Muhterem Hocam, Nisâ Suresinin 78. âyet-i kerimesinde “İyilik de kötülük de Allah’tandır.” buyuruluyor. Allah insana kötülük eder mi? Ben Allah’ın hiçbir kuluna kötülük edeceğini d

Soru

Muhterem Hocam, Nisâ Suresinin 78. âyet-i kerimesinde “İyilik de kötülük de Allah’tandır.” buyuruluyor. Allah insana kötülük eder mi? Ben Allah’ın hiçbir kuluna kötülük edeceğini düşünmüyorum. Bu âyeti açıklar mısınız?

Cevap

Evet sevgili kardeşlerim, burada Nisâ Suresinin 78. âyet-i kerimesinde münafıklar var:

4/NİSÂ-78 Eyne mâ tekûnû yudrikkumul mevtu ve lev kuntum fî burûcin muşeyyedeh(muşeyyedetin). Ve in tusıbhum hasenetun yekûlû hâzihî min indillâh(indillâhi), ve in tusıbhum seyyietun yekûlû hâzihî min indike. Kul kullun min indillâh(indillâhi). Fe mâli hâulâil kavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadîsâ(hadîsen).

Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır. Hatta sağlam kalelerde olsanız bile. Eğer onlara bir iyilik isabet ederse: “Bu Allah’tandır.” derler. Ve eğer onlara bir kötülük isabet ederse: “Bu sendendir.” derler. De ki: “Hepsi Allah’ın katındandır.” Artık bu topluluğa ne oluyor ki söz anlamaya yanaşmıyorlar?

Bu münafıklar kendilerine bir iyilik dokunursa “Bu Allah’tandır.” Ama Peygamber Efendimiz (S.A.V) üzerinden bunları üzüntüye sokan bir şey olursa “Bu da sendendir.” diyorlar. “De ki: Her ikisi de Allah’tandır.”

Evvelâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)... Hayır Allah’tandır. Tamam ama Peygamber Efendimiz (S.A.V) üzerinden onlara bir şey ulaştığı zaman kesinlikle onlar için bir fayda veya bir hayırdır. Bir şerr olması söz konusu değil. Kader tahtında gerçekleştiği için. Ama “De ki: Her ikisi de Allah’tandır.” Yani Peygamber Efendimiz’in (S.A.V) onlara bir şerr ulaştırması söz konusu değil. Bu münafıkların durumu.

Nisâ Suresinin 79. âyet-i kerimesinde zaten cevabı veriliyor:

4/NİSÂ-79 Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh(minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsike. Ve erselnâke lin nâsi resûlâ(resûlen). Ve kefâ billâhi şehîdâ(şehîden).

Sana iyilikten (hasenatdan) ne isabet ederse, işte o Allah’tandır. Ve sana kötülükten (seyyiattan) ne isabet ederse, o taktirde o, kendi nefsindendir (derecat kaybedecek bir şey yapmandan dolayıdır). Ve seni, insanlara Resûl olarak gönderdik ve şahit olarak Allah yeter.

Öyleyse iyilik ve kötülük de Allah’tandır olayı değil. Hayır Allah’tan, şerr bizim nefsimizden. 7 âyet-i kerimede Allahû Tealâ Kur’ân’da bunu söylüyor.

HAYR ALLAH’TAN ŞERR NEFSİMİZDENDİR

1. NİSÂ-78: … Eğer onlara bir iyilik isabet ederse: ‘Bu Allah’tandır.” derler. Ve eğer onlara bir kötülük isabet ederse: “Bu sendendir.” derler. De ki: “Hepsi Allah’ın katındandır.”…

NİSÂ-79: Sana iyilikten ne isabet ederse, işte o Allah’tandır. Ve sana kötülükten ne isabet ederse, o takdirde o, kendi nefsindendir…

2. A’RÂF-23: İkisi şöyle dedi: “Rabbimiz, biz nefslerimize zulmettik şâyet Sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

3. ENFÂL-51: İşte bu, ellerinizle takdim ettikleriniz (kendi yaptıklarınız) sebebiyledir. Ve muhakkak ki Allah, kullara zulmedici değildir.

YÛNUS-44: Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç)bir şeyle zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefslerine zulmederler.

4. HÛD-101: Ve Biz, onlara zulmetmedik. Ve lâkin onlar, kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiği zaman Allah’tan başka dua ettikleri ilâhlar, onlara bir fayda sağlamadı…

5. YÛSUF-53: Ve ben, nefsimi ibra edemem. Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir, Rahîm’dir.

6. ENBİYÂ-87: … Sonra karanlıklar içinde (şöyle) nida etti: “Senden başka ilâh yoktur. Sen Sübhan’sın. Muhakkak ki ben, zalimlerden oldum.”

7. KASAS-16: “Rabbim, ben nefsime zulmettim, artık beni mağfiret et.” dedi. Böylece onu mağfiret etti. Muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).

HADÎS-İ ŞERİF: Sizden kim bir hayırla karşılaşırsa Allah’a hamd etsin. Kim de hayır değil de başka bir şey bulursa, kendinden başka kimseyi levmetmesin (kınamasın, başına geleni kendinden bilsin). (Kütübü Sitte 5363)

HADÎS-İ ŞERİF: Artık kim bir hayır bulursa Allah’a hamd etsin. Kim de hayırdan başka bir şey bulursa nefsinden başka kimseyi ayıplamasın. (Müslim Birr 55.)

Biz nefsimize zulmettik ve seyyiatin cezası mislidir. Yani kul bir başkasına zulmettiği zaman misliyle Allahû Tealâ onu cezalandırıyor. Allahû Tealâ’nın dizaynı bu. Allah kuluna kötülük yapmıyor.

Nisâ 78’in tefsirine baktığımız zaman burada Kur’ân-ı Kerim’de son derece önemli bir kavramın ilk açıklamasına rastlıyoruz. Îmânın şartlarından 6. faktöründe “Hayır da şerr de Allah’tandır.” demişler. Bu yanlış. Bunun yanlış olduğunu Allahû Tealâ bu âyetle ve bundan sonraki âyetle ifade ediyor. Bundan sonraki âyette Allahû Tealâ diyor ki Peygamber Efendimiz’e (S.A.V): “Habibim, sana hangi güzellik isabet ederse bu Allah’tandır. Ne zaman sen derecat kaybedersen bu da senin nefsindendir.”

Daha o zaman Peygamber Efendimiz (S.A.V) henüz nefsinin kalbindeki afetleri tamamlanmamış, daimî zikre ulaşmamış bir durumda. Allah’tan emirleri alıyor, emirleri tebliğ ediyor. Onunla beraber bütün sahâbe daimî zikre doğru adım adım ilerliyor. Demek ki hayır Allah’tan ama şerr bizim nefsimizden.

Şimdi burada Allahû Tealâ bizlere bir açıklamada bulunuyor. “Senin sebebinle bir kötülük isabet ederse onlar derler ki bu sendendir. Senin sebebinle bir iyilik isabet ederse derler ki bu Allah’tandır.” Yani Peygamber Efendimiz (S.A.V) onların hoşuna giden bir şey yaptığı zaman “Bu Allah’tandır.” Onları üzecek bir şey yaptığı zaman “Bu da sendendir.” diyorlar. Onları sevindiren ve üzen olaylar söz konusu.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) neyi yapmışsa hepsini ona Allah yaptırmıştır. Şimdi o münafıkların telakkileri ne olursa olsun Peygamber Efendimiz’den (S.A.V) gelen bir olay onları üzüyor, “Sendendir.” diyorlar. Başka olay onları sevindiriyor, “Bu Allah’tandır.” diyorlar. Oysa ki Peygamber Efendimiz (S.A.V) sadece bir vasıta, Allah’ın iradesinin kendisine tecelli ettiği, sadece Allah’ın yaptırdıklarını yapabilen bir peygamber, bir nebî.

Bir misal verelim. Bir hırsız bir şey çalıyor birisinden. Hırsız seviniyor ama aslında şerr işlemiştir, çalmıştır. Derecat kaybetmiştir. Derecat kaybettiği için bu onun açısından mutlaka şerrdir. Öyleyse şerre seviniyor. Öbür taraftan malı çalınan kişi: “Bu malı ben helâl olarak kazandım. Benden bunu çaldılar.” diye üzülüyor. Hakkının yenildiği kanaatinde. Bir açıdan durum öyle ama aslında hırsız malı çaldığı an kul hakkı doğmuştur. Hırsız bu malı çalmakla ne kadar derecat kaybetmişse o derecat sahibine mutlaka verilmiştir. Kesin olarak, mutlak teslim edilmiştir. Hesap kesin olarak görülmüştür. Hesap kapanmıştır. Kul hakkı sona ermiştir.

Kader hiç kimseye derecat kaybettirmez. Sadece kendi irademizle yaptığımız fiiller dolayısıyla derecat kaybederiz ve şerre ulaşırız. İster ilâhî irade, ister sünnetullah yani küllî irade, ister başka bir insanın cüz’î iradesi bizim üzerimize bir zarar vücuda getirsin, hiçbirisi bize derecat kaybettirmez. Ancak bizi üzen olay başka birisi tarafından vücuda getirilirse biz sadece derecat kazanırız.

Derecat kaybetmemiz Allah’ın vücuda getirdiği bir olayla hiçbir zaman mümkün değil. Allah’ın üzerimizde vücuda getireceği olay ne olursa olsun, kader sebebiyle vücuda gelen olay ne olursa olsun insanın bu olay sebebiyle derecat kaybetmesi, şerre ulaşması hiçbir şekilde mümkün değil. Hayır Allah’tandır ama şerr, bir sonraki âyet-i kerimede Allahû Tealâ’nın söyleyeceği gibi nefsimizdendir. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 19 Ekim 2026Son güncelleme: 19 Ekim 20266 dk okuma0