Soru Yok.13.04.2024 Her An Kuran Her An Mutluluk

Soru

Soru Yok.13.04.2024 Her An Kuran Her An Mutluluk

Cevap

​Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim; Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz, bir kere daha Yüce Rabbimiz "Her An Kur’ân, Her An Mutluluk" konferanslarının birisinde tekrar bizleri bir araya getirdi. "Emaneti Reddetmenin İmânı Yoktur" konulu konferansımıza hepiniz hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Allah hepinizden razı olsun.

​Konferansın adından da anlaşıldığı gibi; emanet yoksa imân yok. Acaba dinin yegâne kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm’de emanetin yerine baktığımız zaman, insanın yaratılışına baktığımız zaman Allahû Tealâ insanı bir fizik bedenle halk etmiş. Fizik bedenimiz bu zahirî âleme ait. Allah insanı bir nefisle dizayn etmiş; nefsimiz Berzah âlemine ait. Allahû Tealâ Zatından bize ruh üfürmüş; emanet.

SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).

Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.

Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

Ve Allahû Tealâ emaneti, dünya hayatını yaşarken Kendisine geri göndermemizi, Kendisine ulaştırmasını on iki kere üzerimize farz kılmıştır. Bu konu o kadar önemli ki Kur’ân-ı Kerîm’de ruhun ölmeden evvel Allah'a ulaşmasını Allahû Tealâ hidayet olarak tarif ediyor.

​İşte iki tane âyet-i kerime: Bakara 120’de Allahû Tealâ: "Yahudiler ve nasraniler senden razı olmazlar, sen onların dinine tabi olmadıkça. De ki: Allah'a ulaşmak var ya, işte o hidayettir."

2/BAKARA-120  Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Ve sen onların dinine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

İşte ölmeden evvel insan ruhunun Allah'a ulaşmasını Allahû Tealâ hidayet olarak tarif ediyor. Âli İmrân 73’te de: "De ki: Hidayet Allah'a ulaşmaktır."

3/ÂLİ İMRÂN-73 Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).

Bu konuda çok âyet olduğu gibi aynı zamanda bu âyetlere uyan hadîsler de çok. Ve Allahû Tealâ’nın ölmeden evvel, Allah’ın bizdeki emaneti ruhu hayattayken sahibi olan Allah’a ulaştırmasını on iki kere üzerimize farz kılmış.

ÖLMEDEN ÖNCE RUHUN ALLAH’A ULAŞTIRILMASI 12 DEFA FARZ

1. 4/NİSÂ-58: Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder....

2. 5/MÂİDE-7: Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın...

3. 6/ENÂM-152: ...Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

4. 10/YÛNUS-25: Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

5. 13/RAD-21: Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar...

6. 30/RÛM-31 O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

7. 31/LOKMÂN-15: ... Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır...

8. 39/ZUMER-54: Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

9. 42/ŞÛRÂ-47: Rabbinize icabet edin, Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur...

10. 51/ZÂRİYÂT-50: Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O’ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.

11. 73/MUZZEMMİL-8: Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

12. 89/FECR-28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

HADÎS-İ ŞERİF: “Ölmeden evvel ölün, Allah’a dönün ki; (ölmeden önce ruhunuzu Allah’a ulaştırınız ki, teslim ediniz ki) Allah size 10'dan 700'e kadar artan yardımlarda bulunsun.”

Kaynak: Acluni keşfü’l hafa c2.shf 291 (2669)

Bu farzlardan bir tanesi de Nisâ suresinin 58. âyet-i kerimesi: "Allah emaneti, ruhu hayattayken sahibi olan Allah’a iade etmenizi, teslim etmenizi emreder."

4/NİSÂ-58  İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).

Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir

​Halk arasında "Ne zamandan beri müslümansınız?" dendiğinde hepimizin bir cevabı var: "Kālû Belâ günü." İşte bu Kālû Belâ gününde Allahû Tealâ, Âdem (A.S)’ın sırtında Onun bütün zürriyetini yaratıyor ve ruhumuzdan misak, fizik vücuttan ahid ve nefsimizden yemin alıyor.

MİSAK, AHD VE YEMİN’NİN HATIRLATILMASI

MİSAK

1. RA'D – 20 Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

2. RA'D – 21 Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

AHD

3. YÂSÎN – 60 Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

4. YÂSÎN – 61 Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

YEMİN

5. MUDDESSİR-38 Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).

6. MUDDESSİR-39 Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.

7. MUDDESSİR-40 Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.

Ve bunları hayattayken Kendisine teslim etmemizi de farz kılıyor. İşte bu dizayn olaya baktığımız zaman ne görüyoruz? Ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşması, Allahû Tealâ’nın on iki kere üzerimize farz kıldığı emirlerden. Ve Allahû Tealâ Mâide 7'de yerine getirin. Orada da iradenin Allah’a teslimini ifade ediyor ki ruhun misakı, yani ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşması, teslimi gerçekleşmeden fizik vücudun Allah’a teslimi olmaz. Fizik vücudun Allah’a teslimi olmadan nefsin Allah’a teslimi olmaz.

Ve misak, ahd ve yemin yerine getirilmeyince otomatikman irade teslimi olmaz. Ve Mâide 7’de: "Misakınızı yerine getirin." Yani bir kere daha bize hatırlatıyor: Ruhunuzu Allah’a teslim edin. En’âm 152’de bu sefer Allah cephesinden, bizim cephemiz Mâide 7, Allah cephesinden: "Allah’la olan ahdinizi ifa edin." Allah’la olan ahdin iradenizin misakıyla eşte olması hasebiyle, bir kere daha ruhun Allah’a teslimi olmadan ahdin yerine getirilmesi mümkün değil. Eğer Allahû Tealâ "Ahdinizi ifa edin" diyorsa, o zaman bir kere daha ruhumuzun hayattayken Allah’a teslimini farz kılıyor.

​Yûnus 25’te Allahû Tealâ teslim yurdu olan zatına dâvet ediyor. Teslim yurdu Allah’ın Zat`ıdır, Arş'tır. Allahû Tealâ âlemleri altı günde yaratmış. Allahû Tealâ yaratandır, yarattığını zıddıyla kaim kılarak çift yaratmıştır. Zahirî âleme karşı zahirî âlemi iki günde, gayb âlemine karşı gayb âlemini iki günde, emr âlemine karşı emr âlemini iki günde; toplam altı günde bütün kâinatı yaratıyor. Ama Allahû Tealâ ilmi ve rahmetiyle de bütün kâinatı kuşatmıştır. Yedinci âlem yokluk. . . Fakat ilmi ve rahmetiyle kâinatın kuşatılması ayrıdır, varlıklar âleminin kuşatılması ayrıdır ama Zatıyla yoklukta olması ayrıdır.

Zatıyla Arş'ta, yokluktadır; ilmi ve rahmetiyle herşeyi kuşatmıştır. Ve Allahû Tealâ en üst noktada yarattığı insanın Zatından içine ruh üfürdü ve bu ruhun insanda bir emanet olduğunu ve Allahû Tealâ bu emanetin hayattayken sahibi olan Allah’a iade edilmesini, teslim edilmesini emrediyor. İşte bu konudaki birçok âyete binaen Bâyezîd-i Bestâmî Hazretlerinin de bir hadîsi, bir sözü var: "İnsan ölmeden evvel ölme sırrına erişince, bedendeki ruh Rabbine ulaşır. İşte o zaman emanet sahibine meâb olur."

Bâyezid-i Bistâmî

"İnsan Ölmeden Evvel Ölme Sırrına Erişince Hapis olan Ruh Rabbine ulaşır. İşte o zaman Emanet Sahibine Meab olur."

Emanet ruhtur, meâb de Allah’ın Zatıdır, sığınaktır. Allahû Tealâ Âli İmrân suresinin 14. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki, dünya hayatını zikrediyor: "Kadınlar, çocuklar, kantar kantar biriktirilmiş altın, gümüş, mallar, salma atlar, ekinler... Bunlar hepsi dünya hayatının metaıdır, insanlara güzel gösterildi." Ama bundan daha önemlisi: "Allah’ın katında Allah’ın zatı en güzel sığınaktır."

3/ÂLİ İMRÂN-14 Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).

İnsanlara, "kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan" şehvetleri (aşırı düşkünlükleri) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Ve Allah, O'nun katındaki en güzel sığınaktır.

İşte sevgili kardeşlerim, ölmeden evvel ölme sırrına erişmek, dünya hayatını yaşarken Allah’ın bizdeki emaneti ruhu hayattayken sahibi olan Allah’a ulaştırmak, Allah’ın Zatına ruhun sığınması... Allah’ın zatı ruh için meabdır ama ulaşan ruh evvab olur. Allahû Tealâ bunu hayattayken gerçekleştirmemizi istiyor. Bu konuda tabii birçok hadîsler söz konusu. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Sana emanet bırakanın emanetini geri ver, sana ihanet edene ihanet etme."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî, Büyü 38, (1264), Ebû Dâvûd, Büyü 81 (3534):

"Sana emanet verenin emanetini geri ver. Sana ihanet edene ihanet etme."

Bir insan dünya hayatını yaşarken Allah’ın bizdeki, Allah’ın emaneti olan ruhu hayattayken Allah’a ulaştırmazsa ne yapmış olur? Sahibine kesinlikle ihanet etmiş olur. Bu konuda Enfâl suresinin 27. âyet-i kerimesi bize bunu söylüyor: "Ey âmenu olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler)! Allah’a ve resûlüne ihanet etmeyin. Siz kendi emanetlerinize de bile bile ihanet etmiş olursunuz."

8/ENFÂL-27  Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tehûnûllâhe ver resûle ve tehûnû emânâtikum ve entum ta'lemûn(ta'lemûne).

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler), Allah’a ve Resûl’üne ihanet etmeyin! Ve siz, kendi emanetlerinize de bile bile ihanet etmiş olursunuz

Öyleyse eğer emanetlerin sahibine ihanet etmek istemiyorsak, Allah’a ve resûlüne ihanet olmaması lazım. İhanet eden kişi kimdir? Dünya hayatını yaşarken ruhu sahibi olan Allah’a iade etmeyen, teslim etmeyendir.

Emanete ihanet eden kişi kimdir? Dünya hayatını yaşarken fizik vücudunu, o da Allah’ın bizde emanetidir, eğer ruh Allah’a teslim olursa onu teslim etmeyen dir. Sonra nefsi teslim etmeyendir. Yani kısacası, eğer ait olduğu standartlar içerisinde Allah’ın âyetleriyle dini yaşarsak sırasıyla; evvela ruh emanettir, o Allah’a teslim olduğu zaman fizik vücut emanet olur, o Allah’a teslim olduğu zaman nefs emanet olur, o Allah’a teslim olduğu zaman irade emanet olur ve en son olarak iradenin teslimiyle emanetlerin hepsi sahibi olan Allah’a irade edilmiş, teslim edilmiş oluyor.

​Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Efendimiz bizi uyarıyor: "Ümmetimden ilk kaldırılacak şey emanet ve huşûdur."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ramüzü’l-Ehadis, s.120, Ravi: Hz. Zamre İbni Habib (R.A.), Tirmizi; 2791

"Ümmetimden ilk kaldırılacak şey, emanet ve huşûdur."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizi, İlim, 5

"İnsanlardan ilk kaldırılan ilim (namazdaki) huşûdur. Öyle ki bir mescide girdiğinde huşû içinde olan bir tek adam bulmayabilirsin."

Gerçekten de insanın iki düşmanından bir tanesi nefsimiz, diğeri de şeytandır.

ORTAK AKIL

NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır

1. Kin ve Nefret

2. Küfür

3. Yalan

4. Zulüm

5. Haset

6. Cehalet

7. Cimrilik

8. Öfke ve Gayz

9. İsyan

10. Sabırsızlık

11. Kibir ve Gurur

12. Hırs ve Şehvet

13. Nankörlük

14. Dedikodu

15. Zan

16. İptilalar (Kötü Alışkanlıklar)

17. Vefasızlık

18. Mürailik

19. Fitne Fesat

NEFS TEZKİESİ VE TASFİYESİ İLE NEFSİN 19 AFETİ 19 HASLETE DÖNER,

RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır

1. Sevgi

2. Îmân

3. Doğruluk

4. Adalet

5. Edep

6. İlim

7. Cömertlik

8. Sekinnet

9. İtaat

10. Sabır

11. Tevazu

12. Kanaat

13. Şükür

14. Ketumiyet

15. Hakikat

16. Faziletler

17. Vefa

18. İhlâs

19. Tevhit

Kur’ân-ı Kerîm’deki âyetlere baktığımız zaman iblisin Allah’tan aldığı müsaade gereğince, kıyamet gününe kadar A’râf 16’da zikredildiği gibi: "Ben senin sırât-ı müstakîmine oturacağım."

7/ARÂF-16  Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme).

(İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin'e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi.

İblis’in oturduğu sırât-ı müstakîm, insan ruhunu Allah’a ulaştıran yol. O zaman İblis’in oraya oturmasının arkasında ne var? İblis bütün gayretiyle, avanesiyle birlikte; nasıl Allahû Tealâ ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşmasını üzerimize farz kılmışsa, İblis de bu ruhun Allah’a ulaşmaması istikametinde gayret sarf ediyor ve diyor ki: "Ben senin sırât-ı müstakîmine oturacağım, sağlarından gireceğim, sollarından gireceğim, önlerinden gireceğim, arkalarından gireceğim; onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." Yani onların çoğu dünya hayatını yaşarken senin emanetini teslim etmeyecekler. Ruh her halükarda Allah’a ulaşacaktır. Dünya hayatını yaşarken ruhun Allah’a ulaşması mükafatı, ölümle ruhun Allah’a ulaşması ise mücazatı (cezayı) ifade ediyor. Allah’ın Resûlü (S.A.V) Efendimiz hadîsinde bunu şöyle buyuruyor: "Şirkli olarak Allah’a ulaşana ceza, şirksiz olarak ruhu Allah’ya ulaşana mükafat."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim - İman - 151 ravi: Cabir bin Abdullah

"Allah’a şirk koşmadan ona mülâkî olana, cennet vacip olur. Allah’a şirk koşarak mülâkî olana da, cehennem vacip olur."

Öyleyse ruh her halükarda Allah’ın bize emanetidir ve mutlaka sahibi olan Allah’a iade, teslim olacaktır. Ama ölümle ruhun Allah’a ulaşması kader tahtında gerçekleşiyor ve şirkli olarak Allah’a ulaşıyor.

​Allahû Tealâ Secde suresinin 29. âyet-i kerimesinde: "Evet, fetih günü kâfir olanlara (Allah'a ulaşmayı dilemeyenlere) imanları bir fayda vermez." Yani ölümle ruhun Allah’a ulaşması onlara bir fayda sağlamıyor. Hayattayken ruhun Allah’a ulaşması onlara mükafat sağlıyor; üç tane cennet, dünya saadetinin yarısı. İşte Resûlullah (S.A.V) Efendimiz: "Ümmetimden ilk kaldırılacak şey emanet ve huşûdur." Emanet ruhsa, o ümmetten kaldırılması nasıl olur? İşte günümüzde faydasız ilmin sahibi insanlar diyorlar ki: "Ruh insana hayat verir, ruh vücuttan çıkınca kişi ölür. Ancak ölümle insan ruhu Allah’a ulaşır, dünya hayatında ruhun Allah’a ulaşması yok." Bu külliyen Kur’ân âyetlerine aykırıdır.

Bu zahirî âleme ait olan bir fizik bedenimiz var; zahirî âlem bizim dışımızda. Ama bir de Berzah âlemine ait olan bir vücudumuz var; nefsimiz, o da içimizde. Allah’ın zatından üfürülen bir ruhumuz var; emanet, o da içimizde. İşte fizik vücudun içerisinde fizik vücut, nefs ve ruh için mekandır. Nefs de ruh da üç şekilde vücuttan ayrılabiliyor. Bu üç şekilde nefsin de ruhun da vücuttan ayrılması, sadece bir şekilde fizik vücudun ölümüyle eşdeğerdir. O zaman şöyle söyleyelim; ölmeden evvel nefsin de ruhun da vücuttan ayrılması iki şekilde gerçekleşiyor.

Nefsin ölmeden evvel vücuttan ayrılması: bir bayılma halinde, iki uykuda. Her gece yatağınıza yattığınız an kesinlikle nefsiniz vücudunuzdan ayrılıyor, akıl nefse kumanda ediyor ve rüya âlemini yaşıyorsunuz. Rüya âlemi nefsinizle yaşadığınız hayatın adıdır. Bayılma halinde, belki operasyon geçirenler, ameliyat masasında olanlar narkozla uyutulurken birçokları bu olaya şahit oluyor; nefs vücuttan ayrılıyor ve kişi kendi nefsinin gözleriyle ameliyatını seyredebiliyor. Nasıl kendisini yarıyorlar vesaire, birçok bu şekilde olaylar vücuda geliyor.

Çünkü artık fizik vücut bayılmıştır ve nefs de vücuttan ayrılmıştır, akıl o zaman nefse kumanda ediyor.

​Ruhun da bunun dışında iki şekilde vücuttan ayrılması var ölümün dışında: Birisi, fizik vücut ve nefs günah işlerken. Günahı işleyen sadece fizik vücut ve nefstir; hiçbir zaman ruh günah işlemez. Ruh Allah’ın emrindendir, Allah’ın vücuttaki, bizdeki temsilcisidir. Ama fizik vücut ve nefs birlikte günah işleyince ruh vücuttan ayrılıyor, şahit oluyor. Bitiminden sonra işlediği günah miktarı kadar nefse azap ediyor, Allah da fizik vücuda azap ediyor. Öyleyse görüyorsunuz ki ölmeden evvel ruh vücuttan ayrılabiliyor ama kişi ölmüyor. Fakat Kur’ân’ı bilmeyenler "Ruh insana hayat verir" diyor. Halbuki hayatı bize veren Allah’tır, ruh değil. "Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür." Kesinlikle değil; fizik vücut ölüyor, ondan sonra vücuttan Allah’a, sahibine gidiyor. Bütün bunlar Kur’ân-ı Kerîm’deki âyetlerle net olarak ifade edilebilir.

​Öyleyse olay buysa, Kur’ân’daki âyetlerle muhtevaya baktığımız zaman emanetin ruh olduğunu biliyoruz; nefs ise rehin, fizik vücut ise köledir. Kur’ân’daki adlarıyla ifade etmek gerekirse işte Allah emanetin sahibine iadesini, teslimini istiyor; teslimini istiyor ki rehinlikten kurtulsun. Allahû Tealâ istisnasız kölenin azadını istiyor; yani köle olan fizik vücudun Allah’a teslimini istiyor. İşte Beled suresinin 10, 11, 12, 13. âyetlerinde Allahû Tealâ bunu söylüyor: "Ona iki yolu (gayy yolunu ve hidayet yolunu) ulaştırırız. O akabeyi (sarp yokuşu) aşamadı." Sarp yokuş, fizik vücudun Allah’a teslimiydi. "Akabenin ne olduğunu sana bildiren nedir? Akabeyi aşmak, kölenin azadıdır." Yani fizik vücudun Allah’a teslimidir.

90/BELED-10  Ve hedeynâhun necdeyn(necdeyni).

Ve onu iki yola (gayy yolu ve hidayet yolu) ulaştırırız.

90/BELED-11  Fe laktehamel akabete.

Fakat o akabeyi (sarp yokuşu) aşmadı.

90/BELED-12 Ve mâ edrâke mel akabeh(akabetu).

Ve akabenin ne olduğunu sana bildiren nedir?

90/BELED-13 Fekku rekabetin.

(Akabeyi aşmak) kölenin azadıdır.

Öyleyse Kur’ân-ı Kerîm’de dik yokuş olarak zikredilen fizik vücudun Allah’a teslimi. Allahû Tealâ istisnasız bunu söylüyor. O zaman demek ki hayatı bize veren istisnasız ruh değil Allah’tır. Ölümle de değil; fizik vücut ölür, nefs ölümü tadar ve ruh vücuttan ayrılır. "Dünya hayatında ruhun Allah’a ulaşması yoktur" olayı külliyen yalan. Allahû Tealâ Bakara 46’da: "Onlar hayattayken ruhlarını Allah’a ulaştırırlar ve ennehum ileyhi râciûn (ve ölümle de Allah’a mutlaka dönerler)."

2/BAKARA-46  Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).

Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

Allah’ın Resûlü (S.A.V) Efendimiz şöyle buyuruyor: "Emanet zayi olduğu zaman kıyameti bekleyiniz." Sahâbe sual soruyor: "Ya Resûlallah, emanet nasıl zayi olur?" "İş ehline verilmeyince." İşte şu anda dini öğretenler, kendileri Allah'a ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mani olan insanlar. Resûlullah’ın deyimiyle: "Bu ümmet için en çok korktuğum şey diliyle âlim ama kalbiyle cahil." Yani iman kalplerine girmeyenler. Ne yazık ki Allah'a ulaşmayı dilemeyen, imân kalplerine girmeyenler, faydasız ilmin sahipleri ne yazık ki çoğu din öğretiyorlar. Öyle olunca da bidatlerle din yaşanmayacağına göre bu insanların öğrettiği dinin muhtevasında ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşması yok. Bunların öğrettiği dinin muhtevasında ibadetlerin sultanı zikir yok. Ama Allahû Tealâ’nın da on iki kere üzerimize farz kıldığı, hayattayken ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşması.

​İnsanla Allah arasında yirmi sekiz basamaklık İslâm merdiveni var. Bu yirmisekiz basamaklık İslâm merdiveninin birinci basamağında herkes olayları yaşar, ikinci basamağında olayları değerlendirir ve seçilenler ve seçilmeyenler diye insanlar ikiye ayrılır. Dünya hayatında bir de doğmadan evvel seçilenler var; bir dünyadayken seçilmeyen ve seçilenler var, bir de doğmadan evvel seçilenler var. Doğmadan evvel seçilenlerin hepsi risaletle Allah’ın vazifeli kıldığıdır.

Risaletle vazifeli olan velî resûllerin hepsi Allah’ın otomatik koruması altında dinin yirmisekiz safhasının yirmisekizi de Allah’ın kontrolünde yaşarlar. Yani resûllerin bir fire verme yetkisi söz konusu değil, doğmadan evvel seçilmişlerdir. Kırk yaşında Allahû Tealâ onları vazifeye tayin ediyor, sonra bu söylediğimiz yirmisekiz basamaklık İslâm merdiveninin bütününü Allah’ın kontrolünde gerçekleştiriyorlar. Ve bu kavim Resûlleri her kavimde ardı arkası kesilmeksizin, Fetret dönemi olmadan devamlı Allah tarafından tayin ediliyor. Bir kavim resûlü vefat edince anında yerine yenisini Allah tayin ediyor.

Dolayısıyla kavim resûlleri arasında Fetret dönemi yok; ama Allah’ın kendisine şeriat kitabı verdiği resûller arasında Fetret dönemi var. Mesela Hz. Peygamber Efendimizle Hazreti Îsâ arasında altıyüz yıllık bir Fetret dönemi var. Mesela Peygamber Efendimiz son nebî olması hasebiyle kıyamete kadar bir daha peygamber gelmeyecek. Öyleyse bu olaya baktığımız zaman velî resûller arasında bir olay bu, bu şekilde değil.

İşte kim o dünya hayatını yaşarken seçilmiyorsa bunlar insan şeytanlar, cin şeytanlar, bunlar tâgutun adamları, bunlar ne yazık ki faydasız ilmin sahipleri. Ve bunlar devamlı insanlara vesvese vermek suretiyle insanları Allah’ın dininden uzaklaştırırlar. Kur’ân-ı Kerîm’in son bir suresi var, Nâs suresi. Diyoruz ki: "Rabbinin, insanların Rabbine, insanların Melik'ine, insanların İlah'ına sığınırım. Kimden? Cin ve insan şeytanların şerrinden."

114/NÂS-1 Kul eûzu bi rabbin nâs(nâsi).

De ki: “Ben insanların Rabbine sığınırım.”

114/NÂS-2 Melikin nâs(nâsi).

İnsanların melikine (mâlikine).

114/NÂS-3  İlâhin nâs(nâsi).

İnsanların İlâhı’na (sığınırım).

Öyleyse cin ve insan şeytanlar, bunlar dünya hayatını yaşarken seçilmeyen, Allah’ın kendilerinde hayır görmediği... Geri kalan insanların hepsi seçiliyor ve seçilenlerden bir kısmı da o resûllerin davetiyle Allah'a ulaşmayı diliyorlar. Seçilmesine rağmen ölüme kadar Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin üzerinde dalâlet hak oluyor. İki grup da gideceği yer cehennem. Ama kendisini cehennemden kurtaranlar kimlerdir? Kendisini cehennemden kurtaranlar bu dünya hayatını yaşarken ölmeden evvel ölenler; yani ruhun talebine uyarak hayattayken ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyenler.

​İşte sevgili kardeşlerim; abdesti olmayanın namazı nasıl yoksa, emanete ihanet edenin de kesinlikle îmânı yok. Abdest fizik vücudun uzuvlarıyla gerçekleşir; eğer o kişi abdest almazsa namaz olmaz. Tıpkı bunun gibi o kişinin ruhunun talebine uymasa, Allah'a ulaşmayı dilemezse, dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilemezse o kişide îmân yoktur. Ölümle ruh Allah’a ulaşır ama hayattayken Allahû Tealâ bunu istiyor. O sebeple emanete riayet etmeyenin imanı yoktur. İman yoksa din olabilir mi? Hayır. Ahde vefa etmeyenin de dini yoktur. Yani evvela kişi Kālû Belâ gününde ruhun verdiği misakı yerine getirmezse, o yerine getirmezse o kişinin dini de olamaz, ahdini de yerine getirmez. Misakını, ahdini yerine getirmeyen bir insanın yemini yerine gelebilir mi? İmkansız.

ÂYETLER VE HADİSLERLE - EMANET -

1. NİSÂ-58   Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder...

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Taberânî M.E, 2292

"Abdesti olmayanın namazı olmadığı gibi emanete ihanet edenin imanı yok."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak : Tirmizî, 2791

"Ümmetimden ilk kaldırılacak şey, emanet ve huşûdur."

2. ENFÂL-27   ... Ve siz, kendi emanetlerinize de bile bile ihanet etmiş olursunuz.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ahmed b. Hanbel, III, 134

"Emanete riayet etmeyenin îmânı yoktur, ahde vefa etmeyenin dîni yoktur."

3. MU'MİNÛN-8   Ve onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir (uyanlar, sadık olanlardır).

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî 256

"Şüphesiz Allah, ilmi insanlardan söküp almaz! Fakat âlimlerin ruhunu kabzederek ilmi kaldırır. Nihayet hiçbir âlim kalmayınca halk, cahil insanları reis edinirler! Onlara birtakım sorular sorulur da hem kendileri sapkınlığa düşerler hem de insanları düşürürler."

4. MEÂRİC-32   Ve onlar emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Hz. Ebû Hureyre (R.A)

"Emanet kaybedilince kıyâmeti bekleyin."

HADÎS-İ ŞERİF

"Emanet kaybedilince kıyâmeti bekleyin."

"Emanet nasıl kaybolur?" diye sordular.

"İşler ehil olmayanlara teslim edilince."

5. AHZÂB-72   Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular...

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî Îmân 24, Müslim Îmân 25

"Münafığın alameti üçtür; konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, emanete hıyanetlik eder."

6. MÜDDESSİR-38-39   Bütün nefsler, iktisap ettikleri dereceler sebebiyle rehinedirler. Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.

HADÎS-İ ŞERİF

[16.06.2026 13:26] Nuran Çelik Çelik: Kaynak: Tirmizî, Büyû 38, (1264)

"Sana emanet bırakanın emanetini geri ver. Sana ihanet edene ihanet etme."

7. TÎN-4   Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Bezzar

"En kolayı, Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna Şehadet etmen, en zoru ise emanettir. Çünkü emanet konusunda titiz olmayanın dîni yoktur. Onun ne kıldığı namaz kabul olunur nede verdiği zekât."

​Öyleyse sevgili kardeşlerim, üçüncü basamakta kişi Allah'a ulaşmayı dilediği an dördüncü basamakta Allah Rahîm esmasıyla tecelli ediyor ve peş peşe yedi furkan vermek suretiyle o kişinin gözü açılıyor. "Aç gözünü gafletten uyan" diye bir ilahi var, ne demek istiyoruz? Demek ki gaflet, zikirsiz halidir. "Aç gözünü gafletten uyan. . ." Yani gözün açılmasından sonra kişi zikre başlayacak. Eğer göz açılmıyorsa, yani Allah'a ulaşmayı kişi dilemiyorsa, İrşad makamına baktığı zaman onu alelade bir insan olarak görüyor. Ama zikir yapsa dahi ona fayda vermez. Evet, zikir yapsa dahi ona fayda vermez.

O zaman İncil’deki bir âyet aklımıza geliyor: "Gördüğü kardeşini sevmeyen bir kişinin, görmediği Allah’ı sevdiğini nasıl iddia edebilir?" Öncelikle kesinlikle insanı sevmek asıldır. Bu insanların içerisinde de en üst noktada Allah’ın tayin ettiği mürşidi sevmek asıldır. "Allah’ı seviyorum deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır." Gerçekten "Ben Allah’ı seviyorum" ama gördüğü kardeşini sevmeyen. . .

İNCİL

1. Yuhanna 4:20

"Allah'ı seviyorum" deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Allah'ı sevemez.

Şimdi bunu gidin din öğreticilerine sorun. Çağımız hidayet çağı, hidayet çağında devrin imamı Muhterem Efendimiz mürşidlerin en üst noktasında, en üst noktasında. Ama gelin görün ki din öğreticileri Efendimizin ismi geçince fellik fellik kaçıyorlar. İşte "Allah’ı seviyorum" diyor ama gördüğü kardeşini ne yapmıyor? Sevmiyor. Sevmiyorsa o kişi Allah’ı sevdiğini iddia edebilir mi? İmkansız sevgili kardeşlerim.

​Allahû Tealâ yedi furkan vermek suretiyle anında hidayetle kalbine ulaşıyor, kalbi Kendisine çeviriyor ve kalbe giden nur yolunu açıyor ve böylece o kişi huşû sahibi oluyor. Ne diyordu Allah’ın resûlü? "Ümmetimden ilk kaldırılacak şey emanet ve huşûdur." Emanet yoksa huşû da yoktur.

İKİNCİ 7’Lİ BASAMAK

14. Basamak:  MÜRŞİDE BAĞLANMAK (TÂBİ OLMAK)  ALİ İMRAN 31, ALİ İMRAN 164, MERYEM 43,

YASİN 21, MU’MİN 38, ZUHRUF 61, CUMA 2

13. Basamak:  MÜRŞİDİN ARANMASI BAKARA 45-46, MAİDE 35, FATİHA 5-6, BAKARA 153, CİNN 14,

NAHL 9

12. Basamak:  HUŞÛNUN OLUŞMASI HADİD 16, MU’MİNUN 1-2

11. Basamak:  KİŞİNİN ZİKİR YAPMAYA BAŞLAMASI ZUMER 22

10. Basamak:  KİŞİNİN GÖĞSÜNDEN KALBİNE NUR YOLUNUN AÇILMASI       EN’AM 125

9. Basamak:  KALBİN ALLAH’A DÖNMESİ KAF 33

8. Basamak:  ALLAH’IN KALBE HİDAYETLE ULAŞMASI   TEGABUN 11

Çünkü emanetin talebi, ruhun talebine uyulması halinde kişi huşû sahibi oluyor. Eğer emanet yoksa huşû da yoktur. Ama kişi huşû sahibi olduğu zaman, hacet namazını kılması halinde Allahû Tealâ mutlaka ona mürşidini gösteriyor ve mürşide tâbî olduğu zaman o kişi yedi kalp şartının sahibi oluyor ve yedi nimetin sahibi oluyor. Mürşide tâbiyeti tövbe ile gerçekleşir.

MÜMİN OLMANIN 7 İNANÇ ŞARTI

1. Allah’a inanmak. BAKARA - 285

2. Meleklerine inanmak. BAKARA - 285

3. Allah’ın Kitaplarına inanmak. BAKARA - 285

4. Resûllerine inanmak. BAKARA - 285

5. Ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaştırılmasına inanmak. RAD - 21

6. Hayrın Allah’tan, şerrin insanın nefsinden olduğuna inanmak. NİSA - 79

7. Ba’su ba’del mevt’e, ölümden sonra tekrar canlandırılacağınıza inanmak.    BAKARA - 28, 56

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYEN KİŞİNİN 7 KALP ŞARTI

1. Kalpteki ekinet alınır. EN’ÂM - 46

2. İhbat konur. HAC - 54

3. Kalp Allah’a döndürülür. KAF - 33

4. Kalbe giden nur yolu açılır.   EN’ÂM - 125

5. Kalbin mührü açılır.   ZUMER - 22

6. Kalpteki küfür kelimesi alınır.         EN’ÂM - 46

7. Kalbe îmân yazılır.   MUCÂDELE - 22

7 NİMET

1. Devrin İmamının Ruhu Gelir. MU’MİN - 15

2. Kalbe İman Yazılır.     MUCÂDELE - 22

3. Günahlar Sevaba Çevrilir. FURKÂN - 70

4. Ruh Vücudu Terk Eder. NEBE - 39

5. Fizik Vücut Allah’a Kul Olmaya Başlar.   RA’D - 36

6. Salih Amel (Zikir) Başlar.   ZUMER - 23

7. İradenin Güçlenmesi. BAKARA - 257

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYEN KİŞİNİN 7 KALP ŞARTI

1. Kalpteki ekinet alınır.

En’âm 46  (Ya Muhammed müşriklere) de ki: “Gördünüz mü? Şâyet Allah sizin işitme hassanızı ve görme özelliğinizi alsa ve sizin kalplerinizi mühürlerse, Allah’tan başka hangi ilâh onları size (geri) getirir?” Bak, âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz! Sonra onlar yüz çeviriyorlar.

2. İhbat konur.

Hac 54  ... onların kalplerinin O’nu (Allah’ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. ...

Hac 34  O hâlde, sizin İlâhınız Tek Bir İlâh’tır. Öyleyse O’na teslim olun! Ve muhbitleri müjdele.

3. Kalp Allah’a döndürülür.

Kaf 33  Gaybda Rahmân’a huşû duyanlar ve münîb (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).

4. Kalbe giden nur yolu açılır.

En’âm 125  Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse, onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semâda yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine azap verir.

5. Kalbin mührü açılır.

Zumer 22  Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah’a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah’ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay hâline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.

6. Kalpteki küfür kelimesi alınır.

En’âm 46  (Ya Muhammed müşriklere) de ki: “Gördünüz mü? Şâyet Allah sizin işitme hassanızı ve görme özelliğinizi alsa ve sizin kalplerinizi mühürlerse, Allah’tan başka hangi ilâh onları size geri getirir?” Bak, âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz! Sonra onlar yüz çeviriyorlar.

7. Kalbe iman yazılır.

Mücâdele 22 ... İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerinde olur).

[16.06.2026 13:42] Nuran Çelik Çelik: 7 NİMET

1. Devrin İmamının Ruhu Gelir

MU’MİN – 15: … Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah’ın da Kendisine ulaştırmak istediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrinden tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.

2. Kalbe İman Yazılır.

MUCÂDELE – 22: … İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine imânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek...

3. Günahlar Sevaba Çevrilir

FURKÂN – 70: Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine imân yazılıp, imânı artan) ve salih amel yaparsa, o takdirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Allah, Gafur’dur...

4. Ruh Vücudu Terk Eder

NEBE – 39: İşte o gün (mürşidin eli Hakk’a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbi olunduğu gün), Hak günüdür. Dileyen (Allah’a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm’i) yol ittihaz eder. (Allah’a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

5. Fizik Vücut Allah’a Kul Olmaya Başlıyor.

RA’D – 36: Kendilerine kitâp verilenler sana indirilene sevinirler. Gruplardan, onun bir kısmını inkâr edenler şöyle de: “Ben, sadece Allah’a kul olmakla ve O’na şirk koşmamakla emrolundum. O’na davet ediyorum ve dönüşüm O’nadır (meabım, sığındığım, dönüş yerim O’dur).”

6. Salih Amel (Zikir) Başlaması

ZUMER – 23: Allah, İhdas ettiği (nurlarını) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab’a müteşabih olarak indirdi. Rab’lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah’ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir...

7. İradenin Güçlenmesi

BAKARA – 257: Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları tağuttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar...

Allah’ın Resûlü (S.A.V) Efendimiz hadîsinde şöyle buyuruyor ki: ki: "Tövbe sona ermedikçe hicret (ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşması) sona ermez. Güneş batıdan doğmadıkça da tövbe sona ermez."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ebû Dâvûd, Cihâd, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 192.

“Tövbe sona ermedikçe hicret de sona ermez. Güneş battığı yerden doğmadıkça da tövbe sona ermez.”

Öyleyse gerçekten tövbe ile, mürşide tâbîyetiyle ruhumuz vücudumuzdan ayrılıyor ve sırât-ı müstakîm üzerinden seyr-i sülûkla Allah’ın zatına ulaşıyor. Allah’ın zatı ruh için meabdır ama ulaşan ruh ise evvab oluyor. Allahû Tealâ Nebe suresinde: "İşte o gün hak gündür. Dileyen kişi Rabbine giden yolu (sırât-ı müstakîm yolunu) ittihaz eder." Ve Allah’ın zatı o ruh için kesinlikle meabdır, sığınaktır.

78/NEBE-39  Zâlikel yevmul hakku, fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).

İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

​Allah'a ulaşmayı kalben dileyen kişi dört kalp şartının sahibidir. Ama mürşidine tâbî olduğu zaman Allah kalbindeki mührü açıyor, küfrü dışarıya alıyor ve kalbine îmânı yazıyor. Böylece yedi kalp şartıyla o kişi nefs tezkiyesine başlıyor ama aynı zamanda yedi nimetin de sahibi oluyor. İşte emanete riayet edenin îmânı yok.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ahmed b. Hanbel, III, 134

"Emanete riayet etmeyenin îmânı yoktur, ahde vefa etmeyenin dîni yoktur."

Gerçekten de kimdir mümin? Kalbine imân yazılan kişi. Eğer o kişi ruhun talebine uymasaydı, Allah ona mürşidini gösterir miydi? Göstermezdi. Göstermeyince o kişinin kalbine imân yazılır mı? Hayır, ömür boyu kalbinde küfür olarak kalır. Onun için Yûnus ne diyor? "İçi kâfir, dışı Müslüman çok." Tamam, dıştan gerçekten ibadetleri yapıyor ama iç yapıda küfürde, mürşidine tâbî olmadığı için içi kâfir, dışı Müslüman çok. İşte Hucurât suresinin 14. âyet-i kerimesi bunu açıklıyor, ne diyor? "Araplar dediler ki: Biz mümin olduk. De ki: Siz mümin olmadınız; İslâm dairesine girdik deyin. Çünkü kalbinizin içine iman yazılmadı, iman girmedi." O zaman kalbine iman yazılmayan kişi mümin değildir.

49/HUCURÂT-14  Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â(şey’en), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).

Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah’a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: "Teslim olduk." deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eğer Allah’a ve O’nun Resûl'üne itaat ederseniz (Allah’a ulaşmayı dilerseniz), amellerinizden bir şey eksiltmez. Muhakkak ki Allah, Gafur’dur, Rahîm’dir.”

Emanet ruhsa, ruhun talebine uymayanın îmânı yok. O kişinin asla kalbine imân yazmaz, o kişi ilelebet küfürde kalır. Ama ne zaman kalben ulaşmayı dilerse, ölmeden evvel emanet olan ruhu hayattayken sahibine ulaştırmayı dilerse ki Allahû Tealâ bunu Kur’ân-ı Kerîm’de tam yetmişüç âyet-i kerimede ondokuz fiille açıklıyor. Ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşmasını oniki kere üzerimize farz kılıyor. Yani îmânın sahibi olabilmemiz için görüyorsunuz ki çokça âyet Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilmiş ve Allahû Tealâ bizden bu ruhu Kendisine ulaştırmamızı istiyor.

KUR’ÂN’DA 73 AYETTE GEÇEN 19 FİİLLE RUHUN ALLAH’A ULAŞMASI

1. Hudallâhi (Allah’a Ulaşmak), Hedâ Kum (Hidayete Ermek), Ehdi Kum (Hidayet Etmek, Ulaştırmak) Bakara-120, Âli İmrân-73, Nahl-9, En’âm-88, Mu’min-38

2. Yönelmek (Munîbîne, Enâbe, Enâbu, Enîbu, Yunib, Munîb)

Rûm-31, Rad-27, Şûrâ-13, Lokmân-15, Zumer-17 ve 54, Mu’min-13, Kaf-8

3. Likâe, Likâena, Mulâkû (Ulaşmak, Mulâkî Olmak)

Yûnus-7, Bakara-46, Hûd-29, Bakara-223, Kehf-110, Ankebût-5-23, Rûm -8, Fussilet-54, En-âm-154

4. İbtegu (İstemek), İbtegae Veche Rabbekum (Rab’lerinin Vechini, Zât’ını İstemek)  Mâide-35, Ra’d-22

5. En Tueddûl (İade Etmek, Teslim Etmek) Nisâ-58

6. En Uslime, Muslimin (Teslim Olmak) Mu’min-66, Fussilet-33

7. Ed’û İlallâhi, İleyhi Ed’û (Allah’a Davet Etmek) Yûsuf-108, Ra’d-36

8. İstecîbu (li Rabbikum) (Rabbinize İcabet Edin) Şûrâ-47

9. Fe Firru İlallâh (Allah’a Firar Etmek) Zâriyât-50

10. Munkalibûn (Dönenler, Dönecek Olanlar)  Zuhrûf-14

11. Yûsale, Yasilûne (Ulaştırmak)   Bakara-27, Ra’d-21, Ra’d-25

12. İlâllâhil Masîr (Dönüş Allah’adır)   Fâtır-18, Nûr-42

13. Râciûn, Yercîûn (Dönüş, Dönmek), Muhâricûn (Hicret Etmek), Yercullahe (Allah’a Ulaşmayı Dileyenler) Bakara-156, Bakara-18, En’âm-36, Mu’minûn-60, Ankebût-26, Ahzâb-21

14. Yehdî (Hidayet Eder, Ulaştırır), Yehdîhim (Hidayet Edecek, Ulaştıracak), Yehdûne (Hidayete Erdirir), Yettehıze İla Rabbihi Sebîla (Allah’a Giden Yol Edinmek), Seyehdîhim, Nehdiyenne, İhdînâ, Hedeynâ Bakara-213, Nisâ-175, Mâide-16, A’râf-181, Yûnus-25, Yûnus-35, Kehf-17, Furkân-57, Şuarâ-78, Secde-24, Sebe-6, Muhammed-5, Ankebût-69, Fâtiha 6-7, En’âm-87

15. Muhtedûn, İntedev, İntedâ, Muhtedîne (Hidayete Ermiş Olanlar)

Bakara-157, Âli İmrân-20, İsrâ-15, Tâhâ-82, Kasas-56

16. Fe Kad Hudiye (Hidayet Olunmuştur), Huden (Hidayete Erdiren), Ve Huda Hu (Hidayet Etti), Hudû (Hidayet Edildiler), Hudâhâ, Hedâhumullâhu (Allah Onları Hidayete Erdirdi)

Âli İmrân-101, Nahl-121, Hacc-24, Secde-13, Zumer-18

17. Evvâb (Ruhunu Allah’a Ulaştıran), Meâb (Sığınağa Ulaşan), La Tufettahu Lehum Abvâbu Es Semâi (Onlara Gök Kapıları Açılmaz)  Sâd-44, A’râf-40

18. Yetûbu (Tövbe Eder Ve Allah’a Döner), Yetî Hi (O’na Gelir Mu’min Olarak)    Furkân-71, Tâhâ-75

19. Ahsenûl Hüsnâ (Allah’ın Zât’ına Ulaşmak)  Yûnus-26

Ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşması bir dilektir; kalpten Allah'a ulaşmayı dilemek... "Evet ya Rabbim, sahâbenin bütün Allah dostları Sana hayattayken nasıl ulaşmayı diledilerse, Sen onların ruhunu nasıl Kendine ulaştırdıysan, ben de Sana ruhumu ulaştırmayı diliyorum. Benim de ruhumu Kendine ulaştır" diye bir kalbi talebin sahibi olan kişinin, Allah’ın o kişinin ruhunu Kendisine ulaştırmaması imkansız. Yedi, sekiz aylık süre içerisinde olay tamamlıyor ve o kişi ermiş evliya oluyor, hidayete eriyor. Hidayete ermek, hayattayken Allah’ın o kişinin ruhunu Kendisine ulaştırması demektir. İşte bu da mürşidle gerçekleşir, mürşidsiz olmaz. Kehf suresinin 17. âyet-i kerimesinde: "Allah kimi Kendisine ulaştırmışsa o hidayete ermiştir. Ama kimi dalâlette bırakırsa onun için bir velî mürşid bulunmaz."

18/KEHF-17  Ve terâş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minhu, zâlike min âyâtillâhi, men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).

Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

​Öyleyse sevgili kardeşlerim, her kim ki bu dünya hayatını yaşarken mutlu, huzurlu bir hayatı yaşamak istiyorsa tek bir dilek; bu dilek, emanet olan ruhun hayattayken sahibine ulaşması. Eğer bu olay yoksa, emaneti sahibine kişi ulaştırmıyorsa, o zaman onun imânı yoktur. Ancak kimin imânı vardır? Ölmeden evvel ölen, "Mûtû kable en temûtû" hadîsinin gereğini yerine getiren, hayattayken ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyen ve gerçekleştiren kişinin imânı vardır. Kur’ân-ı Kerîm’deki ilgili âyetlerle baktığımız zaman emanetle alakalı birçok âyet ve ona uyan hadîsler var; bunların bir kısmını söyledik.

Mü’minûn 8: "Onlar emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir." Evet, kim ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilerse o zaman emaneti teslim etmiş olur. Ama o zaman fizik vücut emanet olur; onu teslim eden kişi, bu sefer nefs emanet olur; onu teslim eden kişi, irade emanet olur. Ve onlar emanetlerine ve ahidlerine riayet edenler.

Yani ruh emanetini teslim ettiği zaman misakını yerine getirmiş olur, fizik vücut emanetini teslim ettiği zaman ahdini yerine getirmiş olur, nefs emanetini yerine getirdiği, teslim ettiği zaman yeminini yerine getirmiş olur, iradesini teslim ettiği zaman iradenin misakını yerine getirmiş olur. Meâric 32’de: "Onlar emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir." Ahzâb 72’de de ruhun bir emanet olduğunu söyledik ve bu emanetin sahibine ulaşmasını Allahû Tealâ oniki kere üzerimize farz kılıyor.

​Ve bu meyanda birçok hadîs de söylemiş Allah’ın Resûlü (S.A.V) Efendimiz: ​"Abdesti olmayanın namazı olmadığı gibi, emanete ihanet edenin de îmânı yok."

​"Ümmetimden ilk kaldırılacak şey emanet ve huşûdur."

​"Emanete riayet etmeyenin îmânı yoktur, ahde vefa etmeyenin dini yok."

​"Şüphesiz ki Allah ilmi insanlardan söküp almaz, fakat âlimlerin ruhunu kabzederek alır." Öyle ilmin insanlardan alınması; ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşmasına önderlik edecek olan mürşidin kabzedilmesi olayıdır, o zaman ilim onlardan alınıyor.

​"Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekleyin." "Emanetin kaybedilince kıyameti bekleyin." "Emanet nasıl kaybolur ya Resûlallah?" "İşler ehil olmayana teslim edildiği zaman." İşte şu anda kişi Allah’ın bir mürşidi değil ama etrafında insan topluyor; iş ehil olmayan kişide. O kişinin ruhu Allah’a ulaşmazsa o zaman olabilir mi? Hayır, mümkün değil.

Münafığın üç alametinden bir tanesi: Yalan söylemesi, emanete ihanet etmesi ve ahde vefa etmemesi. Münafığın üç alametinden bir tanesi yalan söylemek, söz verince sözünde durmaması ve emanete ihanet etmesi.

​Ve Allah’ın resûlü diyor ki: "Sana ne emanet verilmişse onu mutlaka ver, geri ver."

​Öyleyse sevgili kardeşlerim görüyorsunuz ki emanete riayet etmeyenin, kalben Allah'a ulaşmayı dilemeyenin imânı yok. İstediği kadar insanlar amel yapsınlar, amelleri boşa gidiyor. Allahû Tealâ Kehf suresi 105. âyet-i kerimesinde: "Onlar likâullahı (Allah'a ulaşmayı) ve âyetleri inkâr ediyorlar." Likâullah, ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşması.

18/KEHF-15 Hâulâi kavmunâttehazû min dûnihî âliheten, lev lâ ye'tûne aleyhim bi sultânin beyyin(beyyinin), fe men azlemu mimmenifterâ alâllâhi kezibâ(keziben).

İşte bu bizim kavmimizdir. Onlara açıkça bir delil (sultan) gelmemesine rağmen Allah’tan başkasını ilâhlar edindiler. Öyleyse Allah’a yalanla iftira edenden daha zalim kim vardır?

Eğer kişi ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşmasını inkâr ederse o zaman otomatikman âyetleri de inkâr etmiş olur ve o zaman ne amel yaparsa yapsın, amelleri boşa gidiyor.

​Öte yandan Zumer suresinin 53. âyet-i kerimesinde: "O nefslerine karşı haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz. Allah bütün günahlarınızı mağfiret etmeye kaadirdir."

39/ZUMER-53 Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh(rahmetillâhi), innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ(cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu).

De ki: "Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen)."

Yani çok günah işlemiş, İblis’in vesvesesi: "Artık senin için iş bitti, bu noktadan sonra senden ne köy ne kasaba olur" düşüncesi tamamen yanlış. Rahmetten ümit kesme, kalben ulaşmayı dile. Kalben ulaşmayı dilediğin an Allah’ın sana verdiği söz gereğince, Ankebût 5’te: "Kim Allah'a ulaşmayı dilerse, Allah mutlaka onun ruhunu Kendisine ulaştırır."

29/ANKEBÛT-5 Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu).

Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

Ve hayattayken mürşidine tâbî olan kişi; Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye, Tezkiye kademelerini bir bir geçerek, her kademede kişinin kalbi yüzde yedi fazl biriktirmek suretiyle yüzde kırkdokuz fazl, yüzde iki rahmet, toplam yüzde ellibir nura kalp ulaştığı zaman, ruhta yedi tane gök katını yükselerek Allah’ın zatına ulaşıyor ve ermiş evliya oluyor.

NEFS TEZKİYESİNİN 7 KADEMESİ

1.  NEFSİ EMMÂRE: 15 BİN ZİKİR - %7 NUR - 1’e 100 derecat

YÛSUF–53: Ve ben, nefsimi ıbrâ edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefis, mutlaka sui olanı emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç...

2.  NEFSİ LEVVÂME: 17 BİN ZİKİR - %14 NUR - 1’e 200 derecat

KIYÂME–2: Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.

3.  NEFSİ  MÜLHİME: 19 BİN ZİKİR - %21 NUR - 1’e 300 derecat

ŞEMS–8: Sonra ona (nefse) fücûrunu ve takvâsını ilham etti.

4.  NEFSİ MUTMAİNNE: 21 BİN ZİKİR - %28 NUR - 1’e 400 derecat

FECR–27: Ey mutmain olan nefs!

5.   NEFSİ  RÂDİYE: 23 BİN ZİKİR - %35 NUR - 1’e 500 derecat

FECR–28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

6.   NEFSİ  MARDİYE: 25 BİN ZİKİR - %42 NUR - 1’e 600 derecat

FECR–28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

7.   NEFSİ TEZKİYE: 33 BİN ZİKİR - %49 NUR - 1’e 700 derecat

FÂTIR–18: ......Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).

​Öyleyse ermiş evliya olmak bir dilektir. Dünya hayatını yaşarken kim ruhunu hayattayken sahibi olan Allah’a ulaştırır, teslim ederse o kişi üçüncü kat cennet ve dünya saadetinin yarısına sahip olur. O zaman ne duruyorsunuz sevgili kardeşlerim? Tek bir dilek... Bu dilek, kişinin kalpten ulaşmayı dilemesi. Kalpten ulaşmayı dilediğiniz an ermiş evliya olmanız Allah’ın garantisinde; Allah söz vermiş, Allah’ın sözünde hulf yok (cayma yok), Allah katında söz değiştirilmez.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 19 Ekim 2026Son güncelleme: 19 Ekim 202638 dk okuma1