Soru yok

Soru

Soru yok

Cevap

Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim;

Hidayet dinin temelidir.

Hidayet dinin omurgasıdır.

Hidayet, dinin, Kur’ân-ı Kerîm’in de hedefidir.

Kur’ân-ı Kerîm dinin yegâne kaynağıdır. Nebîler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in hadîslerine baktığımız zaman Allah Resûlü şöyle buyuruyor:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim - Zühd, Müsnedi Ahmet - 3/12, 21, 33

“Benim hadîslerim tartışılacaktır. Bu durumda Kur’ân’a bakın, benden zuhur eden hiçbir söz Kur’ân’a ters düşemez. Benden Kur’ân dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kur’ân dışında bir şey yazmışsa imha etsin.”

Ve Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz şöyle buyuruyor:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ahmed b. Hanbel’in Müsned, Tirmîzî

“Yakında, kopkoyu karanlık gece parçaları gibi fitneler olacaktır.”

Hz. Ali: “Ey Allah’ın Resûlü! O fitnelerden kurtuluş yolu nedir?” diye sorduğunda, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz buyurdular ki:

“Mukaddes ve Yüce olan Allah’ın Kitab’ıdır. O’nda sizden öncekilerin, sizden sonrakilerin haberi ve kendi aranızdakinin hükmü vardır. O, Allah’ın kesin sözüdür. Kim ki, kibrinden dolayı o Kitab’ı terk ederse, Allah onun belini kırar. Kim de hidayeti O’ndan başkasında ararsa, Allah, o kimseyi dalâlette bırakır. O, Allah’ın sapasağlam bir ipi, apaçık bir nuru ve Sıratı Müstakîm’e ulaştıran hikmet dolu bir haberidir.”

Görüyorsunuz ki hidayetin adresi Kur’ân’dır. Kim de hidayeti Kur’ân’dan başkasından ararsa Allah onu dalâlette bırakıyor.

Hidayet, geleneksel din tatbikatına baktığımız zaman hiç sadra şifa vermeyen bir tanımla, “Hidayet doğru yoldur, Sıratı Mustakîm doğru yoldur.” diye tarifler yapılmaktadır. Bu da tabii Kur’ân’a uymamaktadır.

Hidayet herşeyden evvel yol değil. Sıratı Mustakîm ise sırat, yoldur. Sıratı Mustakîm alelade bir yol değil, insan ruhunu Allah’a ulaştıran yol. O zaman geleneksel din tatbikatının hidayet tarifi Kur’ân’a uymuyorsa Kur’ân hidayet için ne buyuruyor? Kur’ân hidayeti nasıl tarif ediyor? İki âyet-i kerime bize ışık tutuyor. Birincisi Bakara 120’de:

2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Ve sen onların dinine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

Öyleyse Kur’ân-ı Kerîm hidayetin Allah’a ulaşmak olduğunu, Allah’ın Kendisine ulaştırması olduğunu buyuruyor. İşte Kur’ân-ı Kerîm ilmi giriş kapısı bu. Sana gelen ilimden sonra eğer onların hevasına uyarsan, yani “Hidayet doğru yoldur, Sıratı Mustakîm de doğru yoldur.” diye onların hevasına uyarsan senin için Allah’tan bir dost, bir yardımcı yoktur.

Hidayetin tarifi Âli İmrân 73’te de verilmektedir.

3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Ve (Ehl-i Kitap): “Sizin dininize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).

Öyleyse Bakara 120, Âli İmrân 73; hidayet Allah’a ulaşmaktır. İnsan ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır. Sevgili kardeşlerim, tabii ki bu ruhun hidayeti. Ama Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de mutlu olmasını istediği, en çok sevdiği varlık olan insan sadece ruhtan ibaret değil. Hicr Suresi’nin 26. âyet-i kerimesinde bu zahirî âleme ait olan bir fizik bedenin:

15/HİCR-26: Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).

Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

Şems Suresi’nin 7. âyet-i kerimesinde Berzah âlemine ait olan bir nefsin:

91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.

Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

Ve Secde-9’da Allah’ın Zât’ından üfürülen bir ruhun, üç vücudun sahibidir.

32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Ve Kur’ân-ı Kerîm bu üç vücudumuza ait olan hidayeti bir bir tarif ediyor. Ruhun hidayeti, dünya hayatını yaşarken ruhun Allah’a ulaşmasıdır. Fizik vücudun hidayeti, fizik vücudun da şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olması, Allah’a teslim olmasıdır. Nefsin hidayeti, nefsin manevî kalbindeki 19 afetin temizlenmesi, yerine 19 faziletin gerçekleşmesidir. Kalbin 19 tane faziletle doldurulmasıdır.

Ve iradenin hidayeti, Allah’ın bize farz kıldığı ruhu, fizik vücudu, nefsi ve en son olarak iradenin Allah’a teslimidir.

İşte geleneksel din tatbikatında Kur’ân’a uymayan, “Hidayet doğru yoldur, Sıratı Mustakîm doğru yoldur.” tanımı insanları mutluluk hedefine ulaştırmamaktadır.

Tıpkı buna paralel ruhun hidayeti, ruhun teslimi ilmel yakîni; fizik vücudun hidayeti, fizik vücudun Allah’a teslimi irfanı; nefsin hidayeti, nefsin Allah’a teslimi hikmeti; iradenin teslimi, iradenin hidayeti hikmetin ötesini öğrenmeyi gerektiriyor. Âyetleri net olarak burada görebiliyorsunuz.

4 TESLİM

1. İLM’EL YAKÎN – RUHUN TESLİMİ

RA’D-21: Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

2. İRFAN – FİZİK VÜCUDUN TESLİMİ

YÂSÎN-60: Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki; o, size apaçık bir düşmandır.

YÂSÎN-61: Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmaktır).

3. HİKMET – NEFSİN TESLİMİ

NİSÂ-103: Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), Allah’ı hep zikredin! Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı erkânıyla kılın...

4. HİKMETİN ÖTESİ – İRADENİN TESLİMİ

EN’ÂM-97: Ve kara ve denizin karanlıklarında (nefsin afetlerinin karanlığında) onunla yolunuzu bulmanız (hidayete ermeniz) için yıldızları (nebîler, resûller, mürşidler) kılan O’dur.

Bilen bir kavim için, âyetleri detayları ile açıkladık.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, hidayet olmazsa olmaz, dinin giriş kapısıdır, dinin temelidir, dinin omurgasıdır. Konu Kur’ân-ı Kerîm olunca Allah Resûlü’nün Kur’ân-ı Kerîm için neler söylemiş? Buyuruyor ki:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, İ’tisam 1, Fedâilü’l-Kur’ân 1; Müslim, Îmân, 279

“Gönderilen her peygambere, insanların hidayetine vesile olacak bir mucize muhakkak verilmiştir. Bana verilen de Allah’ın bana vahyettiği kelâm nev’inden olan Kur’ân-ı Kerîm’dir.”

Öyleyse Kur’ân-ı Kerîm insanların hidayetine vesiledir. Resûlullah (S.A.V) Efendimiz sual soruyor:

“Fakir kimdir?”

“Kalbinde Allah’ın âyetleri bulunmayandır.”

Öyleyse kimin kalbinde Allah’ın âyeti yok? Kalplerinde hidayetten eseri olmayanların kalplerinde âyet yok. İşte bu fitnenin elebaşları olan insanlar, diliyle âlim ama kalbiyle cahil. Bunlarla mücadele vermek gerekiyor. Çünkü diliyle âlim ama kalbiyle cahil olan insanlar, kalbinde hidayetten eser olmayan kişilerdir. Yani Kur’ân-ı Kerîm’i bilmeyenlerdir. İşte Kur’ân-ı Kerîm’i bilmeyenlerin ilmi faydasız ilimdir. Bakara Suresi’nin 78-79. âyet-i kerimesinde:

2/BAKARA-78: Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ

yezunnûn(yezunnûne).

Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar.

2/BAKARA-79: Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).

Artık elleriyle (emaniyye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah’ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun, elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.

İşte Kur’ân-ı Kerîm’e muhalif, sadra şifa vermeyen bid’atler, bu insanlar tarafından yazılan, şeytanın tesiri altında zanlardır. Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz görüyorsunuz ki bunları tarif ediyor. Günümüzde Kur’ân-ı Kerîm’i unutmuş, Kur’ân-ı Kerîm’i rafa kaldırmış ama dinî insanların el yazması kitaplarından faydasız ilimle insanları Allah’ın yolundan saptırmaktadırlar. Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz’in sohbetinde bulunan İbn Mesut’tan rivayet edilen bir başka hadîste, yere düz bir çizgi çiziyor Allah Resûlü:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: İbn Mâce, Mukaddime 1

İbni Mes'ud (R.A.) şunu naklediyor: "Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir gün yere düz bir çizgi çizdi ve 'Bu Allah'ın yoludur.' dedi. Daha sonra bu çizginin sağına ve soluna başka çizgiler çizerek 'Bunlar ise diğer yollardır. Her biri üzerinde yanlışa davet eden birtakım şeytanlar vardır.' buyurdu."

Kur’ân-ı Kerîm’e uymayan yanlışlar nelerdir? 19 tane yanlış. Ve bu fırkalara ait olan yollarda bulunanlar insanları bunlara davet ederler. İşte 19 tane Kur’ân-ı Kerîm’e uymayan hüküm. Bu zanlar şeytanın tesiri altında ulaştırılan faydasız ilmi içermektedir. İnsanlar bununla meşgul olmaktadırlar. Böyle olunca Kur’ân-ı Kerîm’i rafa kaldırmış oluyorlar. Kur’ân-ı Kerîm’de Allahû Tealâ’nın öğrenmemizi ve yaşamamızı istediği 19 tane kavram da din tatbikatından çıkartılmış oluyor. İşte şeytan ve avanesi, insanlara Kur’ân’ı unutturarak insanları bu faydasız ilme çağırmaktadır.

KUR’ÂN-I KERİM’E TERS DÜŞEN HURAFELER

ŞEYTANIN ÖĞRETTİKLERİ FUHŞİYAT VE MÜNKERDİR.

BİD’ATLAR DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

1. Her resûl, peygamberdir.

2. Nebî olunmadan resûl olunmaz.

3. Allah, peygamberlerden başkasına âyet indirmez.

4. Vahiy, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile sona ermiştir.

5. Allah görülemez.

6. Nefs tezkiyesi kalbe nurların girmesiyle oluşmaz. Mürşidsiz de nefs tezkiyesi yapılabilir.

7. Allah ile kul arasına kimse giremez. Mürşide tâbiiyet şirktir.

8. Allah’a ulaşılamaz.

9. Hidayet de doğru yoldur, Sıratı Mustakîm de doğru yoldur.

10. Dinde zorlama vardır.

11. Dünyada rahat yoktur.

12. Kalbinde zerre kadar îmânı olan cehennemde cezası kadar yandıktan sonra cennete girer.

13. Şekil şartlarına riayet etmeyenlerin namazı kabul olmaz. Tecvid ve harflerin mahreçlerinden çıkması telaffuza uymayan kıraatler kabul olmaz.

14. Kıyâmet günü şefaat vardır.

15. Takva Allah’tan korkmaktır.

16. Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür. İrci emri bir ölüm emridir.

17. Yevmil âhir kıyâmet günüdür.

18. Hayır da şerr de Allah’tandır.

19. “Lâ ilâhe illallah” diyen cennete girer.

Allahû Tealâ Kur’ân’daki âyetlerle başlangıç noktasında herkesin 19 tane negatif özelliğin sahibi olduğunu buyuruyor. Bu 19 negatif özellikten bir tanesi de dalâlettir.

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYENLERİN 19 NEGATİF ÖZELLİĞİ

1. Allah’ın âyetlerinden gâfildir. Yûnus-7 / Nahl-78

2. Şirktedir. Zümer-65

3. Küfürdedir. Sebe-20

4. Dalâlettedir. Ra’d-27

5. Fısktadır. Bakara-26

6. Cahildir (akletmeyendir). Bakara-13 / Bakara-142

7. Zalimdir (nefsine zulmedendir). Mâide-51 / İbrâhîm-27

8. İsyandadır. Yûnus-11

9. Fitnededir. A’râf-27 / Enfâl-28

10. Sağır, kör ve dilsizdir, ölüdür. Bakara-18-171 / Zuhrûf-40 / En’âm-39-122 / 8-24

11. Şeytanın kulu ve dostudur. Bakara-257 / Zümer-17

12. Dinde fırkalara ayrılmıştır. En’âm-43

13. Sebîlel gayy’dadır. A’râf-146

14. Birbirine düşmandır. Âli İmrân-103

15. Amelleri boşa giden (hüsranda). Zümer-65

16. Gideceği yer cehennem. Mü’minûn-103 / A’râf-178

17. Takva sahibi değildir. Rûm-32

18. Mü’min değildir. Sebe-20

19. Hidayette değildir. Yûnus-45

Başlangıçta bütün insanlar dalâlettedirler, hidayette değillerdir. Ve Allahû Tealâ’nın katından gönderilen nebî resûller, velî resûller, velî mürşidlerin hepsi insanları Allah’a davet etmektedirler. Allah’a çağırmaktadır, hidayete çağırmaktadır.

Nasıl fırkalara ait olan yollar üzerinde iblis ve avanesi insanları yanlışa davet ediyorlarsa, Allahû Tealâ’nın nebî resûlleri hidayet imamlarıdır. İşte Enbiyâ 73:

21/ENBİYÂ-73: Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâti, ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne).

Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.

Bütün Allah’ın nebî resûlleri hidayete erdiren imamlardır. Onların olmadığı dönemlerde kavim resûllerinden seçilen bir tanesi yine Secde-24’e göre hidayete erdiren imamdır:

32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).

Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hâsıl etmiş oldukları için.

Sadece devrin imamları hidayete çağırmıyor, bütün kavim resûlleri de hidayete davet ediyor. İşte Tâhâ 123 ve Bakara 38:

20/TÂHÂ-123: Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvvun, fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.

(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

2/BAKARA-38: Kulnâhbitû minhâ cemîa(cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.”

Görüyorsunuz ki şeytan ve avanesi nasıl hidayeti paralize etmişlerse, Kur’ân’daki tarifiyle değil de insanların zanlarına uyarak “Hidayet doğru yoldur.” sadra şifa vermeyen bir hurafeye dönüştürmüşlerse, Allahû Tealâ’nın her kavimde o kavmin lisanıyla vazifeli kıldığı velî resûlleri art arda göndererek insanları hidayete davet etmektedirler. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’in hedefi hidayettir. Hidayetin hedefi de bütün insanların mutluluğudur.

İşte Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz şöyle buyuruyor:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ebu Davud, Sünen, II, 70; İbni Mace, Sünen, I, 77.

“Âhir zamanda Kur’ân-ı Kerim bir vadide, insanlar başka bir vadide olacaktır.”

Kur’ân’da yedi safha hidayet olmasına karşın, iblis insanlara Kur’ân’ı unutturup başka bir emani tatbikatla onları meşgul etmektedir. İblis diyor ki insanlar ibadet yapsınlar, ibadetle kurtuluşa ulaştıklarını zannetsinler ama hiçbirisi kurtuluşa ulaşmasın. Ve Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Hepiniz dalâlettesiniz.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim - Riyadussalihin s.137

“Ey insanlar! Hepiniz dalâlettesiniz. Hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi hidayete erdireyim.

Ey kullarım, ben zulmü kendime haram kıldım, sizin aranızda da zulmü haram kıldım. O halde birbirinize zulmetmeyiniz.

Ey insanlar! Hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Ni’metlendirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi ni’metlendireyim.”

İnsanlar için vaat ettiği ahiret ve dünya saadeti ancak hidayetle mümkün. Hidayet yoksa insanoğlu için ahiret ve dünya saadeti yok. Dalâlette olanların ne bu dünyada mutlu olması ne ölüm sonrası hayatta cennete gitmeleri mümkün değil. Öyleyse Allah’ın Resûlü bakın ne buyuruyor: “Ey insanlar! Hepiniz dalâlettesiniz, hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi hidayete erdireyim.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim – Riyâzü’s-Sâlihîn Sayfa 137

“Ey insanlar! Hepiniz dalâlettesiniz. Hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi hidayete erdireyim.”

Devrin imamı, kavim resûlleri, velî mürşidler, vekil mürşidlerin hepsi insanları Allah’ın Zât’ına davet ediyorlar. Hidayetin Allah’ın Zât’ıyla ilişkisi ne? Ruhun dünya hayatını yaşarken Allah’ın Zât’ına ulaşması hidayettir. Yani insanları hayattayken ruhu Allah’a ulaştırmaya, hidayete davet ediyorlar.

İnsanlar var. Örneğin dedesi Abdülmuttalip ama amcası Ebû Tâlib. Resûlullah’ın (S.A.V) tebliğine çok muhatap olmasına rağmen hidayeti, Allah’a ulaşmayı dilememiş. Ve ne yazık ki kendisine kol kanat geren amcası Ebû Tâlib’i hidayete erdirememiş; fakat Vahşi’yi hidayete erdirmiştir. Âyetler gerçekten öyle.

28/KASAS-56: İnneke lâ tehdî men ahbebte ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâu, ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne).

Muhakkak ki sen, sevdiğin kişiyi hidayete erdiremezsin (onun ruhunu Allah’a ulaştıramazsın). Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Ve O, muhtedileri (hidayete erenleri) daha iyi bilir.

28/KASAS-57: Ve kâlû in nettebiıl hudâ meake nutehattaf min ardınâ, e ve lem numekkin lehum haremen âminen yucbâ ileyhi semerâtu kulli şey’in rızkan min ledunnâ ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).

Ve: “Eğer seninle beraber hidayete tâbî olursak (Allah’a ulaşmayı dilersek), yerimizden atılırız (yurdumuzdan kovuluruz).” dediler. Onları, katımızdan rızık olarak her çeşit üründen toplanıp, onlara getirildiği haram kılınan (hürmet edilen yerde, haremde) yerde emin olarak yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu (Allah tarafından olduğunu) bilmezler.

Amcası şehit olmasına rağmen çok üzülen Allah Resûlü (S.A.V), onlara tebliğden vazgeçmemiştir. Ve tebliğde Nisâ-48’de âyet-i kerime ile Vahşi’ye tebliğ yapıldığı zaman:

4/NİSÂ-48: İnnallâhe lâ yagfiru en yuşrake bihî ve yagfiru mâ dûne zâlike li men yeşâu ve men yuşrik billâhi fe kadifterâ ismen azîmâ(azîmen).

Muhakkak ki Allah, O'na şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki şeyleri dilediği kimse için bağışlar. Ve kim Allah'a şirk koşarsa, o taktirde büyük bir günah işleyerek iftira etmiştir.

“Ben zaten müşriğim. Bu beni kurtarmaz.” diyor. Daha sonraki Zümer-53’e:

39/ZUMER-53: Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh(rahmetillâhi), innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ(cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu).

De ki: “Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen).”

Bu da Vahşi’yi pek tatmin etmiyor. Ama ne zaman Furkân Suresi’nin 68, 69, 70 âyet-i kerimeleri kendisine okunduğu zaman, o zaman Resûlullah’ın (S.A.V) önünde tövbe ediyor.

25/FURKÂN-68: Vellezîne lâ yed’ûne meallâhi ilâhen âhara ve lâ yaktulûnen nefselletî harramallâhu illâ bil hakkı ve lâ yeznûn(yeznûne), ve men yef’al zâlike yelka esâmâ(esâmen).

Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar. Allah’ın (öldürülmesini) haram kıldığı kişiyi haklı olmadıkça öldürmezler ve zina yapmazlar. Ve kim bunları yaparsa günah cezasıyla karşılaşır.

25/FURKÂN-69: Yudâaf lehul azâbu yevmel kıyâmeti ve yahlud fîhî muhânâ(muhânen).

Kıyâmet günü onun azabı kat kat artar. Ve orada alçaltılmış olarak ebediyyen kalır.

25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).

Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafûr’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).

İşte Furkân-68, 69 ve 70’i beraber, 3 âyet-i kerime Vahşi’ye okunuyor ve o zaman tövbe ediyor. Çünkü diyor: Kim tövbe ederse, daha önceki hâlinde şirk de olabilir, haksız yere adam öldürmüş olabilir vesaire; ama kim tövbe ederse, yani bu fiilleri işledikten sonra tövbe ederse, mü’min olursa, ıslah edici amellere başlarsa Allah onun bütün günahlarını mağfiret ediyor.

Öyleyse amcasını hidayete erdirmeyen Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V), amcası Hz. Hamza’yı şehit ettiren Vahşi’yi hidayete erdirmiştir.

Ama bir insanın devrin imamı tarafından hidayete erdirilmesi ancak onun, serbest irade sahibi kişinin, kalben Allah’a ulaşmayı dilemesine bağlı. Allahû Tealâ devamlı kalplere bakıyor. Kalbinde o talebi bulursa Allah Rahîm esmasıyla tecelli ediyor ve onu mutlaka mürşidine ulaştırıyor.

İşte başlangıç noktasında baş gözünde hicab-ı mesture, kulaklarda vakra, kalpte ekinnet var. Ve kişi mürşidi mürşid olarak görmüyor, mürşidin sözlerinden mânâ çıkartıp anlamıyor ve idrak etmiyor. Ama kim ki kalben ulaşmayı dilerse ki Allah Resûlü öyle buyuruyor: “Hepiniz dalâlettesiniz. Hidayete erdirdiklerim müstesna.” Yani hidayeti dileyin.

İşte bu baş gözündeki hicab-ı mesturenin, kulaklardaki vakranın, kalpteki ekinnetin alınıp gözlerin, kulakların ve kalbin açılmasının anahtarı hidayettir. Hidayeti kişi dilediği an Allah Rahîm esmasıyla tecelli ederek bu engelleri kaldırıyor ve o kişinin kalbine ihbatı koyuyor.

Başlangıçta herkes olayları yaşar, herkes olayları değerlendirir. Ama seçilenler ve seçilmeyen diye iki gruba ayrılan insanlardan insanların %90’dan fazlası seçiliyor. O seçilenlerden kim kalpten ulaşmayı dilerse Allah Rahîm esmasıyla tecelli ederek bu engelleri kaldırıyor ve o kişi âmenû oluyor, birinci kat cennetin sahibi oluyor. Hacc Suresi’nin 34. âyet-i kerimesinde:

22/HACC-34: Ve li kulli ummetin cealnâ menseken li yezkurûsmallâhi alâ mâ razakahum min behîmetil en’âm(en’âmi), fe ilâhukum ilâhun vâhıdun fe lehû eslimû ve beşşiril muhbitîn(muhbitîne).

Ve Biz, bütün ümmetler için (kurban konusunda aynı) usulleri tayin ettik ki onlara, (Allah’ın) rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah’ın İsmi’ni zikretsinler (Allah’ın İsmi ile kurbanları kessinler). O halde, sizin İlâhınız Tek Bir İlâh’tır. Öyleyse O’na teslim olun! Ve muhbitleri müjdele.

Allah o hâlde bırakmıyor. Tegâbun Suresi’nin 11. âyet-i kerimesine göre hidayet kalbe ulaşıyor:

İKİNCİ 7’Lİ BASAMAK

14. Basamak: MÜRŞİDE BAĞLANMAK (TÂBÎ OLMAK) ÂLİ İMRÂN 31, ÂLİ İMRÂN 164, MERYEM 43, YÂSÎN 21, MU’MİN 38, ZUHRÛF 61, CUMA 2

13. Basamak: MÜRŞİDİN ARANMASI BAKARA 45-46, MÂİDE 35, FÂTİHA 5-6, BAKARA 153, CİNN 14, NAHL 9

12. Basamak: HUŞÛNUN OLUŞMASI HADÎD 16, MU’MİNÛN 1-2

11. Basamak: KİŞİNİN ZİKİR YAPMAYA BAŞLAMASI ZUMER 22

10. Basamak: KİŞİNİN GÖĞSÜNDEN KALBİNE NUR YOLUNUN AÇILMASI EN’ÂM 125

9. Basamak: KALBİN ALLAH’A DÖNMESİ KAF 33

8. Basamak: ALLAH’IN KALBE HİDAYETLE ULAŞMASI TEGÂBUN 11

Allah’ın gösterdiği mürşide ulaşıp tâbî olduğu an, 14. basamakta Furkân-70’e göre o güne kadar işlediği bütün günahları Allahû Tealâ sevaba çeviriyor. Ama o hâlde bırakmıyor Allahû Tealâ. Rahîm esmasıyla tecelli ettiği bu kişiye, mürşide tâbî olduğu an ruhun hidayeti başlıyor, fizik vücudun hidayeti başlıyor, nefsin hidayeti başlıyor, iradenin hidayeti başlıyor.

İşte üçüncü yedili basamak:

ÜÇÜNCÜ 7’Lİ BASAMAK

21. Basamak: NEFS-İ TEZKİYE KADEMESİ ŞEMS 9, FÂTIR 18, ASR 3

20. Basamak: NEFS-İ MARDİYYE KADEMESİ FECR 28

19. Basamak: NEFS-İ RADİYE KADEMESİ FECR 28

18. Basamak: NEFS-İ MUTMAİNNE KADEMESİ FECR 27

17. Basamak: NEFS-İ MÜLHİME KADEMESİ ŞEMS 8

16. Basamak: NEFS-İ LEVVAME KADEMESİ KIYÂME 2

15. Basamak: NEFS-İ EMMARE KADEMESİ YÛSUF 53

15. basamakta 15.000 zikirle Nefs-i Emmare, Yûsuf-53.

16. basamakta 17.000 zikir, Nefs-i Levvame, Kıyâme-2.

17. basamakta 19.000 zikirle Nefs-i Mülhime, Şems-8.

18. basamakta 21.000 zikirle Nefs-i Mutmainne, Fecr-27.

19. basamakta 23.000 zikirle Nefs-i Radiye, Fecr-28.

20. basamakta 25.000 zikirle Nefs-i Mardiyye, Fecr-28.

Ve 21. basamakta Nefs-i Tezkiye, 33.000 zikirle Fâtır-18 ve Şems-9.

Yedi kademede nefs tezkiye oluyor ve bunların hepsi Allah’ın garantisinde oluyor. Ne diyor işte Allah Resûlü?

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim - Riyadussalihin s.137

“Ey insanlar! Hepiniz dalâlettesiniz. Hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi hidayete erdireyim.”

Öyleyse hidayet, ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşması. Ama nefs tezkiye olmadan ruh Allah’a ulaşabilir mi? Hayır. Nefs tezkiye olmadan ruh Allah’ın Zat’ına ulaşamaz. Ruhun Allah’ın Zat’ına ulaşması Allah’ın garantisinde. Allahû Tealâ Ankebût-5’te:

29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu).

Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

29/ANKEBÛT-6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsihî, innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).

Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).

Öyleyse burada mürşide tâbîiyetle nefs cihadı başlıyor. Nefs-i Emmare, Nefs-i Levvame... Bunların hepsi nefse yapılan cihadın kademeleri, nefs tezkiyesinin kademeleri. Buna paralel ruh da yedi tane gök katı yükselerek Allah’ın Zat’ına ulaşıyor. Ruhu Allah’ın Zat’ına ulaştıran Allah’tır. Allah bunu gerçekleştiriyor ama sanki kişi yapmış gibi de onu mükâfatlandırır. Üçüncü kat cennet, dünya saadetinin yarısı.

SAFHA NEFS TEZKİYESİ KADEMELERİ

1. NEFS-İ EMMARE: 15 BİN ZİKİR - %7 NUR - 1’e 100 derecat

YÛSUF-53: Ve ben, nefsimi ıbra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç...

2. NEFS-İ LEVVAME: 17 BİN ZİKİR - %14 NUR - 1’e 200 derecat

KIYÂME-2: Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.

3. NEFS-İ MÜLHİME: 19 BİN ZİKİR - %21 NUR - 1’e 300 derecat

ŞEMS-8: Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.

4. NEFS-İ MUTMAİNNE: 21 BİN ZİKİR - %28 NUR - 1’e 400 derecat

FECR-27: Ey mutmain olan nefs!

5. NEFS-İ RADİYE: 23 BİN ZİKİR - %35 NUR - 1’e 500 derecat

FECR-28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

6. NEFS-İ MARDİYYE: 25 BİN ZİKİR - %42 NUR - 1’e 600 derecat

FECR-28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

7. NEFS-İ TEZKİYE: 33 BİN ZİKİR - %49 NUR - 1’e 700 derecat

FÂTIR-18: ...Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) burada olayı bitirmiyor. Hadîsin devamında:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim - Riyadussalihin s.137

“Ey kullarım, ben zulmü kendime haram kıldım, sizin aranızda da zulmü haram kıldım. O hâlde birbirinize zulmetmeyiniz.”

Evet, işte bu noktadan itibaren o kişinin ne yapması lâzım? Fizik vücudunu Allahû Tealâ’ya teslim etmesi lâzım. Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz;

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, İkrâh, 7; Buhârî, Mezâlim 4, (III, 98).

"Zâlim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et.”

Bunun üzerine sahâbe, “Ey Allah’ın Resûlü! Eğer mazlum ise yardım ederim, ancak zâlimse ona nasıl yardım edeceğim?” dedi.

Resûlullah buyurdu ki: “Onu zulümden uzaklaştırırsın veya onun zulmüne engel olursun. İşte bu ona yapacağın yardımdır.”

Öyleyse bu noktadan itibaren Allah Resûlü diyorsa ki: “Ben zulmü kendime haram kıldım, size de haram kılıyorum. Birbirinize zulmetmeyin.” İşte birbirimize zulmetmemek ancak fizik vücudun teslimiyle gerçekleşiyor.

O zaman kişi ruhun hidayetini gerçekleştirdikten sonra, ruh Allah’a teslim olduktan sonra fizik vücudunu Allah’a teslimi için harekete geçmesi lâzım.

3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebeani, ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâgu, vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).

Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ümmîlere: “Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?” de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.

Fizik vücut teslimi yapanlar, başkaları kendisine zulmetmesi hâlinde onlar da karşılık verenler mi? Hayır. Kötülüğe karşı kötülük var ve kötülüğe karşı af var. İşte fizik vücut teslimi yapanlar, kendisinin dışındaki bütün insanlar kendisine kötülük yapması hâlinde kısasla cevap vermeyenler, affedenler.

Onun için kısas şeriatı, af tarikatı. Öyleyse tarik ehli olan kişinin fizik vücut teslimini yaparak kendisine yapılan zulmü daima af ile karşılaması söz konusu. Sahâbe bunu gerçekleştirmiş.

KÖTÜLÜĞE KARŞI İYİLİKLE (HAYIRLA) MUKABELE

1. RA'D-22: Onlar, sabırla Rab’lerinin Vechini dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.

2. MU’MİNÛN-96: Seyyiati (kötülüğü), en güzel olanla yok et. Biz, (onların) vasıflandırdıklarını en iyi biliriz.

3. KASAS-54: İşte onlardır ki; onlara sabırları sebebiyle ecirleri (sevapları) iki kat verilir. Ve onlar, seyyiati (kötülüğü) hasenat (iyilik) ile savarlar. Ve onlara verdiğimiz (manevî) rızıktan infâk ederler.

4. FUSSİLET-34: Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

A’râf Suresi’nin 199. âyet-i kerimesinde bize örnek gösterilen Allah Resûlü’ne Allah emrediyor:

7/A'RÂF-199: Huzil afve ve’mur bil urfi ve a’rıd anil câhilîn(câhilîne).

Affı ahzet (affı kendine usûl edin) ve irfanla emret ve cahillerden yüz çevir.

Bu gerçekleştirilmiş mi? Evet. Sahâbenin hepsi fizik vücutlarını Allah’a teslim etmişlerdir. Öyleyse sevgili kardeşlerim, fizik vücudun hidayeti, fizik vücudun Allah’a teslimi affı gerektiriyor, affetmeyi. Ama bir üçüncü davranış biçimi daha var ki kötülüğe karşı hayırla mukabele etmek. O ancak nefsin Allah’a teslimiyle gerçekleşir.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim - Riyadussalihin s.137

“Ey insanlar! Hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Ni’metlendirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi ni’metlendireyim.”

Görüyorsunuz ki mutlak surette bizlerin daimî zikre ulaşması asıl hedeftir, biz insanlar için. İşte Kur’ân-ı Kerîm’in hedefi hidayettir. Evvelâ ruhun hidayeti, daha sonra fizik vücudun hidayeti, daha sonra nefsin hidayeti; nefsin Allah’a teslimini içeriyor. Evet, nefsin hidayeti, nefsin Allah’a teslimi. Olay burada bitiyor mu? Hayır.

Daimî zikre ulaşan kişinin artık tekrar geri dönüşü söz konusu değil. Otomatik olarak zemin kattaki ana dergâhı gördükten sonra kalp gözüyle Allah onu İhlâs’a ulaştırıyor. Gök katlarını muhlis kuluna bir bir gösterdikten sonra bir seher vaktinde muhlis kulu Allahû Tealâ Tövbe-i Nasuh’a davet ediyor. Ve Tövbe-i Nasuh’a tövbe edebilen, salâha ulaşan kişi 28. basamağın 4. kademesinde de iradesini Allah’a teslim ediyor.

4 SIRATI MUSTAKÎM (HİDAYET)

1. RUHUN HİDAYETİ

NİSÂ – 175: Böylece Allah’a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyenleri) ve O’na (Allah’a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

2. FİZİK VÜCUDUN HİDAYETİ

NAHL – 36: ... Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu...

YÂSİN – 60: Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

YÂSÎN – 61: Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tir.

3. NEFSİN HİDAYETİ

HİCR – 41: Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”

4. İRADENİN HİDAYETİ

EN’ÂM – 153: Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti (emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.

Görüyorsunuz ki gerçekten Kur’ân-ı Kerîm’in hedefi hidayettir ama hidayetin hedefi de mutluluktur. Kimdir ahiret ve dünya saadetinin sahibi kişi? Ruhunu, fizik vücudunu, nefsini ve iradesini Allah’a teslim eden.

İşte ezelî ve ebedî babamız İbrâhîm’in Hanif dini, Arapça adıyla İslâm. Kur’ân’daki İslâm 7 safha 4 teslim, başka bir deyimle 7 safha hidayeti içermektedir. Evet, 7 safha hidayet. İşte 1. safha hidayet En’âm-87, 88:

7 SAFHA HİDAYET

1. EN’ÂM-87: Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

EN’ÂM-88: İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir...

2. MU’MİN-38: Ve âmenû olan adam şöyle dedi: “Ey kavmim! Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım.”

MERYEM-43: ...Öyleyse bana tâbî ol. Seni, Sıratı Seviye’ye (düzgün, seviyeli, Allah’a ulaştıran yola) hidayet edeyim (ulaştırayım).

3. BAKARA-120: ...De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”...

ÂLİ İMRÂN-73: De ki: “Hiç şüphesiz HİDAYET, Allah’ın (Kendisine) ulaştırmasıdır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.)”

4. ANKEBÛT-69: Ve Bizim uğrumuzda (nefsleri ile ve Allah’ın düşmanları ile) cihad edenleri, mutlaka Bizim yollarımıza (Sıratı Mustakîmler’e) hidayet ederiz (ulaştırırız).

5. ZUMER-18: Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikir sahipleri).

6. YÛNUS-9: Muhakkak ki âmenû olanlar ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar, îmânlarından dolayı Rab’leri, onları hidayete erdirir. Onlar, altlarından ırmaklar akan naîm cennetlerindedirler.

7. EN’ÂM-97: Ve kara ve denizin karanlıklarında (nefsin âfetlerinin karanlığında) onunla yolunuzu bulmanız (hidayete ermeniz) için yıldızları (nebîler, resûller, mürşidleri) kılan O’dur....

7 safha hidayeti sahâbenin hepsi gerçekleştirmişlerdir.

Günümüze baktığımız zaman hidayetin yerinde yeller esiyor. Hidayet tamamen yok olmuş. İşte hidayetin unutulduğu, Kur’ân-ı Kerîm’in rafa kaldırıldığı bu dönemde Allah Resûlü’nün de geleceğini bize müjdelediği, “Ümmetimin en hayırlısı.” diye buyurduğu Mehdi (A.S).

Mehdi adını almasının arkasında hidayete ermiş, hidayete vesile olan ve hidayete erdiren imam olması hasebiyle Allahû Tealâ bu ismi vermiştir. Biz de bu hidayet ilmini devrin imamı Muhterem Efendimiz Mehdi (A.S)’dan aldık, öğrendik.

Hepinizin Kur’ân’daki 7 safha hidayeti yaşamanızı Yüce Rabbimiz’den dileyerek sözlerimi burada tamamlıyorum. Allah hepinizden razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 19 Ekim 2026Son güncelleme: 19 Ekim 202627 dk okuma0