Muhterem Hocam, nefsin tezkiye olmasında mürşidlerin etkisi nedir?
Soru
Muhterem Hocam, nefsin tezkiye olmasında mürşidlerin etkisi nedir?
Cevap
Allahû Tealâ en üst seviyedeki Allah’a yakın mürşidin, hidayete erdiren devrin imamları olduğunu buyuruyor. 5 görevle vazifeli. Bu görevden birincisi âyetlerin tilâveti, ikincisi nefs tezkiyesi. “Sizin içinizden size bir Resûl gönderdik. O size âyetleri tilâvet ediyor, o sizin nefsinizi tezkiye ediyor.”
NEBÎ RESÛL'LERİN 5 GÖREVİ
BAKARA – 151 Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, (1) âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve (2) sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, (3) size Kitab’ı (Kur’ânı Kerim’i) ve (4) hikmeti öğretsin ve (5) (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.
Öyleyse tezkiyeyi Allahû Tealâ bize farz kılmış. Ama bu farzı yerine getirmek tek başımıza mümkün değil. Ancak mürşide tâbî olmamızla gerçekleşebiliyor. Âyetlerin tilâvet görevini Allah, Resûl'üne vermiştir. Tezkiyeyi de Allah, Resûl'üne vermiştir. Unutulmaması lâzım gelen bir nokta, Allah’ın nurunun mutlaka bir mürşidden geçtiğidir.
Kişi Allah’a ulaşmayı diledikten sonra Allah ona gerçek yardımlarda bulunur. O kişinin kalbini Allah’ın nurlarının girişi, o kalbi aydınlatması, nefsinin kalbini aydınlatmaya hazır hâle getirmesi tamamen mürşidle gerçekleşiyor. İşte bundan sonra kişi mürşidine ulaştığında veya zikir yapmaya başladığında Allah’tan gelen rahmet, fazl ve salâvât ismindeki üç temel nur kişinin nefsinin kalbini aydınlatmaya başlar. Mürşidsiz nefs tezkiyesi hiç kimse için mümkün değildir. Evet, mürşidsiz âyetlerin tilâveti de mümkün değildir. Nefs tezkiyesi de mümkün değildir. Kitab'ın öğretilmesi de mümkün değildir. Hikmetin öğretilmesi de mümkün değildir. Hikmetin ötesinin de mümkün değildir.
Dikkat edin, Allahû Tealâ âyetlerin tilâveti için katından hidayetçiler gönderiyor diyor. Onlar mürşidler. Bütün mürşidlerin birinci görevi âyetlerin tilâveti. Öyleyse biz kendi kendimize âyetleri tilâvet etmekle hedefe ulaşamayız. Ancak mürşidin âyetleri tilâvetiyle biz hedeflere ulaşabiliriz. Âyetlerin tilâvet görevini Allah Resûl'üne vermiştir. Nefs tezkiyesi görevini de Allah, Resûl'üne vermiştir. Kitab'ın öğretilmesini de Allah, Resû'lüne vermiştir.
ÂYETLERİN TİLÂVET GÖREVİNİ ALLAH, RESÛL'ÜNE VERMİŞTİR
1. BAKARA-129 Rabbimiz, onların arasından kendilerinden, onlara Senin âyetlerini tilâvet edecek (okuyup açıklayacak), onlara Kitap’ı (Kur'ân'ı Kerim’i) ve hikmeti öğretecek ve onların (nefsini) tezkiye (ve tasfiye) edecek bir resûl beas et (hayata getir). Muhakkak ki Sen, Sen, Azîz’sin, Hakîm’sin.
2. BAKARA-151 Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’ı (Kur'ân'ı Kerim’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.
3. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
4. CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.
5. İBRÂHÎM-4 Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye…
İSRÂ-15 … Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.
6. İBRÂHÎM-5 Andolsun ki; Biz Musa (a.s)’ı: “Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat (onlara Allah’ın günleri boyunca zikrettir).” diye âyetlerimizle (delillerimizle, mucizelerimizle) gönderdik. …
YÛNUS-47 Her ümmetin bir resûlü vardır. Onlara, resûlleri geldiği zaman onların aralarında adaletle hükmolundu. Onlara zulmedilmez.
7. ZUMER-71 Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın?” (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.
Yani kısacası, dinimizi öğrenmek mutlak surette mürşide tâbiiyetle gerçekleşir ve Allah Resûl'ü de: “Size iki emanet bırakıyorum: Allah’ın Kitab'ı, Ehl-i Beyt’im.” “Size iki emanet bırakıyorum: Allah’ın Kitab'ı, sünnetim.” Allah’ın ipi, insanlardan bir ip. Hep bu ikiliği Allahû Tealâ Kur’ân’da zikrediyor. İkisi olmasa hedefe ulaşmak söz konusu değil.