Muhterem Hocam, sahâbe için kullanılan “Hamele-i Kur’ân yani Kur’ân taşıyıcısı olma” ifadesi, onların îrfân sahibi olduğunu gösterir mi?

Soru

Muhterem Hocam, sahâbe için kullanılan “Hamele-i Kur’ân yani Kur’ân taşıyıcısı olma” ifadesi, onların îrfân sahibi olduğunu gösterir mi?

Cevap

Evet, hep şunu tekrar ediyoruz. Diyoruz ki: Ya îmân ya isyan, Ya ahlâk ya helâk; Ya cennet ya cinnet; Ya izzet ya zillet; Ya şükür ya küfür; Ya ihlâs ya iflâs, Ya Kur’ân ya hüsran.

Öyleyse mutlak surette dinî hayatımızın bütünü Kur’ân-ı Kerîm’de yer alıyor ve sahâbe, hepsi Kur’ân’ın bütününe tâbî olarak Âli İmrân 119’da ‘Hamel-i Kurân’ oldular.

ÂLİ İMRÂN-119: Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tû’minûne bil kitâbi kullih(kullihi), ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).

İşte siz (mü'minler) böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îmân edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca "biz îmân ettik" dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. De ki: "Öfkenizden ölün." Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.

Evvelâ sahâbenin hepsi kötülüğe karşı hayırla mukabele edenlerdir. Sahâbenin hepsi hamele-i kurân olanlardır ve sahâbenin hepsi mârufla emreden münkerden nehyedenlerdir. Hepsi 7 safha 4 teslimi yaşayanlardır.

İnsanlar ruhlarını Allah’a ulaştırdıkları noktaya kadar ilim sahipleridir. Bundan sonra her an irfan sahibi olabilirler ama irfan sahipleri oldukları gerçek nokta daimî zikre ulaştıkları noktadır. Buraya ne ile ulaşmışlardır? Kur’ân’ın tamamına inanarak, tamamını tatbik ederek ulaşmışlardır.

Öyleyse bütün sahâbe, Kur’ân’ın bütününe ittibâ ettikleri için irfan sahipleridir. Kur’ân hükümlerini detaylandırmışlardır, hepsine itaat etmişlerdir. Allahû Tealâ’nın nadir kişilerde oluşturduğu daimî zikrin sahibi olmuşlardır.

Allahû Tealâ, Âli İmrân 110’da:

ÂLİ İMRÂN-110: Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh(billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn(fâsikûne).

Siz, insanlar için çıkarılmış (seçilmiş) olan, ümmetin hayırlı kişileri oldunuz. Mâruf ile emredersiniz ve münkerden nehy edersiniz (men edersiniz). Ve siz, Allah'a îmân ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü'mindir ve onların çoğu da fâsıklardır.

Görüyoruz ki kötülüğe karşı hayırla mukabele etmek, sahâbenin davranış biçimidir. Kur’ân’ın bütününe tâbî olmak ikinci özelliğidir ve iradesini de Allah’a teslim ederek Hakk’a davet etmek, o üç vasfın da sahibidirler. Allah’ın irşada memur ve mezun kıldığı kişilerdir.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 29 Ekim 2026Son güncelleme: 29 Ekim 20262 dk okuma0