Muhterem Hocam, nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Efendimiz’in Miraç hadisesi nasıl gerçekleşmiştir?

Soru

Muhterem Hocam, nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Efendimiz’in Miraç hadisesi nasıl gerçekleşmiştir?

Cevap

"Sevgili kardeşlerim, gerçekten bu Miraç olayını o kadar güzel şekilde Muhterem Efendimiz bize açıkladı ki tarifi gayrimümkünsüz.

Neden? Yani Efendimiz’in dışında zaten Miracı bu kadar insan idrakinin alabileceği standartlara indirgeyen başka birisi yok. Muhterem Efendimiz Miraçtan bahsedince, urûc etmek yükselmek, ulaşmak anlamına geliyor. Bu kelime Miraç da bu hedefe ulaşmak anlamına geliyor.

Hepimizin bildiği gibi Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Allah’ın katına kadar yükseldi ve onunla kalp ölçülerinde konuştu. Kalbinin sesiyle konuştu, kalbinden cevabı aldı ve tekrar yeryüzüne geri döndü. İşte bu muhteşem olayın adına Allahû Tealâ Miraç diyor.

Bundan önce İdris (A.S)’ı Allahû Tealâ cennetine aldı ve: “Yâ Rabbi, ben burada kalmak istiyorum.” dedi. Allahû Tealâ da talebini kabul etti. Tabii bütün peygamberler Allah’ın tasarrufunda. İdris (A.S) da bir nebî resûl.

Daha sonra Hazreti İsa (A.S)’ı Allah katına ref etti. İşte Nisâ Suresinin 157, 158 ve 159. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealâ bunu açıklıyor:

4/NİSÂ-157 Ve kavlihim innâ katelnâl mesîha îsâbne meryeme resûlallâh(resûlallâhi), ve mâ katelûhu ve mâ salebûhu ve lâkin şubbihe lehum. Ve innellezinahtelefû fîhi le fî şekkin minhu. Mâ lehum bihî min ilmin illâttibâaz zann(zanni), ve mâ katelûhu yakînâ(yakînen).

Ve onların, “Muhakkak ki, Allah’ın Resûl'ü Meryem’in oğlu İsa Mesih’i biz öldürdük.” sözleri (çok büyük iftiradır). Ve onu öldürmediler ve onu asmadılar. Fakat (öldürülen adam) onlara, (Meryem’in oğlu İsa Mesih’e) benzer olarak gösterildi. Ve muhakkak ki onun hakkında ihtilafa (anlaşmazlığa) düşenler, ondan (bu hususda) mutlaka şüphe içindeler. Onların, onunla ilgili olarak, zanna tâbî olmaktan başka bir ilimleri (bilgileri) yoktur. Ve onu kesinlikle öldürmediler (öldüremediler).

4/NİSÂ-158 Bel rafaahullâhu ileyh(ileyhi). Ve kânallâhu azîzen hakîmâ(hakîmen).

Hayır, Allah onu, Kendisine yükseltti. Ve Allah Azîz'dir (üstündür, güçlüdür), Hakîm’dir (hüküm ve hikmet sahibidir).

4/NİSÂ-159 Ve in min ehlil kitâbi illâ le yu’minenne bihî kable mevtihî, ve yevmel kıyâmeti yekûnu aleyhim şehîdâ(şehîden).

Ve ancak, kitap ehlinden olanlar (onu tekzip eden Yahudiler ve “Allah’ın oğlu” diyen Nasraniler), ona ölümünden önce mutlaka îmân edecekler. Ve o, kıyâmet günü onların üzerine şahit olacak.

Öyleyse Hazreti İsa (A.S) da Allah’ın katına yükselmiştir ama o, orada kalmıştır. Allah’ın katına yükselen ve anında inen tek kişi Nebîler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’dir.

İsrâ Suresinin 1. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz’e şöyle hitap ediyor:

17/İSRÂ-1 Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr(basîru).

Âyetlerimizi göstermek için, kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürüten Allah, Sübhan’dır (bütün noksanlıklardan münezzehtir). Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi görendir.

“Âyetlerimizi göstermek için kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya yürüten Allah sübhandır.”

Yani bir İsrâ yürüyüşü var. Nasıl Muhterem Efendimiz kişinin hidayetine vesile olan mürşidin dergâhından devrin imamının dergâhına bir sebîlle ulaşıyorsa, burada da Allahû Tealâ ona benzer tarzda Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz’in doğum yeri Mekke ve oradan Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya bir İsrâ yürüyüşü gerçekleşiyor.

Ama daha sonra Allahû Tealâ diğer bilgileri Necm Suresinin 7, 8, 9 ve 10. âyetlerinde beyan ediyor. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

53/NECM-7 Ve huve bil ufukil a’lâ.

Ve o, ufkun en yüksek yerinde (gözüktü).

53/NECM-8 Summe denâ fe tedellâ.

Sonra yaklaştı ve böylece indi.

53/NECM-9 Fe kâne kâbe kavseyni ev ednâ.

Böylece iki yay mesafesi kadar, (hatta) daha yakın oldu.

53/NECM-10 Fe evhâ ilâ abdihî mâ evhâ.

Böylece O’nun kuluna vahyedeceği şeyi vahyetti.

Allahû Tealâ bu kelimeyi başka bir âyette de kullanıyor. ""Semâvât-ı ulâ ile ufuk-u alâ"" sanki birbirini tamamlayan bir muhteva. ""Semâvât-ı ulâ"" Emr Âlemini ifade ediyor ama onun da ötesi, en üst noktası ""ufuk-u alâ"". O ufkun en yüksek yerinde gözüktü. Sonra yaklaştı ve böylece indi. Yani oraya Allah’a yaklaştı ve daha sonra oradan yeryüzüne indi. Böylece iki yay mesafesi kadar, hatta daha yakın Allah’a yaklaştı.

Necm Suresinin 10. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ: “Böylece onun kuluna vahyedeceği şeyi vahyetti.” Vahiy Allah’ın konuşmasıdır. Allah bütün peygamberlerle vahiy yoluyla konuşuyor. Namazın kılınmasının bildirilmesi ve daha birçok konularda Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz’e emirlerini ulaştırıyor.

Öyleyse Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Allah’ın katına nasıl çıkmıştır? Tayy-i mekân ve bast-ı zamanla oraya çıkmıştır. Bunu anlayabilmek için insanın yaratılışına bakmamız lâzım. Üç vücuttan müteşekkil insanoğlu: Zâhirî âleme ait bir fizik beden, Berzah âlemine ait olan bir nefs ve Allah’ın Zat’ından üfürülen bir ruh.

ORTAK AKIL

NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır.

1. Kin ve Nefret

2. Küfür

3. Yalan

4. Zulüm

5. Haset

6. Cehalet

7. Cimrilik

8. Öfke ve Gayz

9. İsyan

10. Sabırsızlık

11. Kibir ve Gurur

12. Hırs ve Şehvet

13. Nankörlük

14. Dedikodu

15. Zan

16. İptilalar (Kötü Alışkanlıklar)

17. Vefasızlık

18. Mürailik

19. Fitne Fesat

RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır.

1. Sevgi

2. Îmân

3. Doğruluk

4. Adalet

5. Edep

6. İlim

7. Cömertlik

8. Sekinnet

9. İtaat

10. Sabır

11. Tevazu

12. Kanaat

13. Şükür

14. Ketumiyet

15. Hakikat

16. Faziletler

17. Vefa

18. İhlâs

19. Tevhit

SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik VÜCUTun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).

Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.

Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

Nefsî tayy-i mekânı her gece herkes yaşıyor. Rüya bir tayy-i mekândır. Ama ruhî tayy-i mekânda kişi iradesini Allah’a teslim edip Allah’ın Zat’ını gördüğü zaman Allah onu irşada memur ve mezun kılıyor ve başının üzerine Allahû Tealâ o kendi ruhunu veriyor, ruhî tayy-i mekân yapmak üzere.

Ama fizik vücut tayy-i mekânında ruh; fizik VÜCUTa ve nefse örtü oluyor ki Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Miraçta bunu yaşamış.

Miraç olayı birçok kişi için gerçekten anlaşılmaz bir olaydır ama Miraç bir hayal ürünü değildir. Hatta Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) bile: “Bu yaşadıklarımı ben anlatsam kavmimde kimse bana inanmaz.” dediği zaman Cebrâil (A.S): “Ebû Bekir Sıddîk sana îmân ediyor ve seni tasdik edecektir.” dedi.

Miraç olayı Kur’ân-ı Kerim’de kesin bir vakadır. Nebîler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz Allah’ın huzuruna çıkmış, onunla konuşmuş, aldığı emirleri tatbik etmek üzere tekrar yeryüzüne inmiştir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) acaba Allah’ın katına nasıl çıkmış? İşte bu fiziğin ötesinde bir olay. Fiziğin ötesi başka bir âlemde de devam eden gene fizik kanunlardır. Emr Âleminde gerçekleşiyor.

Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz’i huzuruna yükseltmek üzere bu ilmi bilenlere göre son derece mantıklı, herşeyi yerli yerine oturttuğu bir dizaynla uygulamıştır. Evden çıkış, üç tane kervanla konuşması, Mescid-i Aksâ’ya varış, Cebrâil (A.S) ile karşılaşma, Sidretül Müntehâ’yı aşıp Allah’ın huzuruna ulaşma… Bütün bunların hepsini bir bir Allah Resûlü, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) anlatıyor."

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 22 Ekim 20266 dk okuma1