Muhterem Hocam, şeytanın Hz Adem'i cennetten yanılttığı zaman Hz Âdem nefsini teslim etmemiş miydi? Bu konuyu izah eder misiniz?

Soru

Muhterem Hocam, şeytanın Hz Adem'i cennetten yanılttığı zaman Hz Âdem nefsini teslim etmemiş miydi? Bu konuyu izah eder misiniz?

Cevap

Hayır, sevgili kardeşim. Dikkat edin, Allahû Tealâ Bakara Suresi 30. âyet-i kerimesinde: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” buyuruyor.

2/BAKARA-30: Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeh(halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâ(dimâe), ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn(tâ’lemûne).

Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.

Sevgili kardeşlerim, bu dünyada seçilen en üstün kişiler velî mürşidlerdir. Doğmadan evvel seçilenler, Kavim Resûlleri, ama onlardan da öte Allah'ın tasarrufuna aldığı Devrin İmamlarıdır. Bu Devrin İmamları arasında da vekaleten Devrin İmamı, asaleten Devrin İmamı noktasından baktığımız zaman Allah'a en yakın olanlar Allah'ın Nebî Resûlleri’dir.

Hz. Âdem (A.S) da Allah tarafından doğmadan evvel seçilen bir Nebî Resûl’dür. Kendisine Allahû Tealâ sahifeler vermiş, şeriat kitap vermiş bir Nebî Resûl’dür. Fakat akâbinde Melekler diyorlar ki “Fesat çıkaracak, kan dökecek birisi nasıl bizden üstün olabilir? Seni tesbih ve takdis ederiz.” dediklerinde Allahû Tealâ, “Ben sizin bilmediklerinizi biliyorum.” buyuruyor.

Allahû Tealâ ilk insan olan, yeryüzünün halifesi Âdem babamıza esmaları öğretiyor. Esmaları öğrettiğini nereden biliyoruz? Allah’ın tasarrufunda ve Allah Meleklere dönüyor: “Esmaları söyleyin.” deyince, “Senin bize öğrettiğinin dışında bizim ilmimiz yok.” diyorlar. Yani belli ki soruyu soran Allahû Tealâ, meleklere esmaları öğretmemiş. Ama meleklere öğretmediği esmaları, ilmi, yeryüzünün halifesi olan Âdem (A.S)’a öğretiyor. Ve suali Âdem (A.S)’a tevdi edince, Âdem (A.S) esmaları söylüyor. O zaman Allah: “Ben O’na ruhumdan üfürdüğüm zaman hepiniz O’na secde edin.” diyor. Secde ediyorlar ama İblis secde etmiyor ve Allahû Tealâ iblisi huzurundan kovuyor. Âdem (A.S)’ı da cennetine alıyor.

2/BAKARA-31: Ve alleme âdemel esmâe kullehâ summe aradahum alel melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn(sadikîne).

Ve (Allah), Âdem'e, (Allah'ın) isimlerinin hepsini (bu isimlerdeki hikmetleri) öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek dedi ki: “Haydi sadıklardan iseniz bunları isimleri ile bana haber verin (söyleyin).”

2/BAKARA-32: Kâlû subhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke entel alîmul hakîm(hakîmu).

(Melekler): “Seni tenzih ederiz.” dediler. “Senin bize öğrettiğinden başka (hiç) bir ilmimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, Alîm'sin (en iyi bilensin), Hakîm'sin (hikmet sahibisin).”

Allahû Tealâ Âdem (A.S)’ı da cennetine alıyor ama Âdem (A.S)’ı cennetine alırken nefsini teslim etmemiş olduğunu nereden anlıyoruz?

Çünkü “Cennette dilediğin yerden ye iç ama bu ağaca yaklaşma, yoksa zalimlerden olursunuz.” diyor. Bunu nereden biliyoruz? İşte Bakara 35’te Allahû Tealâ ne diyor? "Ey Âdem! Sen ve eşin, cennette yerleşin. Orada dilediğiniz yiyeceklerden bol bol yeyin. Ve bu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz."

2/BAKARA-35: Ve kulnâ yâ âdemuskun ente ve zevcukel cennete ve kulâ minhâ ragaden haysu şi’tumâ ve lâ takrabâ hâzihiş şecerete fe tekûnâ minez zâlimîn(zâlimîne).

Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin, cennette yerleşin. Oradan (oradaki yiyeceklerden) dilediğiniz yerden bol bol yeyin. Ve bu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz.”

Öyleyse nefsi olmalı ki nefsine uyduğu takdirde nefsine zulmetmiş olsun. Demek ki cennette olmasına rağmen henüz nefsini teslim etmemiş. Bundan sonra nefsini teslim etmediği için de, şeytan ve avânesi devreye giriyor, ağaçtan yemesine sebep oluyor. Ama daha sonra Âdem (A.S) bütün bu 7 safha 4 teslimi yaşayarak Tövbe-i Nasûhla tövbe ediyor.

Tövbe-i Nasûhla tövbe ettiğini nereden biliyoruz? Bakara Suresinin 37. âyet-i kerimesinden biliyoruz:

2/BAKARA-37: Fe telekkâ âdemu min rabbihî kelimâtin fe tâbe aleyh(aleyhi), innehu huvet tevvâbur rahîm(rahîmu).

Sonra Âdem, Rabbinden kelimeleri telakki etti (öğrendi) (ve Rabbine tövbe etti.). Bunun üzerine (Allah), onun tövbesini kabul buyurdu. Muhakkak ki O, Tevvab'tır (tövbeleri kabul edendir), rahîm'dir (rahmet nuru gönderendir).

“Sonra Âdem Rabbinden kelimeleri telakki etti,” Tövbe-i Nasûh Allah’ın davetiyle gerçekleşiyor. “Rabbine tövbe etti, bunun üzerine Allah onun tövbesini kabul buyurdu.” Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma0