Muhterem Hocam, nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in hadîslerinde işaret ettiği faydasız ilmin muhtevası nedir?
Soru
Muhterem Hocam, nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in hadîslerinde işaret ettiği faydasız ilmin muhtevası nedir?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, faydasız ilim, Kur’ân-ı Kerîm’e uymayan, insanların şeytanın tesiri altında elleriyle yazdıkları emânî bilgileri içeriyor.
Hidayet Çağı’nın önderi, devrin imamı Muhterem Efendimiz’in, Allah’ın kendisine tevdi ettiği hidayet görevi sebebiyle Allah’tan aldığı öğretiyle, Kur’ân’da yer almayan ama din tatbikatına sokulan 19 tane hurafeyi tespit etti. Şu anda ekranda size sonradan eklenen dindeki hurafeler, 19 tane hurafe.
KUR’ÂN-I KERİM’E TERS DÜŞEN HURAFELER ŞEYTANIN ÖĞRETTİKLERİ FUHŞİYAT VE MÜNKERDİR. BİD’ATLAR DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR
Her resûl, peygamberdir.
Nebî olunmadan resûl olunmaz.
Allah, peygamberlerden başkasına âyet indirmez.
Vahiy, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile sona ermiştir.
Allah görülemez.
Nefs tezkiyesi kalbe nurların girmesiyle oluşmaz. Mürşidsiz de nefs tezkiyesi yapılabilir.
Allah ile kul arasına kimse giremez. Mürşide tâbiiyet şirktir.
Allah’a ulaşılamaz.
Hidayet de doğru yoldur, Sıratı Mustakîm de doğru yoldur.
Dinde zorlama vardır.
Dünyada rahat yoktur.
Kalbinde zerre kadar îmânı olan cehennemde cezası kadar yandıktan sonra cennete girer.
Şekil şartlarına riayet etmeyenlerin namazı kabul olmaz. Tecvid ve harflerin mahreçlerinden çıkması telaffuza uymayan kıraatler kabul olmaz.
Kıyamet günü şefaat vardır.
Takva Allah’tan korkmaktır.
Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür. İrci emri bir ölüm emridir.
Yevmil âhir kıyamet günüdür.
Hayır da şerr de Allah’tandır.
“Lâ ilâhe illallah” diyen cennete girer.
İnsanlar dini 19 tane hurafeyle yaşamaya başlayınca otomatikman Kur’ân’ı unuttular ve böylece unutulan Kur’ân’ın 19 tane kavramı din tatbikatından çıkartılmış oldu, Kur’ân’dan koparılmış oldu.
İSLÂM’DAN KOPAN KUR’ÂN KAVRAMLARIYLA TARİKAT
DEVRİN İMAMININ ÖĞRETTİĞİ – MARUFU EMRETMEK VE MÜNKERDEN NEHYETMEK
Resûl ve Nebî
Zikir ve Ehl-i Zikir
Hikmet
Teslim
Mürşid
İhlâs
Ulûl’elbab
İrfan
Zühd
Birr
Nefs Tezkiyesi
Amilussalihat
Sıratı Mustakîm
Tövbe ve Mağfiret
Takva sahibi olmak
Allah’a ulaşmayı dilemek
Abd ve Abid
Âmenû olmak
Dalâlet
Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz şöyle buyuruyor:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizî, Daavât, 68.
“Faydasız ilimden Allah’a sığınırım.”
Başka bir hadîs-i şerifte:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim, Zikir, 73; Tirmizî, Daavât, 69 (3478); Nesâî, İstiâze, 2 (8, 255).
“Allah’ım! Faydasız ilimden, ürpermeyen bir kalpten, doymak bilmeyen nefsten ve kabul olunmayacak duadan Sana sığınırım.”
Gerçekten muhtevaya baktığımız zaman bu faydasız ilmin sahipleri, Hz. Ömer’in buyurduğu gibi:
“Şaşarım o insana ki Allah’ı biliyor ama isyan ediyor. Şaşarım o insana ki şeytanı biliyor ama itaat ediyor. Şaşarım o insana ki dünyayı biliyor, ona meylediyor.”
Hz. Ömer (R.A)
“Beni en çok şaşırtan şey, bir kimsenin Allah’ı bilip O’na isyan etmesi. Şeytan’ı bilip ona itaat etmesi. Ve dünyayı bilip ona meyletmesidir.”
İşte bu özelliklerin sahibi olan, şeytanın tesiri altında insan şeytanlar, cin şeytanlar var ve onların ürettiği emânî bilgiler var.
Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz başka bir hadîste şöyle buyuruyor: “Bu ümmet için en çok korktuğum şey, diliyle âlim ama kalbiyle cahil.”
İşte bunlar ağızlarıyla “Îmân ettik.” diyorlar ama kalplerine îmân girmeyen kişiler. Mâide-41’de “Îmân ettik.” diyorlar ama kalpleri îmân etmiyor. Yunus’un tabiriyle içi kâfir, dışı Müslüman.
5/MÂİDE-41: Yâ eyyuher resûlu lâ yahzunkellezîne yusâriûne fîl kufri minellezîne kâlû âmennâ bi efvâhihim ve lem tu’min kulûbuhum ve minellezîne hâdû, semmâûne lil kezibi semmâûne li kavmin âharîne lem ye’tûk, yuharrifûnel kelime min ba’di mevâdıihî, yekûlûne in ûtîtum hâzâ fe huzûhu ve in lem tu’tevhu fahzerû, ve men yuridillâhu fitnetehû fe len temlike lehû minallâhi şey’â, ulâikellezîne lem yuridillâhu en yutahhire kulûbehum, lehum fid dunyâ hızyun ve lehum fil âhireti azâbun azîm(azîmun).
Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Ve yahudilerden dinleyenlerin bir kısmı, sana gelmeyen başka bir kavme yalan söylemek için dinleyenlerdir. Kelimeleri sonradan yerlerinden kaydırıp, değiştirirler ve: “Eğer size bu verilirse o zaman onu alın, eğer (böyle) verilmezse o taktirde kaçının.” derler. Ve Allah, kimin fitne içinde kalmasını dilerse, artık sen, onun için Allah’tan bir şeye asla mâni olacak değilsin. İşte onlar öyle kimselerdir ki Allah, onların kalplerini temizlemeyi dilemez. Onlar için, dünyada bir rezillik vardır, ahirette de onlara “büyük azap” vardır.
Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’in başka bir hadîs-i şerifte zikrettiği:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim, Îmân, 20.
“Allahû Tealâ’nın Benden önceki her bir ümmete gönderdiği peygamberlerin, kendi ümmeti içinde sünnetine sarılan ve emrine uyan havarileri ve ashabı vardır. Onlardan sonra, yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıklarını yapan kimseler geldi. Böyle kimselerle eliyle cihad eden mü’mindir. Diliyle cihad eden de mü’mindir. Kalbiyle cihad eden de mü’mindir. Bunun ötesinde ise artık hardal tanesi kadar bile îmân yoktur.”
İşte bunlar, bu 19 tane hurafeyi üreten faydasız ilmin sahipleri. Bu insanların hadîslerinin büyük bir kısmı geleceğe yöneliktir. Faydasız ilim, Kur’ân’ın aslının unutulduğu, detayların insanları kurtuluşa ulaştırmaya olan esasların, dinin temelini teşkil ettiği bir noktaya ait olan sözlerdir.
Hükümlerin büyük bir kısmı Kur’ân’ın ta kendisidir. Ama iblis, Kur’ân’a iki cephede göstermiş bir tatbikat: Kendinden hükümler ilave etmiş. İşte 19 tane hurafe din tatbikatına sokulan. Bir de bir kısım Kur’ân’da yer alan kavramları din tatbikatından çıkartmış; 19 tane kavram. Bir kısım tatbikatı da çıkartmıştır. Ve bütün bunlar zamanımızda bir ilim olarak öğretilmektedir. Oysa sadece faydasız bir ilim söz konusudur, emânîdir.
Onun için Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizî, Daavât, 68.
“Faydasız ilimden Allah’a sığınırım.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim, Zikir, 73; Tirmizî, Daavât, 69 (3478); Nesâî, İstiâze, 2 (8, 255).
“Allah’ım! Faydasız ilimden, ürpermeyen bir kalpten, doymak bilmeyen nefsten ve kabul olunmayacak duadan Sana sığınırım.”