allah onu irşada memur ve mezun kılmışsa sadece bir tek gayesi var: Size Allah’ın emrettiği noktalarda hizmet etmek, suallerinize cevap vermek.

Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de buna dair bir işaret vermiş mi Allahû Tealâ. İşte Bakara 186:

2/BAKARA-186 Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, felyestecîbû lî velyu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).

Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

“Kullarım sana Benden sordularsa Ben onlara yakınım. Dua edenin davetine icabet ederim. Bunlar da Benim davetime icabet etsinler. Mü’min olsunlar. Böylece irşada ulaşsınlar.” Şimdi bu âyet-i kerime bize her zaman mürşide ulaşmamız gerektiğini ifade ediyor.

Gelelim öbür tarafta Enbiya Suresi’nin 7. âyet-i kerimesine.

21/ENBİYÂ-7 Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

Öyleyse bilmediklerinizi O'na ulaşıp sormakla mükellefsiniz.

Öte yandan zikir ehlinin başka bir vazifesi de Nahl Suresi’nin 44. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor:

NAHL-44 Bil beyyinâti vez zuburi, ve enzelnâ ileykez zikre li tubeyyine lin nâsi mâ nuzzile ileyhim ve leallehum yetefekkerûn(yetefekkerûne).

Beyyinelerle (ispat vasıtaları ile) ve semavî kitaplarla (resûller gönderdik) onlara indirilenleri, insanlara beyan etmen (açıklaman) için sana da zikri (Kur’ân-ı Kerim’i) indirdik. Umulur ki böylece onlar, tefekkür ederler.

Beyyinelerle, ispat vasıtaları ile ve semavî kitaplarla resûller gönderdik. Onlara indirilenleri insanlara beyan etmen, açıklaman için sana Kur’ân’ı indirdik.

Ve onun bir vazifesi de nedir? Sizin mutlaka müktesebatınıza almanız gereken Kur’ân âyetlerini, mânâsını, açıklamasını ondan dinlemeniz. “Ben de okuyup anlayabilirim.” diyorsanız hiç de öyle değil.

Nitekim Peygamber Efendimiz (S.A.V), ilmin insanlardan alındığı zamandır diye üzülmeye başladığı zaman sahâbe sual soruyor:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî, İbn Mâce.

“Gün gelir, ilim insanları terk eder. İnsanların onda hiç nasibi kalmaz.”

Sahabe sordu: “İlim bizi nasıl terk edebilir ki?

Biz Kur’ân-ı okuyoruz ve bundan böyle de vallahi okuyacağız.

Hanımlarımıza, oğullarımıza da okutmaktayız.”

Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle cevap buyurdu:

“Yahudilerin ve Hristiyanların elinde de Tevrat ve İncil yok muydu?”

Dolayısıyla her hâlükârda kutsal kitaplardan gerekli mesajı alabilmeniz irşad makamına sormanıza bağlı. Allahû Tealâ o konuda onu vazifeli kılmıştır.

Bizim acizane tavsiyemiz, ona ulaştığınız zaman kesinlikle rahatsız olmaz. Ve mutlaka suallerinizi sorun.

Kabul edelim ki siz telefonu açtınız ve çıkmadı. “10 kere telefon açtım, çıkmadı. Benim telefonlarım boşa gitti.” diyebilirsiniz. Evet. Belki çıkmamıştır ama Allah mutlaka onun ağzından o talebi mutlaka size bir şekliyle ulaştırır.

Çünkü Allah’ın ilmi ve rahmeti herşeyi kuşatmıştır. O anda sizin ulaşamadığınız mürşidi, O da biliyor, Allah da biliyor ve dolayısıyla hiçbir gayretiniz asla boşa gitmiyor. Asla. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ekim 2026Son güncelleme: 17 Ekim 20263 dk okuma0