Muhterem Hocam, tâğût olarak adlandırılan insan şeytan ve cin şeytanlar için kurtuluş mümkün müdür? Açıklayabilir misiniz?
Soru
Muhterem Hocam, tâğût olarak adlandırılan insan şeytan ve cin şeytanlar için kurtuluş mümkün müdür? Açıklayabilir misiniz?
Cevap
Hayır. Allahû Tealâ’nın kalplerini tâbettiği kişiler için mümkün değil. Onlar, küfürlerini artıranlar olarak zikrediliyor. Nisâ Suresinin 137. âyet-i kerimesinde buyurulur ki:
4/NİSÂ-137: İnnellezîne âmenû, summe keferû, summe âmenû, summe keferû, summezdâdû kufran lem yekunillâhu li yagfira lehum ve lâ li yehdiyehum sebîlâ(sebîlen).
Muhakkak ki onlar âmenû oldular, sonra inkâr ettiler. Sonra yine âmenû oldular sonra inkâr ettiler. Daha sonra da küfürlerini artırdılar. Allah, onları mağfiret edecek değildir ve onları yola (Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e) hidayet edecek değildir.
Öyleyse Allah’ın mağfiret etmediği kişiler, insan ve cin şeytanları oluşturuyor. Nisâ Suresinin 167, 168 ve 169. âyet-i kerimelerinde de aynı şey ifade ediliyor. “Allah onları asla mağfiret etmez ve onları Tarîki Mustakîm’e ulaştırmaz.”
4/NİSÂ-167: İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden).
Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşidlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır.
4/NİSÂ-168: İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfira lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).
Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptıranları), Allah mağfiret edecek değildir ve yola (Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e) hidayet edecek değildir.
4/NİSÂ-169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden). Ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Ve bu, Allah için kolaydır.
Mu’min Suresinin 56. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:
40/MU’MİN-56: İnnellezîne yucâdilûne fî âyâtillâhi bi gayri sultânin etâhum in fî sudûrihim illâ kibrun mâ hum bi bâligîh(bâligîhi), festeiz billâh(billâhi), innehu huves semîul basîr(basîru).
Muhakkak ki, kendilerine gelmiş bir sultan (delil) olmaksızın, Allah’ın âyetleri hakkında mücâdele edenlerin sinelerinde sadece (Allah’a) ulaşamayacakları bir kibir vardır. Artık Allah’a sığın, muhakkak ki O, en iyi işiten ve en iyi görendir.
Bunlar kalpleri kibirli olan insanlardır. Hacc Suresinin 8. âyet-i kerimesinde ise:
22/HACC-8: Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).
Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir hidayetçiye ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder.
Bunlar için de bir kurtuluş söz konusu değildir. Yani kısacası, Allah’ın, kalplerini tâbettiği insanlar, onlar da dilemiyorlar; ama Allah da onlara mağfiret etmiyor.
Bunlar kimlerdir? Bunlar, Hacc Suresinin 53. âyetindeki kalbi kasiyet bağlayanlarla kalbi hasta olanlardır. Kalbi kasiyet bağlayanlar için insan şeytan demek söz konusu değil; ama kalbi hasta olanlar, aslında insan şeytanları ve cin şeytanları olarak da ifade edilebilir. Neden kalbi hasta olanlar ifade edilir dedik? Bunlar fesat çıkaranlardır. Bakara Suresinin 10. âyet-i kerimesinde:
2/BAKARA-10: Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu maradâ(maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ kânû yekzibûn(yekzibûne).
Onların kalplerinde maraz (hastalık) vardır. Allah da bu sebeple onların hastalığını arttırdı. Tekzip etmiş olmaları (Allah’a ulaşmayı yalanlamaları) sebebiyle onlar için elîm bir azap vardır.
Allah da onların hastalıklarını artırmaktadır. Dolayısıyla bunlar için bir kurtuluş söz konusu değildir.