Muhterem Hocamız, Sohbetlerinizde sıkça bahsettiğiniz, “Af barışın zekâtıdır.” sözünün önemini bir kez daha açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocamız, Sohbetlerinizde sıkça bahsettiğiniz, “Af barışın zekâtıdır.” sözünün önemini bir kez daha açıklar mısınız?
Cevap
"Sohbetlerinizde sıkça ifade ettiğiniz "Af barışın zekâtıdır." sözünü bir kez daha açıklar mısınız?" Bir kere kimdir affedebilenler? Barışa ulaşmış olanlar. Onlar kimlerdir? Onlar Allah'ın kalplerinde sevgiyi birleştirdiği kişilerdir.
Nitekim Âli İmrân Suresi'nin 103. âyet-i kerimesinde: "Siz düşmandınız. Allah kalplerinizi sevgide birleştirdi. O'nun ni'metiyle (devrin imamının ruhuyla) kardeş oldunuz."
3/ÂLİ İMRÂN-103 Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrakû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufratin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.
Öyleyse kimdir devrin imamının ruhuyla kardeş olanlar? Mürşidlerine tâbî olanlar.
Ama 7-8 aylık süre içerisinde o kişinin ruhu Allah'ın Zat'ına ulaşır ve kişinin nefsinin manevî kalbinde %51 oranında aydınlanma olur. O kişi diğer insanlarla da barışık hâle gelmiş olur. Nitekim bu noktadan itibaren herkesi kendimiz için ne istiyorsak diğer kardeşlerimiz için de istememiz lâzım.
Mevlânâ Hazretleri, "Başkalarının kusurunu bağışlamakta gece gibi ol." diyor. Ama bu seviyeye ulaşabilmemiz mutlak surette nefs tezkiyesine bağlıdır. Evvelâ bizim barışa ulaşmamız lâzım ki nefs ile ruh arasındaki kavga devam ettiği süre içerisinde biz başkalarını affedemeyiz. Ama ne zaman ruhumuz Allah'ın Zat'ına ulaşırsa o zaman nefsle ruh arasındaki mücadele kendisini barışa terk edecektir. Yani artık o kişi etrafındaki insanlar kendisine zulmetmeleri hâlinde onlara zulümle cevap vermez. Zulme karşı zulüm değil, kötülüğe karşı kötülükle değil, kötülüğe karşı af etme söz konusudur.
Nitekim tasavvufa yeni giren bir kişi...
Mürşidi ona diyor ki: "Evladım, şimdi Kur'ân okumakta olan üç kişi var. Her birinin ensesine bir tokat atacaksın ve gelip bana anlatacaksın."
Birinci kişinin ensesine tokat attığı zaman o da ayağa kalkıyor ve o da ona tokat atıyor. Yani kötülüğe karşı kötülük, kısası tatbik ediyor. Mürşidine öyle anlatıyor. "Tamam evladım." diyor. "Şimdi ikinci odadaki şahsın ensesine tokat at."
Tokat attığı zaman ikinci şahıs nefs tezkiyesini gerçekleştirdiği için ayağa kalkıyor ama ona tokatla cevap vermiyor. Affediyor ve yerine oturuyor. İşte kötülüğe karşı af.
Neden öyle? Çünkü Allahû Tealâ Câsiye Suresi'nin 14. âyet-i kerimesinde Allah'ın cezalandıracağı kavmi bağışlayın.
45/CÂSİYE-14 Kul lillezîne âmenû yagfirû lillezîne lâ yercûne eyyâmallâhi li yecziye kavmen bi mâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
Âmenû olanlara de ki: “Allah’ın günlerinin (geleceğini) ummayan, kazanmış olduklarından dolayı (Allah’ın) cezalandıracağı kavmi bağışlasınlar.”
Tokat atan kişi derecât kaybediyor ama bağışlayan kişi, tokada, kötülüğe karşı kötülükle cevap vermeyen kişi derecât kazanıyor.
ALLAH'IN ADALETİNİN TECELLİ ETMESİ
KİŞİ KÖTÜLÜK / ZULÜM (ŞER) YAPARSA
(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için derecât kaybeder.
(+100) Tokat yiyen kişi zulme uğradığı için derecât kazanır.
KİŞİ KÖTÜLÜĞE KARŞI KÖTÜLÜK (ZULÜM) (KISAS) YAPARSA
(-100 +100) Tokat atan kişi tokat yerse derecât kazanır.
(+100 -100) Tokat yiyen kişi karşılık verirse derecât kaybeder.
KİŞİ KÖTÜLÜĞE KARŞI SESSİZ KALIRSA (AF)
CASİYE 14: …(Allah’ın) cezalandıracağı kavmi bağışlasınlar.
(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için derecât kaybetmiş olur.
(+100) Tokat yiyen kişi affettiği için derecât kazanır.
KİŞİ KÖTÜLÜĞE (ŞERRE) İYİLİKLE MUKABELE EDERSE
FUSSİLET 34: Hasene ve seyyie, eşit değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla.
O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.
(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için kaybettiği derecât ile kalır.
(+100 +100) Tokat yiyen kişi affetmesi yanında, iyilikle karşılık verdiği için yine derecât kazanır.
Hepimizin hedefi derecât kazanmaktır tabii. "Kusur bağışlamakta gece gibi olun." Yani insanların bize kötülük yapması hâlinde bizim de affetmemiz. Ama affedebilmek mutlak surette nefs tezkiyesi ile mümkündür. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz'e Allahû Tealâ A'râf Suresi'nin 199. âyet-i kerimesinde:
7/ARÂF-199 Huzil afve ve’mur bil urfi ve a’rıd anil câhilîn(câhilîne).
Affı ahzet (affı kendine usül edin) ve irfanla emret ve cahillerden yüz çevir.
"Sen affet, marufla emret ve cahillerden yüz çevir."
İşte affedebilenler nefs tezkiyesini yapanlardır. Ama kötülüğe karşı hayırla mukabele edenler, onlar daimî zikrin sahipleridir. Marufla emredenler, onlar da Allah'a davet edenler olarak karşımıza çıkıyor. Öyleyse Mevlânâ, "Kusurları bağışlamakta gece gibi olun." buyuruyorsa. Başkası bize hangi kötülüğü yaparsa yapsın bizim devamlı onu affetmeye hazır olmamız lâzım. İşte "Af barışın zekâtıdır." olayı bu. İnşaallah. Âli İmrân Suresi'nin 133 ve 134. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealâ:
3/ÂLİ İMRÂN-133 Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâs semâvâtu vel ardu, uiddet lil muttekîn(muttekîne).
Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!
3/ÂLİ İMRÂN-134 Ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved darrâi vel kâzımînel gayza vel âfîne anin nâs(nâsi), vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).
Onlar (muttekîler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infâk ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yutanlardır (tutanlardır) ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri sever.
"Rabbinizden olan mağfirete, genişliği yerler ve gökler kadar olan muttakîler için hazırlanmış cennete koşun. Onlar ki bollukta ve darlıkta infak ederler. Onlar öfkelerini yutarlar. Onlar insanları affederler."
İşte affedenler, kendilerine yapılan kötülüğü bağışlayanlardır.