Muhterem Hocam, nefsimizle nasıl bir mücadele edebiliriz, açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, nefsimizle nasıl bir mücadele edebiliriz, açıklar mısınız?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, nefsimizle mücadelenin Kur’ân’daki adı cihattır. Cihadı yapabilmemiz belli şartlara bağlıdır. Evvela kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesi ve eğer nefsimizle bir cihat, bir savaşa gidiyorsak mutlaka başımızda mürşidin olması lâzım. Nefsle cihat mürşidsiz asla olmaz. Mevlânâ diyor ki, “akıl tövbe ediyor ve nefs de tövbeyi bozuyor.”
Öyleyse Allah’ın yasak ettiği fiilleri nefsimiz işlediği zaman otomatikman bir azap duyuyoruz. Allah’a ulaşmayı dileyenler için nefsin yanlışları imtihandır ama dilemeyen için bir azaptır. O zaman yapılması gereken şey nedir? Kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesi. İşte Allahû Tealâ Tevbe 126’da buyuruyor:
9/TEVBE-126 E ve lâ yerevne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merraten ev merrateyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn(yezzekkerûne).
Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar (Allah’a yönelmiyorlar) ve onlar zikir yapmıyorlar (Allah’ın ismini art arda tekrar etmiyorlar).
“Senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Tövbe etmiyorlar ve zikre başlamıyorlar.” İşte ders almayanlar devamlı olarak Allah’ın azabına dûçar oluyorlar. Ama ölüme kadar Allah’a ulaşmayı dilememeleri hâlinde, kalbi kasiyet bağlayan bu insanlar dünyada yaptıklarıyla gidecekleri yer cehennemdir. Kalbi hasta olanlar onlardan da beter, onlar da ulaşmayı dilemedikleri gibi başkasının dilemesine mani oluyorlar. Bunlar daha alt cehennemde yer alıyorlar.
Yani cehennemliklerin hepsi 1. ve 2. Basamakta yer alanlardır. Cehennemden kendisini kurtarabilecek olanlar 3.Basamakta Allah’a ulaşmayı dileyenler. 4. Basamakta Allahû Tealâ Rahîm esmasıyla tecellî ediyor. 5. Basamakta baş gözündeki hicâb-ı mestûreyi alıyor. Kişi irşad makamını irşad makamı olarak görüyor. Kulaklardaki vakrı alıyor. Kişi irşad makamının âyetlerin açıklamasının mânâsına varıyor. Kalbindeki ekinneti alıyor, o kişi kalbine indiriyor.
BİRİNCİ 7’Lİ BASAMAK
1. Basamak: OLAYLARI YAŞAMAK BAKARA 216
2. Basamak: OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Seçilenler: TEVBE 126, ŞÛRÂ 13, Yûnus 7
Seçilmeyenler: NİSÂ 167–168–169, BAKARA 79
3. Basamak: ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK
Ruhun Allah’a Ulaşması 12 Defa Farz: NİSA 58, MÂİDE 7, EN’AM 152, Yûnus 25, RAD 21, RUM 31,
LOKMAN 15, ZUMER 54, ŞÛRÂ 47, ZARİYAT 50, MUZZEMMİL 8, FECR 28
4. Basamak: ALLAH’IN RAHÎM ESMASI İLE TECELLİ ETMESİ YUSUF 53, HÛD 118, HÛD 119
5. Basamak: HİCAB-I MESTURENİN KALDIRILMASI ENFÂL 29, İSRÂ 45
6. Basamak: VAKRANIN KALDIRILMASI İSRÂ 46, EN’ÂM 46
7. Basamak: EKİNNETİN KALDIRILMASI KEHF 57, FUSSİLET 5, HACC 54
Kimdir kurtuluşta olanlar? Kalpten söyleyenler. Kimdir kurtuluşta olmayanlar? Dili kalbe indirmeyenler, dilinden söylüyor ama kalbinde yok.
DİLİNİN SÖYLEDİĞİ KALBİNDE OLMAYANLAR
Mâide 41: Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin....
Hucurât-14: Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah’a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi...
Âli İmrân-167: ...onlar, îmândan çok küfre yakındırlar. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar...
Fetih-11: Araplardan muhallefunlar (geride kalanlar), sana: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Artık bizim için mağfiret dile.” diyecekler. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleri ile söylüyorlar...
Munâfıkûn-1: ...“Biz şehadet ederiz. Muhakkak ki sen, gerçekten Allah’ın Resûl’üsün.” dediler. Ve Allah, muhakkak ki senin, gerçekten Kendisinin Resûl’ü olduğunu biliyor. Ve Allah şehadet eder ki, münafıklar gerçekten yalancıdırlar.
Hadîs-i Şerîf: “...Bu kimsenin soyundan öyle bir kavim türeyecek ki, onlar Kur’ân’ı okuyacaklar fakat Kur’ân’ın tatlılığı onların gırtlaklarından öteye geçmeyecek...”
Müslim 1064/143, Buharî 6123, 6124, Ebu Davud 4764
DİLİNİN SÖYLEDİĞİ KALBİNDE OLANLAR
Bakara-45: Sabırla ve namazla istiane isteyin. Ve muhakkak ki o huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
Bakara-46: Onlar ki, Rab’lerine muhakkak mülâkî olacaklarına ve O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
En’âm-125: Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime açar...
En’âm-36: (Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir...
Enfâl-29: Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan sahibi kılar! Ve sizden günahlarınızı örter ve size mağfiret eder.
Hacc-54: Ve kendilerine ilim verilenlerin onun söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu idrak etmesi içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidâyet edendir.
Kaf-33: Gaybda Rahmân’a huşû duyanlar ve münîb (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).
Kur’ân-ı Kerîm âyetleriyle bunları birleştirirsek, kalpten söyleyenler kurtuluştadır, ama dilin söylediği kalbinde olmayanlar onlar kurtuluşta değildir. Dilin söylediği kalbinde olanlar onlar kurtuluştadır. Ama dilin söylediği kalbinde olmayanalar onlar kurtuluşta değil. Kendilerini kurtuluşta olduklarını zannediyorlar.
O zaman kişi kalpten söyleyipte 7 Furkân’ın sahibi olduğu zaman Allahû Tealâ onu orada bırakmaz, 12 İhsanla onun mürşidine ulaştırır. Mürşide tâbî olduğu zaman nefsimizle mücadele etme, cihadına başlarız. Resûlullah (S.A.V)’in hadîsinde zikrettiği gibi:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizi 3022, Ahmed bin Hanbel Müsned 16042, Hakim Müstedrek, İbni Hibban.
"…Size Allah’ın bana emrettiği beş şeyi emrediyorum:
Dinlemeyi, İtaat etmeyi, Cihad etmeyi, Hicret etmeyi ve Cemaat olmayı.
Kuşkusuz ki, kim cemaatten bir karış ayrılırsa, Andolsun ki, İslam bağını boynundan çıkarmış olur. Ancak cemaate tekrar dönerse bu müstesna.
Kim cahiliye davasını iddia ederse (cahiliye sistemlerini müdafaa ederse) kuşkusuz ki o, cehennemlik kimselerdendir.
Bunun üzerine bir adam:
−Ey Allah’ın Resulü bu kimse namaz kılsa da oruç tutsa da aynı mıdır? diye sordu.
Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
−"Namaz kılsa da oruç tutsa da durum aynıdır. Siz, Allah’ın davasına, Allah’a davet ediniz! Çünkü Allah, size Müslümanlar, mü’minler ve Allah’ın kulları diye isimlendirmiştir."
“Size dinlemeyi emrediyorum, size itaati emrediyorum. Bu itaatle size cihadı emrediyorum. Size hicret etmeyi emrediyorum. Cemaat olmayı emrediyorum. Kuşkusuz ki, kim cemaatten bir karış ayrılırsa, Andolsun ki İslâm bağını boynundan çıkartmıştır.”
Vahdet, cemaat ve teslim Allahû Tealâ’nın insanlardan istediği tek cemaati oluşturmak. Ancak kişi cemaate nasıl katılabilir? Mürşidine tâbî olduğu zaman. 1-Mürşidine tâbî olduğu zaman cihat başlar. 2- Mürşidine tâbî olduğu zaman itaat başlar. 3- Mürşidine tâbî olduğu zaman hicret başlar. 4- Mürşidine tâbî olduğu zaman cemaat başlar. Bu dört olay kesinlikle birden gerçekleşir. İtaat söz konusu, cihat söz konusu, hicret söz konusu ve cemaat olayı söz konusu. Allah razı olsun.