Muhterem Hocam, Tâhâ Suresi 120 ile 123 âyetleri, İbrâhîm Suresi 22. âyet arasında bir ilişki var mıdır? Açıklar mısınız?

Soru

Muhterem Hocam, Tâhâ Suresi 120 ile 123 âyetleri, İbrâhîm Suresi 22. âyet arasında bir ilişki var mıdır? Açıklar mısınız?

Cevap

Evet. Tâhâ Suresi 120 ile 123. 120'ye bakacak olursak, Tâhâ 120:

TÂHÂ-120 Fe vesvese ileyhiş şeytânu kâle yâ âdemu hel edulluke alâ şeceratil huldi ve mulkin lâ yeblâ.

Böylece şeytan, ona vesvese verdi. Dedi ki: “Ey Âdem! Sana, ebedîlik ağacına ve sona ermeyecek bir saltanata, delâlet edeyim mi (ulaşmanı sağlayayım mı)?”

TÂHÂ-121 Fe ekelâ minhâ fe bedet lehumâ sev’âtuhumâ ve tafıkâ yahsıfâni aleyhimâ min varakıl cenneti ve asâ âdemu rabbehu fe gavâ.

Bunun üzerine ikisi de ondan (o ağaçtan) yediler. O zaman ikisinin de edep yerleri kendilerine açıldı. Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Ve Âdem, Rabbine asi oldu, böylece azdı.

Yani Allah'ın emrini yerine getirmedi.

20/TÂHÂ-122 Summectebâhu rabbuhu fe tâbe aleyhi ve hedâ.

Sonra Rabbi, onu seçti. Böylece onun tövbesini kabul etti ve onu hidayete erdirdi.

Onun için Allah Resûlü buyuruyor ki: “Hırstan sakının.” Hırs sebebiyle Âdem babamız cennetten yeryüzüne indi. Allah'ın kendisine verdiğinin ötesinde istedi ama yeryüzüne indi. Yeryüzüne indikten sonra Allahû Tealâ onu seçti ve tövbesini kabul etti, hidayete erdirdi.

20/TÂHÂ-123 Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvvun, fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.

(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

Ve Tâhâ 123: Hidayete erdikten sonra Allahû Tealâ onu: “Siz ve şeytan birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin. ..."

Öyleyse 120'den başlayan 123'ü kadar devam eden muhteva böyle. İbrâhîm Suresi 22. âyet-i kerime:

14/İBRÂHÎM-22 Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe vaadekum va’del hakkı ve vaadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrihiyy(musrihiyye), innî kefertu bi mâ eşraktumûni min kabl(kablu), innez zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).

Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaad ettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”

İş olup bittikten sonra şeytan der ki: “Allah'ın vaadi haktı. Ben de size vaad ettim ama ben vaadimden caydım. Fakat bunları ben size zorla yaptırmadım. Ben sizi davet ettim, siz davetimi kabul ettiniz. Beni kınamayın, kendi nefsinizi kınayın.”

Evet, cennette sadece davette bulunuyor ama Âdem babamız ve eşi daveti kabul ediyor ve böylece cennetten çıkmasına sebebiyet veriyor.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 21 Ekim 2026Son güncelleme: 21 Ekim 20263 dk okuma0