Muhterem Hocam, peygamberlere gelen bağlayıcı vahiyle diğer insanlara gelen ilhamın birbirine karıştırılmaması gerekmez mi? Kur’ân’da peygamberler dışındakiler için geçen vahiy ifa

Soru

Muhterem Hocam, peygamberlere gelen bağlayıcı vahiyle diğer insanlara gelen ilhamın birbirine karıştırılmaması gerekmez mi? Kur’ân’da peygamberler dışındakiler için geçen vahiy ifadeleri ilham anlamında mıdır?

Cevap

Hayır, değildir sevgili kardeşim. Siz kendi kendinize bu şekilde yorumlayamazsınız. Allahû Tealâ ilhamı kullanmamış olsaydı ‘evet’ derdik. Ama Kur’ân’da ilham kullanılmış.

Şems Suresi’nin 8. âyet-i kerimesinde: “Fücuru ve takvayı nefse ilham eder.”

ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.

Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.

Öyleyse ne zaman ilham söz konusu? İlham bir tarafta nefsin âfetleri var ama bir tarafta kalbe gelen nurlar var. İşte nurlardan o kişiye takva ilhamı, ama karanlıklardan da o kişiye fücur ilhamı geliyor.

Takva ilhamı Allah’tandır. Fücur ilhamı şeytandandır. Ama fücur kapısı açıksa zaten hiçbir zaman vahiy almaz. Vahiy, fücur kapısının kapanmasıyla gerçekleşir.

O sebeple Allah Resûlü hadîsinde ne diyor? Şeytanın kapısını zikirle kilitleyiniz.

Kimdir vahyi alan kişi? Daimî zikrin sahibi. Yani hikmet dediğimiz şey vahiy demektir.

Kur’ân’da peygamberler dışında geçen vahiy ifadeleri ilham anlamında mıdır? Hayır değildir. Normal standartlarda insanla Allah arasında 28 basamak İslâm merdiveni var.

7 SAFHA 28 BASAMAK İSLÂM MERDİVENİ

Birinci 7’li Basamak: 3. basamaktan 7. basamağa kadar

3. basamak: ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK

İkinci 7’li Basamak: 8. basamaktan 14. basamağa kadar

14. basamak: MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAK

Üçüncü 7’li Basamak: 15. basamaktan 21. basamağa kadar

Dördüncü 7’li Basamak: 22. basamaktan 28. basamağa kadar

22. RUHUN ALLAH’A TESLİMİ

25. FİZİK VÜCUDUN ALLAH’A TESLİMİ

27. NEFSİN ALLAH’A TESLİMİ

28. SALÂH MAKAMI – İRADENİN TESLİMİ

28.1 SALİHLER - GÜNAHLARI 2. DEFA ÖRTÜLENLER

28.2 ŞEHİTLER - SALÂH NURU VERİLENLER

28.3 SIDDÎKLAR - GÜNAHLARI 2. DEFA SEVABA ÇEVRİLENLER

28.4 MÜRŞİDLER - İRADESİNİ ALLAH’A TESLİM EDENLER

28.5 ŞAHİTLER - İRŞADA MEMUR VE MEZUN KILINANLAR

28.6 KAVİM RESÛLLERİ - İRADENİN RE’Fİ

28.7 DEVRİN İMAMLARI - NEBÎLER VE VELÎ RESÛLLER - TASARRUF RIZASI

Ve 25. basamakta fizik vücut teslimini yapan bir insanın, nefsinin manevi kalbinde %81 nur, %19 karanlık var. Onun için o âfetlerin hepsi iç dünyasında kalıyor. Artık şeytan o âfetleri azdırarak bizi kumandası altına alamıyor. Tesirleri az olması hasebiyle. Ama bir gün daimî zikre ulaşıyoruz. Şeytanın kapısı zikirle kapanıyor. O zaman da tek kapıdan Allahû Tealâ vahiyle bizi besliyor.

Yani kalbin 7 kademede müzeyyen olmasıyla vahiye mazhar oluyoruz. Ve Allahû Tealâ ulûl’elbabın Allah’tan vahiy alanları olduğunu ifade buyuruyor.

İşte Enbiyâ Suresi’nin 7. âyet-i kerimesi, yani ehli zikre suallerinizi sorun. Âli İmrân Suresi’nin 7. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki: “Bu kitabın bir kısım âyetleri muhkem âyetlerdir. Bir kısım âyetleri müteşabih âyetlerdir. Kalbinde zeyg olanlar fitne sebebi oluyorlar. Ama râsihûn da tezekkür edemez. İllâ ulûl’elbab.”

ENBİYÂ-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

Öylese Allahû Tealâ ne söylemiş oluyor bize? Müteşabih âyetlerin mânâsını Allah bilir. Ama siz eğer öğrenmek istiyorsanız ulûl’elbaba sorun.

Öyleyse ulûl’elbab kimdir? Âli İmrân Suresi’nin 190-191. âyet-i kerimesinde bunlar ayaktayken, otururken, yürürken daima zikrederler.

ÂLİ İMRÂN-190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).

Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.

ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).

Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.

Daimî zikrin sahipleri ise, o zaman kesinlikle onlar Allah’tan vahiy alanlardır. "Havârîlere vahyettim." diyorsa, o zaman havârîler daimî zikre ulaşmışlardır. "Herhangi bir adama vahyettim." diyorsa o adam daimî zikrin sahibidir.

Ve peygamberlerin dışında vahiy alan Sâlihler var, Muhlisler var ve ulûl’elbab var. Üç grup insan. Ve Allah Resûlü bunlar için ne diyor?

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Râmûz-ül-Ehâdîs

Peygamberimiz (S.A.V): “Şüphesiz insanlardan Allah’a yakın olanlar vardır!” buyurunca, sahabe: “Ey Allah’ın Resûl'ü! Onlar kimlerdir?” diye soruyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de: “Onlar Kur'ân ehli, Allah ehli ve Allah’ın has kullarıdır!” buyuruyor.

“Allah’ın mukarreb kulları var. Kimlerdir onlar Ey Allah’ın Resûlü?” “Onlar Kur’ân ehli, Allah ehli ve Allah’ın has kulları.” İşte bunlar hepsi Allah’tan vahiy alanlardır.

Vahiyle ilgili âyetlere baktığımız zaman ne görüyoruz?

KUR’ÂN-I KERİM’DEKİ VAHİY ÂYETLERİ

1. BAKARA-118: Ve bilmeyenler: “Keşke Allah bizimle konuşsa” veya “Bize de bir âyet gelse” dediler. Bunun gibi onlardan öncekiler de, onların sözlerine benzer (sözler) söyledi. Onların kalpleri birbirine benzedi. Âyetlerimizi, yakîn hasıl eden bir kavim için beyan etmiştik.

2. BAKARA-259: …Bunun üzerine Allah, onu yüz sene öldürdü. Sonra da diriltti. (Ona) “Ne kadar (ölü bir vaziyette) kaldın?” dedi. (O da): “Bir gün veya günün bir kısmı kadar.” dedi. (Allah:) “Hayır, yüz yıl kaldın. Haydi yiyeceğine ve içeceğine bak, bozulup kokuşmadı. Ve merke­bine bak. (Bu), seni insanlara bir âyet kılmamız içindir. …

3. MÂİDE-111: Ve havarilere; “Bana ve Resûl’üme îmân edin.” diye vahyettiğim zaman, onlar da “Îmân ettik ve bizim (Hakk’a) teslim olduğumuza şahit ol.” demişlerdi.

4. YÛNUS-2: Onlardan bir adama, “insanları uyarması, âmenû olanları (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenleri) müjdelemesi” için vahyetmemiz insanlara acaip (garip) mi geldi? …

5. NAHL-68: Ve senin Rabbin, balarısına, dağlardan, ağaçlardan ve onların (insanların) kurdukları çardaklardan, evler (kovanlar) edinmelerini vahyetti.

6. TÂHÂ-38: Vahyedilecek şeyi annene vahyetmiştik.

7. FUSSİLET-12: Böylece onları iki günde yedi kat gök olarak kaza etti (yarattı, tamamladı). Her gök katına kendi emrini vahyetti.

8. ŞÛRÂ-51: Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahiy ile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek…

9. ZİLZÂL-4: O gün (izin günü), (arz) haberlerini anlatacaktır.

ZİLZÂL-5: Rabbinin ona vahyetmesi ile.

10. ÂLİ İMRÂN-47: …“Rabbim, benim çocuğum nasıl olur? Bana bir beşer dokunmadı” dedi. (Allah şöyle buyurdu): “İşte böyle, Allah dilediğini yaratır. Bir emrin (işin) olmasını takdir ettiği zaman, sadece ona ‘ol’ der, o hemen olur.”

Allah Tealâ Hz. Îsâ (A.S)’ın annesine vahyediyor. (Âli İmrân 47) Yere vahyediyor. (Zilzâl 4-5) Beşere, herhangi bir insana vahyediyor. (Şûrâ 51) Göklere vahyediyor. (Fussilet 12) Hz. Mûsâ’nın annesine vahyediyor. (Tâhâ 38) Arıya vahyediyor. (Nahl 68).

Herhangi bir adama vahyediyor ki bu herhangi bir adam kimdir? Devrin imamıdır. Her devirdeki devrin imamına Allahû Tealâ vahyediyor. Neyi vahyediyor? “İnsanları uyarması, âmenû olanları, ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenleri müjdelemesi için vahyetmemiz…” (Yûnus 2)

Bu da aynı zamanda bu resûlün bir adam olduğunu gösterir. Resûllerin hepsi ricâlden seçiliyor. (Enbiyâ 7)

En’âm Suresi’nin 48. âyet-i kerimesinde:

EN'ÂM-48: Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah'a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.

“Mürsellerimizi müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderiyoruz” Kimler için müjdeleyici? Allah’a ulaşmayı dileyenler için. Kimler için uyarıcı? Dilemeyenler için uyarıcı. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 19 Ekim 2026Son güncelleme: 19 Ekim 20267 dk okuma1