Muhterem Hocam, Rabbimizin izniyle salâvât okuyunca nurlandığımı fark ediyorum. Kendimize değil, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e ve onun Ehl-i Beyt’ine salâvât ediyoruz, dua ediyoruz

Soru

Muhterem Hocam, Rabbimizin izniyle salâvât okuyunca nurlandığımı fark ediyorum. Kendimize değil, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e ve onun Ehl-i Beyt’ine salâvât ediyoruz, dua ediyoruz. Oysa cennetlik olan Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e dua ediyoruz ve Rabbimiz bile melekleriyle dua ediyor. Bunun nedenini açıklar mısınız?

Cevap

Allahû Tealâ’nın bir emridir sevgili kardeşim. Nasıl Allah’ın bir emri, hatta 12 kere farz kıldığı bir emri Allah’a ulaşmayı dilemekse; mürşide tâbiiyet, hedeflere ulaşmak, Kur’ân’ın ahlâkıyla ahlâklanmak, Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmak Allahû Tealâ’nın emirleriyse, bunların içerisinde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e salâvât getirmek de var. Allahû Tealâ Ahzâb Suresinin 43. âyet-i kerimesinde:

33/AHZÂB-43: Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr, ve kâne bil mu’minîne rahîmâ(rahîmen).

Sizi (nefsinizin kalbini), karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, üzerinize salâvât (vasıtasıyla nur) gönderen, O ve O’nun melekleridir ki O, mü’minlere Rahîm(dir). (Rahîm esmâsıyla tecelli eden).

Eğer olay buysa o zaman şöyle ifade etmek lâzım: Salâvât ve rahmet. Allahû Tealâ Bakara-157’de buyuruyor ki:

2/BAKARA-157: Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne).

İşte onlar (dünya hayatında Allah’a mutlaka döneceklerinden emin olanlar) ki Rab’lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, onlar hidayete ermiş olanlardır.

O zaman ilk etapta salâvât ve rahmet söz konusudur; ikinci etapta ise rahmet ve fazl. Nûr Suresinin 21. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

24/NÛR-21: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).

Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).

“Allah’ın fazlı ve rahmeti olmasaydı…” Öyleyse ilk etapta zikrettiğimiz zaman bize ulaşan rahmet ve fazldır; ama ikinci etapta, mürşide tâbiiyette zikrettiğimiz zaman rahmet ve salâvâttır. Rahmet ve salâvât, rahmet ve fazl… O zaman taşıyıcı rahmettir: rahmet, fazl ve salâvât.

Şimdi kardeşimiz diyor ki: “Rabbimizin izniyle salâvât okuyunca nurlandığımı fark ediyorum. Salâvâtta kendimize değil, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e ve onun Ehl-i Beyt’ine salât ediyoruz, dua ediyoruz. Oysa cennetlik olan Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e dua ediyoruz ve Rabbimiz bile melekleriyle dua ediyor.”

Sevgili kardeşim, buradaki salâvât bir nurdur. Kalbi nurlandıran üç nurdan bir tanesidir. Rahmet bir nurdur, fazl bir nurdur, salâvât da bir nurdur. Üçü de kalbimizi zulmetten çıkartmak için fonksiyon eda ediyor. Rahmet taşıyıcıdır, fazl kalpte kalıcıdır, salâvât da bağlayıcıdır.

Salâvâtın manyetik gücüyle kalpteki karanlıkların manyetik gücü aynıdır; aynı güçler birbirini iter. Ama rahmetin, fazlın manyetik gücüyle îmân kelimesi zıt kutupları oluşturuyor; onlar da birbirini çekiyor. İşte zikretmeye başladığımız an taşıyıcı olan rahmet hem salâvâtı hem fazlı getiriyor. Getirdiği zaman fazl îmân kelimesine yapışıyor. Fakat zikri bıraktığınız an tekrar eski hâline geldiği için bu sefer karanlıklar tekrar istila ediyor. Ama karanlıkların kalpten çıkartmadığı nur miktarı salâvâtın miktarına bağlıdır. Salâvât hangi oranda karanlığı itiyorsa, o oranda nur kalıcı oluyor.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 28 Ekim 2026Son güncelleme: 28 Ekim 20263 dk okuma0