Muhterem Hocam, okuduğu Kur’ân’ı anlamayan kişilerden sorumluluk kalkar mı?

Soru

Muhterem Hocam, okuduğu Kur’ân’ı anlamayan kişilerden sorumluluk kalkar mı?

Cevap

Hayır. Allahû Tealâ hepimizi Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenme ve yaşamak noktasında vazifeli kılmıştır, farz kılmıştır. Zuhrûf 44’te: “Siz Kur’ân’dan sorumlusunuz.”

43/ZUHRÛF-44: Ve innehu le zikrun leke ve li kavmik(kavmike), ve sevfe tus’elûn(tus’elûne).

Muhakkak ki O (Kur'ân), senin için ve senin kavmin için mutlaka bir zikirdir (öğüttür). Ve siz, (Kur'ân'dan) sorumlu olacaksınız.

Âli İmrân 7’de “Bu Kur’ân’ın muhkem ve müteşabih âyetleri var.”

3/ÂLİ İMRÂN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlih(te’vîlihi), ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'tan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: "Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır" derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimî zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).

Ve Enbiyâ 7'de: “Bilmiyorsanız zikr ehline sorun.”

21/ENBİYÂ-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

Bu âyetlerin hülasâsı bize mürşidi farz kılıyor.

En’âm 48’de: “Biz resûllerimizi müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderiyoruz. Ve kim îmân eder, nefs ıslahına başlarsa o kurtuluştadır.”

6/EN'ÂM-48: Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah'a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.

İsrâ 15’te: “Resûl göndermedikçe azap etmeyiz.”

17/İSRÂ-15: Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).

Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.

Öyleyse her kavme mutlaka müjdeleyici, uyarıcı resûller geliyor. Mü’minûn 44’te bu resûllerin art arda gönderildiği zikrediliyor.

23/MU'MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).

Sonra Biz, resûllerimizi art arda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü'min olmayan kavim (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun.

Ve Zumer 71’de “Cehennemlikler cehennemin kapılarından girdiklerinde cehennem bekçileri sual soruyorlar: ‘Size âyetleri tilâvet eden resûl gelmedi mi?’" Hepsi itiraf ediyorlar: “Geldi ama biz onları yalanladık.”

39/ZUMER-71: Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye’tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alel kâfirîn(kâfirîne).

Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın? (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.

Bütün insanlar Kur’ân’dan sorumludur. Sorumluluğa muhatap olmayanlar 15 yaş altındaki çocuklar ve bir de aklî dengeleri bozuk olanlardır. Ama bunun dışındaki bütün insanlar akil baliğ oldukları yıldan itibaren sorumluluk taşırlar.

Resûl'e muhatap olmadıkça herkes ümmîdir ama bütün kavimlerdeki bütün insanlar mutlaka tebliğe muhatap olacaklardır. İnsanlar duyarlar ama icabet etmezlerse gidecekleri yer ne yazık ki cehennemdir. Bu onların seçimidir: “Dileyen kendisine Rabbine giden bir yol tutar, dileyen de dalâlette kalır.”

İşte Muzzemmil 19: “İşte bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine giden bir yol tutar.”

73/MUZZEMMİL-19: İnne hâzihî tezkirah(tezkiretun), fe men şâettehaze ilâ rabbihî sebîlâ(sebîlen).

Muhakkak ki bu, hatırlatmadır (öğüttür). Artık kim dilerse, Rabbine (ölmeden önce ruhunu) ulaştıran bir yol ittihaz eder (yol edinir).

Dehr Suresi’nin 29. âyet-i kerîmesi yine: “Dileyen Rabbine giden bir yol…”

76/Dehr (DEHR)-29: İnne hâzihî tezkireh(tezkiretun), fe men şâettehaze ilâ rabbihî sebîlâ(sebîlen).

Muhakkak ki bu bir öğüttür. Artık kim dilerse Rabbine bir yol ittihaz eder (edinir).

Hadîs-i şerîfte:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: İbn Mâce, Mukaddime 17, (224).

"İlim öğrenmek her Müslüman erkek ve kadın üzerine farzdır."

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 10 Ekim 20264 dk okuma0