Muhterem Hocam, Peygamber Efendimiz’e nasıl Cebrâil (A.S) mürşidlik yaptıysa bu zaman evliyaları da bir mürşide tâbî olmakla büyük bir mertebeye mi erişirler?

Soru

Muhterem Hocam, Peygamber Efendimiz’e nasıl Cebrâil (A.S) mürşidlik yaptıysa bu zaman evliyaları da bir mürşide tâbî olmakla büyük bir mertebeye mi erişirler?

Cevap

Çok doğru. Çünkü Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V):

HADÎS-İ ŞERİF

“Levlel mürebbi lema araftü rabbi.”

“Benim mürebbim (mürşidim) olmasaydı ben de Rabbime arif olamazdım.”

Nasıl Cebrâil (A.S) Peygamber Efendimiz’e mürşidlik yaptıysa herkesin mutlak surette Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşid vardır. Ama mürşide ulaşmak hacet namazı kılmakla mümkündür.

Ama eğer kişi Kur’ân’ın bu hükmünü yerine getirmiyorsa elbette onlar için mürşid yok. Kim için mürşid yok? Dalâlette olanlar için. 10 âyet gereğince mürşidine tâbî olmayan dalâlette. Zaten başlangıç noktasında herkes dalâlette. Bunun mânâsı ne? Bunun mânâsı başlangıç noktasında herkes dalâlette. Onların mürşidi kim? Dalâlette olanın mürşidi iblis, şeytan.

MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAYAN (Tarikata Girmeyen) DALÂLETTEDİR (10 ÂYET)

1. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

2. A‘RÂF-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın terkeder.

3. NAHL-36 ...Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. Allah’a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. …

4. KEHF-17 …Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid bulunmaz.

5. TÂHÂ-123 …“İkiniz oradan inin! Hepiniz birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

6. KASAS-50 …eğer sana icabet etmezlerse, bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? ...

7. ZUMER-23 …İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.

8. CÂSİYE-23 Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu ilim üzere dalâlette bıraktı. …Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?…

9. AHKÂF-32 Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.

10. CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. …Ve daha önce elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

Allahû Tealâ 7 tane âyet-i kerimede şeytanın adımlarına uymayın, buyuruyor.

ŞEYTANIN ADIMLARINA TÂBÎ OLMAYIN

1. BAKARA-208 Ey âmenû olanlar! Hepiniz SİLM'e dahil olun (teslim olma dairesi içine girin). Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki o, size apaçık düşmandır.

2. BAKARA-168 Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz şeylerden yiyin. Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.

3. EN'AM-142 …Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden yeyin. Şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki; o, size apaçık düşmandır.

4. İSRA-53 Ve kullarıma de ki: “En güzeli (sözü) söylesinler!” Muhakkak ki şeytan, onların aralarını bozar (fesat çıkarır). Muhakkak ki o, insana apaçık düşmandır.

5. NÛR-21 Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde muhakkak ki o (şeytan), fuhşu ve münkeri emreder…

6. YASİN-60 Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o size apaçık bir düşmandır.

7. ZUHRÛF-62 Ve şeytan sakın sizi, (Sıratı Mustakîm'den) men etmesin. Muhakkak ki o, sizin için apaçık düşmandır.

Demek ki hayatımızın her noktasında iyiliği bize öğreten Allah’ın mürşidleri, Allahû Tealâ; ama bir de kötülüğü öğreten, onun önderi olan şeytan vardır. Şeytan fuhşiyatı ve münkeri insanlara emrederken Allah’ın mürşidi ise insanlara emr-i bil ma’rûfu öğretiyor. İkisinin arasında, ikisi birbirine zıt. Yani Allah’ın mürşidi ruhun talebine uyarak bizi Allah’a davet ediyor. Şeytan da nefsimizin talebine uyarak bizi dünyaya davet ediyor. İkisi birbirine zıt.

Öyleyse Allah yolunda yükselmek ve yücelmek için mürşide tâbiiyet gerekli mi? %100 gerekli. Sahâbenin hepsi Resûlullah’a tâbî olmak suretiyle sahâbe oldular. Âli İmrân Suresi'nin 31. âyet-i kerimesi:

3/ÂLİ İMRÂN-31 Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).

De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.”

Öyleyse mürşide tâbiiyet farz.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Sizden biriniz beni anne babasından, kendi nefsinden fazla sevmedikçe îmânın kemâline eremez.” Yani kemâl derecelerinde ilerleyemez. Allah yolunda yücelmek isteyen herkes idrake muhtaçtır. Pozitif idrakin artmasındaki asıl sebep nefs tezkiyesine dayanıyor. Mürşidsiz bir nefs tezkiyesi yapılamaz.

Sahâbe bu konunun en güzel örneğini teşkil ediyor. Başlangıçta onlar da Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî nasıl davranacağını bilmiyorlardı. Allah yavaş yavaş onları şekillendirdi, insan-ı kâmil olma şerefine onları ulaştırdı. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 12 Eylül 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma0