Muhterem Hocam, silsile-i âliyeden büyük zatların fakirlik ve sıkıntı içinde yaşayanları olduğunu görüyoruz. Allah sevdiği zatlara niye ni'met vermiyor da bela ve sıkıntı gönderiyo
Soru
Muhterem Hocam, silsile-i âliyeden büyük zatların fakirlik ve sıkıntı içinde yaşayanları olduğunu görüyoruz. Allah sevdiği zatlara niye ni'met vermiyor da bela ve sıkıntı gönderiyor?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, bizim fakirlik diye zikrettiğimiz şey, onlara yeterli boyutta bu dünyaya ait olan muhtevayı ifade ediyor.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz'in (S.A.V) yaklaşık 3 sene boyunca Allah’ın onlara verdiği darlık söz konusu. 3 yıl ambargo altında kalmışlar. Yeterli boyutta gıda alamamışlar. Ama böylesi bir zaman diliminde kızı Fâtıma çocukları açlıktan ağladığı için Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz'e gelip ağlıyor. Ama Allah Resûlü diyor ki: "Ben eğer Rabbimden istesem Allah bana bu Uhud Dağı’nı altın yapar ama benim istemeyeceğimi biliyor." Dolayısıyla hiçbir Allah dostu, Allah’a yakın olan, Allah’tan bir dünyalık istemez. Onlar, Allahû Tealâ'nın onlara dünyalık noktasında verdiği şeyle, mutmain olan, yetinenlerdir. Ama arkasından onların başkaları için Allah’tan istediği ne? İstediği manevî rızık.
İşte sevdiği zatlara, yeterli boyutta hayatlarını idame ettirebilecek rızkı mutlaka verir. Ama onları manevî taleplerinde üst seviyede zengin kılar. Zaten onlar bununla Allah’ın dostu olmuşlar.
Bela ve sıkıntı birer imtihandır. Allahû Tealâ o imtihanlardan onları kolaylıkla geçirtiyor. Dolayısıyla Resûlullah (S.A.V) Efendimiz'in buyurduğu “Fakirlik benim övüncümdür.” sözünün arkasında bu hakikat var. Kişi Allah yolunda, ne kadar dünyaya karşı talepsizse, o seviyede Allah’ın manevî ni'metlerine karşı istekli oluyor ve o seviyede Allah’ın sevgilisi oluyor.