Muhterem Hocam, Sıratı Mustakîm'e ulaşmakta mürşidlerin rolü nedir?

Soru

Muhterem Hocam, Sıratı Mustakîm'e ulaşmakta mürşidlerin rolü nedir?

Cevap

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerîm'in 1. sûresi Fâtiha'da 5. âyet-i kerimede: “Sadece Sana kul oluruz ve istianeyi, mürşidimizi sadece Senden isteriz.” Fâtiha 6: “Bizi Sıratı Mustakîm'e ulaştır.”

1/FÂTİHA-5 İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).

(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.

1/FÂTİHA-6 İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme).

(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır).

Öyleyse görüyoruz ki mürşidimizle ancak Sıratı Mustakîm'e ulaşabiliyoruz. Allahû Tealâ Hacc Suresi'nin 54. âyet-i kerimesinde diyor ki: "Biz âmenû olanları, Allah'a ulaşmayı dileyenleri mutlaka Sıratı Mustakîm'e ulaştırırız, yani mürşidlerine ulaştırırız."

22/HACC-54 Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.

Allahû Tealâ, âmenû olanları mutlaka Sıratı Mustakîm'e ulaştıracağını beyan ediyor. Sıratı Mustakîm, mürşidin bulunduğu dergâhtan başlar, Allah'a kadar devam eder. Allah'a ulaşmayı dileyenler mutlaka evvelâ mürşidlerine, sonra da Allah'a ulaşacaklardır. Hiç kimse mürşide ulaşmadan, ruhu Sıratı Mustakîm üzerinde yükselemez.

Kehf 17'de: "Allah, kimi Kendisine ulaştırmışsa o hidayete ermiştir. Ama kimi dalâlette bırakmışsa... "

18/KEHF-17 Ve terâş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minhu, zâlike min âyâtillâhi, men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).

Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden) dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

Allah kimi dalâlette bırakır? Ra'd 27'de: "Allah dilediğini de dalâlette bırakır." Hidayeti Kur’ân'ın dışındaki kaynaklarda arayanlar, Allah onları dalâlette bırakır.

13/RA'D-27 Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).

Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

Çünkü Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifte: “Kim hidayeti Kur’ân'ın dışında ararsa Allah onun belini kırar.” Hadîs-i şerifi çok mânidar. Öyleyse hidayeti Kur’ân'ın dışında arayanlar, onlar gerçekten dalâlette bırakılıyor ve dalâlette bırakılanlar için bir hidayetçi söz konusu değil. Ama Allah kimi kendisine ulaştırmışsa, o hidayete ermiştir. O zaman Allah'ın kendisine ulaştırdığı kişiler, onlar Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir.

Nebe 38. âyet-i kerimesine baktığımız zaman şunu görüyoruz: “O gün ruh ve arşı tutan melekler saf saf dururlar. Allah'ın izin verdiği kişi hariç kimse konuşmaz.”

78/NEBE-38 Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben).

O gün, ruh (devrin imamının ruhu) ve (arşı tutan) melekler, saf saf hazır bulunurlar. Rahmân’ın kendisine izin verdiği kişiden başka kimse konuşamaz. Ve (izin verilen) sadece sevap söylemiştir.

Her devirde Allah'ın kendisine izin verdiği devrin imamıdır. Devrin imamı nebî resûlse asaleten şefaat yetkisine sahiptir. Devrin imamı velî resûlse vekâleten şefaat yetkisine sahiptir. Ve onun talebiyle günahlar sevaba çevrilir. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 28 Ekim 2026Son güncelleme: 28 Ekim 20263 dk okuma0