Muhterem Hocam, mutluluğumuzun arkasında başka insanları aramak doğru mudur?
Soru
Muhterem Hocam, mutluluğumuzun arkasında başka insanları aramak doğru mudur?
Cevap
Hayır. Kesinlikle Allah'ın bir kanunu var. Allah var, siz varsınız ve başka insanlar var. Sevgili kardeşlerim, şu anda 8 milyar insan var bu dünyada. Bu 8 milyar insandan bir tanesi de ben. Ben bu 8 milyar insana neyi verirsem mutlaka o 8 milyar insandan bir kişiyle bana mutlaka geri döner. O zaman ben mutlu olmak istiyorsam ne yapmam lâzım? 8 milyar insanın herhangi birisine mutluluk vermem lâzım.
Mesela şu anda 8 milyar insanın çoğu benden uzak ama kaç kişi var şu anda da benim huzurumda? 2, 3, 4, 5, 6... Hadi öbür tarafımda da 7-8 kişi, en yakınlar bunlar. Ve ben bu insanlara bu mutluluğu verdiğim zaman illa bunlardan gelecek diye bir şart yok. 8 milyar insandan herhangi birisini Allahû Tealâ sebep kılar ama mutlaka bana ulaştırır. Ben size mutsuzluk verirsem o 8 milyar insandan bir tanesinden bana mutsuzluk dönecek. Ben size mutluluk verirsem, sevgi verirsem mutlaka onun birisinden bize geri dönecek.
İyilik yap, denize at, balık bilmese kim bilir; Hâlık kesinlikle bilir. Öyleyse kanun bu. O zaman insanların mutsuzluklarını hep bir insana bağlamak doğru değil. Başka insanların kendi mutsuzluklarının kaynağı olduğunu zannederler. Hayır, kesinlikle gerçekte böyle bir şey yok. Kim mutsuz ve huzursuzsa bunun arkasında başka kimse var mı? Hayır, kişinin kendisi. Nerede bir sıkıntı varsa, nerede huzursuzluk varsa sadece kendi nefsinden bilecek.
Allah bunu âyette Kur’ân'da yazıyor mu? Evet. Hangi âyet-i kerimede? İbrâhîm 22. İbrâhîm 22'de Allahû Tealâ iş olup bittikten sonra der ki: “Allah'ın vaadi haktı. Ben de size vaad ettim ama ben size yalan söyledim. Ben size bunları zorla yaptırmadım. Sizi davet ettim, siz benim davetimi kabul ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, kendi nefsinizi kınayın.” Öyleyse insanların mutsuzluğunun bir vasıtası olarak ortaya koyduğumuz zaman, aslında mutsuz kılan şey onlardan gelen davranışlar olduğu cihetle bu davranışlar aslında sadece bizim başka insanlara yaptığımız davranışların bize vermesi.
14/İBRÂHÎM-22 Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe vaadekum va’del hakkı ve vaadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrihiyy(musrihiyye), innî kefertu bi mâ eşraktumûni min kabl(kablu), innez zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun). Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”
Ben size mutluluk verirsem herhangi birisinden mutluluk gelecek. Ben size mutsuzluk verirsem herhangi birinizden mutlaka o mutsuzluk bana dönecektir. O zaman sevgili kardeşlerim, cemaat halinde yaşıyor muyuz? Evet. Birbirimize ihtiyacımız var mı? Evet. Tek başına bir insan yaşayabilir mi? Hayır. O zaman madem ki insan toplum halinde yaşıyor, toplumun ferdi olarak biz toplumun dışımızdaki bütün üyelerine ne vereceğiz? Mutluluk vereceğiz ve onlardan da mutluluk alacağız. “Mutlu et ve mutlu ol” formülü inşaallah.