Muhterem Hocam, sosyal medyada bir izleyici “Ruhların Allah’a ulaşması için aracıya ihtiyaç yok. Uyduruk bir kelime, hurafe bu.”
Soru
Muhterem Hocam, sosyal medyada bir izleyici “Ruhların Allah’a ulaşması için aracıya ihtiyaç yok. Uyduruk bir kelime, hurafe bu.”
Cevap
Ama bakın, “uyduruk bir kelime”; hiçbir âyet yok. Şimdi biz onun vermediği âyetleri vereceğiz. “Ruhların Allah’a ulaşması için aracıya ihtiyaç yok.” diyor. Allahû Tealâ da Enbiyâ-73’te:
21/ENBİYÂ-73: Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâti, ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne).
Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.
Allah böyle diyor. Bu zat-ı muhterem kafadan atıyor. Diyor ki: “Hiç ihtiyaç yok.” Allah “İhtiyaç vardır.” ve olduğunu da “O ruhları Bana ulaştıran kişiyi de Ben tayin ederim.” diyor. Var işte, bir aracıya ihtiyaç var. Allahû Tealâ öyle diyor.
Diyelim ki bu, peygamber. Peygamberlerin olmadığı dönemde yine var mıdır? Evet. Resûllerden bir tanesini seçiyor. Neye göre seçiyor? Âli İmrân-179’a göre seçiyor. Âli İmrân-179’da kavim resûlleri arasından bir tanesini seçiyor. Dikkat ederseniz hep biz âyetlerle konuşuyoruz. Biz âyetlerle konuşmamıza rağmen bu zat-ı muhterem hiçbir âyet vermiyor. Yani kendi zannına tâbî, “uyduruk” diyor. Yani Allahû Tealâ’nın Kur’ân-ı Kerim’e koyduğu hakikate “uyduruk” diyor. Bakın ne diyor Allahû Tealâ:
3/ÂLİ İMRÂN-179: Mâ kânallâhu li yezerel mu’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib(tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alâl gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeşâu fe âminû billâhi ve rusulihî, ve in tu’minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm(azîmun).
Allah, habis olanı (kötüyü), temiz olandan (mü’min olanı, mü’min gözükenden) ayırıncaya kadar mü’minleri, sizin bulunduğunuz hâl üzere (mü’min olanla mü’min gözükenin bir arada olduğu bir durumda) terk edecek değildir. Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gaybı bildirecek) değildir. Ve lâkin Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer (gaybı o resûlüne bildirir). O halde, Allah’a ve O’nun resûllerine îmân edin. Ve eğer âmenû olur ve takva sahibi olursanız, o zaman sizin için “Büyük Ecir” vardır.
Bakın ne diyor vatandaş, daha da ileri geçiyor burada: “Bu tür şeylere inananlar Kur’ân’a göre Müslüman değildir.” Hangi âyet-i kerimeye göre? Sadece konuşuyorsun. Bir tek âyet verebilir misin? Bak, biz seninle âyetlerle konuşuyoruz. Ve Allahû Tealâ Cin Suresinin 26, 27. âyet-i kerimesinde:
72/CİN-26: Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehadâ(ehaden).
O (Allah), gaybı bilendir. Fakat O, gaybını hiç kimseye izhar etmez (açıklamaz).
72/CİN-27: İllâ menirtedâ min resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî rasadâ(rasaden).
Resûllerden razı oldukları (tasarruf rızasına ulaşmış olanları) hariç! O taktirde, muhakkak ki O (Allah), onların önünden ve arkasından gözetenler sevkeder ki,
İşte o resûllerden seçtiği, tasarruf rızasını aldığı kişi, o vekâleten devrin imamıdır ve ona gaybını bildiriyor. Ve Allahû Tealâ onu tayin ediyor. Yetmez. Her kavmin içerisine o kavmin ana lisanıyla Allahû Tealâ velî resûller gönderiyor.
Dolayısıyla bunlar Kur’ân’a dayanmadan konuşan insanlar. Tabiî konuşmakta serbesttirler ama biz şunu söylüyoruz. Diyoruz ki: Kesinlikle din mürşidsiz yaşanamaz. Yunus Emre bunu en güzel şekilde ifade etmiş:
Gel ey kardeş, Hakk’ı bulayım dersen,
Bir kâmil mürşide varmazsan olmaz.
Resûl’ün cemâlini göreyim dersen,
Bir kâmil mürşide varmazsan olmaz.
Niceler gitti mürşid arayı,
Arayanlar buldu derde devayı.
Bin kez okur isen aktan karayı,
Bir kâmil mürşide varmazsan olmaz.
Kadılar, müftüler cümle geldiler,
Kitaplarını bir yere koydular.
“Sen bu ilmi kimden aldın?” dediler.
Bir kâmil mürşide varmazsan olmaz.
Gel ey kardeş, şimdi gidelim böyle,
Nice âşıkların bağrını dele.
Cebrail delildir Ahmed’e bile,
(Yani Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in mürşidi kimdi? Cebrail (A.S)’dı. Cebrail delildir Ahmed’e bile,)
Bir kâmil mürşide varmazsan olmaz.
Yunus Emre bunda mânâ var dedi,
Bir kâmil mürşide sen de var dedi.
Hz. Musa’ya Hızır’a var dedi.
Bir kâmil mürşide varmazsan olmaz.
Nasıl Resûlullah (S.A.V)’in mürşidi Cebrail (A.S) ise, ledûn ilmini de Hz. Musa’nın öğrenmesi için onu nereye gönderiyor? Hızır (A.S)’a gönderiyor. Öyleyse bu tâbiiyet yoksa dini yaşamak hiç kimse için mümkün değil. Sahâbe, Resûlullah’la dini yaşadı. Tâbiînler, sahâbeye tâbî olarak yaşadılar; Hülefâ-ü râşidûn’a. Tebe-i tâbiîn, tâbiîne tâbî olarak yaşadı. Tâbiiyet dinin bir farz emridir ve 7 safha ve 4 teslimi yaşamak ancak ve ancak Allah’ın hacet namazıyla bize gösterdiği mürşide tâbî olmakla, bu mümkündür.