Size şah damarınızdan daha yakınım diyen Allah ile aramıza neden bir aracı koyalım?

Soru

Size şah damarınızdan daha yakınım diyen Allah ile aramıza neden bir aracı koyalım?

Cevap

Bize yakın olan Allah’ın ilim ve rahmeti. Bize yakın olan Allah’ın Zat’ı değil. Allah’ın Zat’ı bizden sonsuz uzaklıkta.

Şöyle söyleyelim: Allah yokluktaydı, arştaydı ve Allahû Tealâ yaratmayı diledi. Allah’ın yoklukta, arşta olması; zamanı, mekânı olmaması mânâsına geliyor.

7/ARÂF-172 Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne). Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

Bugün bir kardeşimiz sual soruyor. Diyor ki: “A’râf 172’de, kalû belâ günü bütün Âdem (A.S) zürriyetinden misak, ahd ve yemin almış. Orada nerede bekliyorlar? Ondan sonra Allah dünyaya ...”

Allahû Tealâ Âdem (A.S)’ın bütün zürriyetinden misak, ahd ve yemin alıyor. Kardeşimiz de diyor ki: “Orada bir bekleme yeri var. Nerede? Ne zaman geliyor dünyaya inşaallah? Nerede bekleniyor?”

Sevgili kardeşlerim, Allah zamanı kullanmıyor. Biz insanlar için zaman var, geçmiş ve gelecek var. Allah için öyle bir şey var mıdır?

Öyleyse her zaman, her andadır. Dünyaya gelen herkes için, Âdem (A.S) zürriyeti olan herkes için bulunduğu an hangisi? O yarattıldığı andır. Çünkü Allah için geçmiş ve gelecek yok. Zamandan evvel bu olay oluyor ve insanlar varlıklar âlemine geliyorlar. Allahû Tealâ’nın onlardan almış olduğu ev ödevlerini yerine getirmekle de vazifeliler.

Aslında insanlar dîni Kur’ân’dan öğrenseler çok basit, çok kolay. İnsanlar okullara gidiyorlar. Kaydını yapan kişi neyle mükellef oluyor? Orada okutulan derslerin öğrenilmesi ve imtihandan geçmesiyle. Öyle değil mi?

Allahû Tealâ da bizi işte bu dünya sınıfına gönderiyor, bu dünya üniversitesine gönderiyor ve: “Gidin, ben size bu ödevleri verdim. Ruhunuzu Bana teslim edin. Fizik vücut teslimi yapın. Nefs teslimi yapın ve irade teslimi yapın.” diyor.

Diyelim ki bunları yaptık. İrşada memur ve mezun diplomasını Allah’tan alıyorsun. Ne olmuş oluyor bu diploma? Allah’ın üniversitesinden mezun olma diploması. Bu sefer de Allahû Tealâ mezun olanları mürşid olarak tayin ediyor. Öğretmen diyecektim, vazgeçtim. Öğretmenle mürşid arasında fark var mı? Var tabiî. Birisi sadece öğretir. Diğeri sadece öğretmekle kalmaz, aynı zamanda yaşatır.

Dolayısıyla yetiştirdiği, diploma sahibi kıldığı, “İrşada memur ve mezun kılındın.” diye yetki verdiği kişilerin başka insanlara mürşidlik yapmasını Allahû Tealâ istiyor ve onları Allah tayin ediyor.

Şimdi “Size şah damarınızdan daha yakınım.” diyen Allah ile aramızda neden bir aracı olsun? Ne diyorsunuz?

Sevgili kardeşlerim Allah’a giden yol fizik âlemde mi oluyor? Allah eğer o fizik âlemde olsaydı herkes bir navigasyon aletini alır, ona göre adres verirdi.

Hiç unutmuyorum. Tasavvufa girdiğim gün, babamın yakını birisi dedi: “Duydum ki tarikata girmişsin. Suallerim var sana.” Ben de tabiî bilmiyorum hiçbir şey. Bana ilk sorduğu sual: “Allah’ın adresi ne?” Hadi al sana. Ben de suali soruyorum size: Allah’ın adresi ne?

İHLÂS-1 Kul huvallâhu ehad(ehadun). De ki: “O Allah, Bir’dir (Tek’tir).” İHLÂS-2 Allâhus samed(samedu). Allah Samed’dir (herşey O’na muhtaçtır, O, hiçbir şeye muhtaç değildir). İHLÂS-3 Lem yelid ve lem yûled. O, doğurmadı ve doğurulmadı. İHLÂS-4 Ve lem yekun lehu kufuven ehad(ehadun). Ve O’nun bir dengi olmadı (olamaz).

İhlâs Sûresi. Ne diyor? Allahû Teal'nın adresini vermiyor mu? “Kul hüvallâhu ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.”

Bu adresi verdiğiniz zaman gerçekten bu Allah’ın adresi mi? Evet. Tâbiî ben bilememiştim. "Ben size nasıl cevap vereyim? Ne bileyim ben daha işin ehli değilim, sadece Allah’ı zikrediyorum." demiştim.

Sevgili kardeşlerim, Allah sonsuz uzaklıkta ve Allah’ın bize yakınlığı ilim ve rahmetiyledir. Neden ilim ve rahmeti bizi kuşatmıştır? Davet mutlaka herkese ulaşıyor ve Allahû Tealâ kendisini kayıt altına almış: “Resûl göndermezsem ne yapmam? Azap etmem.” diyor. Mutlaka herkese tebliğ ulaşıyor. Her zaman Allah bizimle beraber. Zat'ıyla yoklukta sonsuz uzaklıkta ama ilim ve rahmetiyle bize yakın. Bizi kuşatmış durumda.

Dolayısıyla olayı bu şekilde almak lâzım. Bir de Allah’a giden yolculuk Zahirî âlemde değil, fizik ötesinde, Emr âleminde geçiyor. Biz bu âlemde herhangi bir adrese ulaşmak istediğimiz zaman bilmiyorsak bir vasıta kullanıyoruz? İstanbul’a yeni gelen bir kişi bir yere gidecek. Ne yapıyor? Soruyor değil mi?

Şimdi bu âlemde beş duyu organını Allahû Tealâ bize vermiş ve alıcılarımız var; gözlerimiz var, kulaklarımız var vesaire. Beş duyu organıyla biz bu zahirî âlemi algılayabiliyoruz. Ama fizik ötesini algılama kapasitemiz var mı? Henüz yok. Ve bu yolculuk fizik ötesinden geçiyor.

O zaman her hâlükârda fizik ötesinde bu yolculukları kendisiyle yapabileceğimiz bir kılavuza ihtiyacımız var mı? %100 elimizden tutacak. Evet. El ele el-Hakka düsturu. Allahû Tealâ bu.

Yetmez eğer Allah diyorsa ki: “Sizi ben yarattım. Sizin için mürşid farzdır.” bizim aksini düşünmemiz olabilir mi? Çünkü bizim beş duyu organıyla algılayabildiğimiz 5 metre ötesi, hadi 2 kilometre olsun, 5 kilometre olsun. Kapasitemiz bu kadar. Ama Allahû Tealâ sonsuzun sahibi. Sonsuzu kontrol ediyor ve ilmine son yok yani. Kullar için imkânsız olan Allah için çok kolay. Dolayısıyla olayları bu şekilde idrak etmek lâzım.

ENÂM-112 Ve kezâlike cealnâ li kulli nebiyyin aduvven şeyâtînel insi vel cinni, yûhî ba’duhum ilâ ba’dın zuhrufel kavli gurûrâ(gurûran), ve lev şâe rabbuke, mâ fealûhu fe zerhum ve mâ yefterûn(yefterûne). Ve böylece peygamberlerin hepsine, insan ve cin şeytanları düşman kıldık. Onlar, birbirlerine aldatarak güzel (süslü) sözler vahyederler (fısıldarlar). Ve eğer Rabbin dileseydi, onu yapamazlardı. Artık onları ve iftira ettikleri şeyleri terket (bırak).

Evet. Başlangıç noktasında bütün insanlar kimden vahiy alıyorlar? Şeytandan. Hangi âyet? En’âm Sûresi 112. âyet: “Biz insan ve cin şeytanlarını kime dost kıldık? Peygamberlere düşman kıldık.” Evet, güzel. Peygamberlere düşman kıldık. “Onlar sözün yaldızı olan vahyi onlara ulaştırırlar." Ama kimler onlara meyleder? Âhirete îmân etmeyenler.”

ENÂM-113 Ve li tesgâ ileyhi ef’idetullezîne lâ yu’minûne bil âhırati ve li yerdavhu ve li yakterifû mâ hum mukterifûn (mukterifûne). Ve ahirete inanmayanların gönülleri ona (onlara; insan ve cin şeytanlara) meyletsin ve ondan razı olsunlar. Ve onlar, kazandıkları şeyleri kazanmaya devam etsinler.

Her devirde insanların %90’dan fazlası seçiliyor mu? Evet, %90’dan fazlası seçiliyor. Ama o seçilenlerden sadece %10’dan azı ne yapıyor? Allah’a ulaşmayı diliyor. Geri kalanların, bu seçilip de ulaşmayı dilemeyenlerin gönülleri kime kayıyor? Buradaki şeytanlara. Şeytanlar onlara vahyediyorlar.

22/HACC-53 Li yec’ale mâ yulkış şeytânu fitneten lillezîne fî kulûbihim maradun vel kâsiyeti kulûbuhum, ve innez zâlimîne le fî şikâkın baîd(baîdin). Kalplerinde maraz (hastalık) olan ve kalpleri kasiyet bağlamış (kararmış ve sertleşmiş) olanlara, şeytanın ilka ettiği (ulaştırdığı) şeyi fitne (imtihan) kılmak içindir. Ve muhakkak ki zalimler, elbette uzak bir ayrılık içindedirler (Sıratı Mustakîm’den uzaklaşmışlardır, ayrılmışlardır).

Ve Hacc Sûresi 53. âyetinde ne diyordu Rabbimiz? “Kalpleri hasta olanlarla kalbi kasiyet bağlayanlar...”

72/CİNN-14 Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ(reşeden). Ve gerçekten bizden, (Allah’a) teslim olanlar da var ve bizden kasitun (kalpleri kasiyet bağlamış) olanlar da var. Artık kim (Allah’a) teslim olmuşsa işte onlar, irşad olmayı (nefsin ve iradenin teslimini) arayanlardır (dileyenlerdir).

İşte Cin Sûresi’nin 14. âyet-i kerimesinde "Kalbi kasiyet bağlayanlar nedir? Neyin odunudurlar? Cehennemin. Bunlar cehennemin odunudurlar.

O zaman sevgili kardeşlerim, bu kalbi kasiyet bağlayanlar seçilmişler mi, seçilmemişler mi? Seçilmişler. Çünkü “eğer tarikat üzere olsalardı” onların da böyle bir tarikat üzere olma istekleri ve seçme hakları var mı? Evet. Allah tarafından seçilmişler ama tarikata girmemişler. “Onlara doyabilecekleri kadar rahmet verdik.”

Öyleyse seçilmişler ama ulaşmayı dilememişler. Bu dilemeyenler hangi âyetle örtüşüyor o zaman? En’âm Sûresi 113. âyetle.

Kalbi hasta olanlar, iblis onlara vahyediyor; insan ve cin şeytanlar. Ama diğerleri seçilmişler ve onların tesirinde kalmışlar. Akıl şeytanın tesirinde kalabilir mi? Evet. Allah’ın tesirinde de kalabilir mi? Evet. Etraftaki insanların tesirinde kalabilir mi? Evet.

İşte Allah’ın tesirinde kalanlar ulaşmayı dileyenler. Şeytanın tesirinde kalanlar bu kalbi hasta olanlar. Bir de insanların tesirinde olanlar, onları dinlemişler. Yahut inanmayanlar demişler ki: “Bunlar tamamen safsata şeyler söylüyorlar. Yıllardan beri anneden babadan öğrendiğimiz din nedir? İslâm’ın beş şartıdır. Daha ötesi yok. Bize diğeri gerekmez.” Demişler.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 20 Ekim 20267 dk okuma0