Muhterem Hocam, tasavvufla günümüz din tatbikatı arasında nasıl bir fark vardır? Açıklar mısınız?

Soru

Muhterem Hocam, tasavvufla günümüz din tatbikatı arasında nasıl bir fark vardır? Açıklar mısınız?

Cevap

Geleneksel din tatbikatı ile tasavvuf arasında çok büyük farklar var. Herşeyden evvel geleneksel din tatbikatının içerisinde hedef emirlerin hiçbirisi yok.

7 HEDEF EMİR

VAHDET

1. Allah’a Ulaşmayı Dilemek

RÛM-31: O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O’na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin. Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

TEVHİD

2. 12 İhsanla Mürşide Tâbî Olmak

MU’MİN-15: …. Allah, kullarından dilediği kişinin üzerine Allah’a ulaşma gününün geldiğini ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.

TESLİM

3. Ruhun Allah’a Teslimi

RA’D-21: Ve onlar Allah’ın (ölmeden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan korkarlar.

4. Fizik Vücudun Allah’a Teslimi

YÂSÎN-60: Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki; o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

YÂSÎN-61: Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı)? Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

5. Nefsin Allah’a Teslimi

NİSÂ-103: Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üzeriyken (yan üstü yatarken), Allah’ı hep zikredin! Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı namazın erkânıyla kılın…

6. İrşada Ulaşmak

BEYYİNE-5: Onlar emrolunmadılar. Sadece hanifler olarak, Allah için dinde halis (nefslerini halis kılmış) kullar olmakla emrolundular. Ve namaz kılmakla ve zekât vermekle emrolundular. İşte kayyûm olan din budur.

7. İradeyi Allah’a Teslim Etmek

EN’ÂM-97: Ve kara ve denizin karanlıklarında (nefsin afetlerinin karanlığında) yolunuzu bulmanız (hidayete ermeniz) için yıldızları (nebîler, resûller, mürşidler) kılan O’dur. Bilen bir kavim için, âyetleri detayları ile açıkladık.

Bunların hiçbirisi yok. Vasıta emirlerden de hayatî öneme haiz olan Allah’a ulaşmayı dilemek yok. Ve mürşid önünde tövbe yok ve de zikir yok.

7 VASITA EMİR

1. Allah’a Ulaşmayı Dilemek

ANKEBÛT – 5: Kim Allah’a mülâkî olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi İşiten, en iyi Bilendir.

2. Kelime-i Şahadet – 12 İhsanla Mürşid Önünde Tövbe Etmek

BAKARA – 45, 46: (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. Onlar ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâkî olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakın derecesinde inanırlar.

ÂLİ İMRÂN – 18: Allah, şehadet (şahitlik) etti: Muhakkak ki O’ndan başka ilâh yoktur...

3. Oruç

BAKARA – 183: Ey âmenû olanlar! Oruç, sizden öncekilerin üzerine yazıldığı (farz kılındığı) gibi sizin üzerinize de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.

4. Namaz

NİSÂ – 103: Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken Allah’ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkâniyle kılın. Muhakkak ki namaz, mü’minlerin üzerine, “vakitleri belirlenmiş bir farz” olmuştur.

5. Hac

BAKARA – 197: Hac, bilinen aylardır. İşte kim onlarda (o aylarda), (ihrama girerek) haccı (kendine) farz edindirirse, artık hacta kadına yaklaşmak (ve benzeri davranışlar), fâsıklık (günaha sapmak), cedelleşmek (sürtüşmek, kavga etmek) yoktur...

6. Zekât

BEYYİNE – 5: Ve onlar, Allah için hanifler olarak dinde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyûm din (kıyamete kadar devam edecek din) budur.

7. Zikir

MUZZEMMİL – 8: Ve Rabbinin İsmini zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

ANKEBÛT – 45: Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et. Muhakkak ki salât, fuhuştan ve münkerden nehyeder. Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür.

Geriye oruç var, namaz var, hac var, zekât var. Bunlar fizik bedenin yerine getirmesi gereken vasıta emirler. Bir de kişinin kendi kendine kelime-i tevhid getirmesi, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah.” demesi. Öyle olunca İslâm’ın beş şartı bir insanın kendi kendine yaptığı amelleri ifade ediyor. Ama 14 asır evvel Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V):

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, Rikâk, 18; Müslim, Sıfatü’l-Kıyâme ve’l-Cenne ve’n-Nâr, 71-73.

“Hiç kimseyi ameli cennete koyamaz.” Sahâbe: “Seni de mi yâ Resûlullah?” diye sordular. Resûlullah (S.A.V): “Beni de. Ancak Allah’ın beni rahmet ve fazlıyla kuşatması müstesna.” buyurdu.

Öyleyse herşeyden evvel kurtuluşa ulaşabilmek için mutlak surette olmazsa olmaz şart Allah’a ulaşmayı dilemek. Yani Allah’ın rahmetine mazhar olmak. İşte Zumer Suresinin 53. âyet-i kerimesinde:

39/ZUMER-53: Kul yâ ibâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh(rahmetillâhi), innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ(cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu).

De ki: “Ey nefsleri üzerine haddi aşmış kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, bütün günahları mağfiret eder. Muhakkak ki O; Gafûr’dur, Rahîm’dir.”

Ne kadar günahınız, kâinat kadar günahınız olsun, o kâinat kadar günahı olan kişiye de Allahû Tealâ: “Benim rahmetimden ümit kesme.” diyor. Çünkü eğer sen Allah’a ulaşmayı dilersen ki Zumer-54’te bunu söylüyor, Allah’a ulaşmayı dilersen ve mürşidine tâbî olursan bütün günahlarını Allahû Tealâ mağfiret ediyor.

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).

Ve Rabbinize yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O’na teslim olun. Size azap gelmeden önce, sonra yardım olunmazsınız.

Ama yok, 500 yıl ibadet yapsan dahi İslâm’ın şartını yerine getirsen asla Allah’a ulaşmayı dilemeden, mürşide tâbî olmadan kurtuluş mümkün değil. Bunun en güzel açıklamasını Yunus Emre ifade ediyor:

“Gel ey kardeş, Hakk’ı bulayım dersen,

Bir kâmil mürşide varmasan olmaz.

Resûl’ün cemâlini göreyim dersen,

Bir kâmil mürşide varmasan olmaz.”

Yani dinin tatbikatı mürşidledir. Dinin evrensel değişmez hükümleri ise Allah’ın indirdiği kutsal kitaplardadır. O sebeple Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V):

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî, Menâkıb, 32, Hadîs No: 3786.

“Ey insanlar! Size öyle bir şey bırakıyorum ki ona sarıldığınız takdirde asla dalâlete düşmezsiniz: Allah’ın Kitabı ve Ehl-i Beyt’im.”

Ehl-i Beyt, Resûlullah (S.A.V)’ın sünnetini hayatına tatbik eden, yaşayan Allah’ın vazifelileridir. Nitekim Duhân Suresinin 10, 11, 12, 13. âyetlerini okuyup da Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) mahzun olunca sahâbe onun bu hâlini gören: “Yâ Resûlullah, ne oldu?”

44/DUHÂN-10: Fertakıb yevme te’tis semâu bi duhânin mubîn(mubînin).

Artık göğün apaçık bir duman getireceği günü bekle.

44/DUHÂN-11: Yagşen nâse, hâzâ azâbun elîm(elîmun).

İnsanları sarıp kaplar. Bu, elîm bir azaptır.

44/DUHÂN-12: Rabbenâkşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne).

“Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Muhakkak ki biz mü’minleriz.”

44/DUHÂN-13: Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun).

Onlar için tezekkür etmek nerede? Ve onlara apaçık bir resûl gelmişti.

Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurdu: “İlmin insanlardan alındığı zamandır.” Yani Kur’ân-ı Kerim ilminin insanlardan alındığı zamandır. “Yâ Resûlullah, biz çocuklarımıza öğretiyoruz, eşlerimize. Biz kendimiz yapıyoruz. Allah gelip evlerdeki Kur’ân’ı toplatıp götürecek mi?” Cevap çok manidar: “Şu anda Yahudilerin elinde Tevrat var, Hristiyanların elinde İncil var. Onların ne işine yarıyor?”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî, İbn Mâce.

“Gün gelir, ilim insanları terk eder. İnsanların onda hiç nasibi kalmaz.” Sahâbe sordu: “İlim bizi nasıl terk edebilir ki? Biz Kur’ân’ı okuyoruz ve bundan böyle de vallahi okuyacağız. Hanımlarımıza, oğullarımıza da okutmaktayız.” Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle cevap buyurdu: “Yahudilerin ve Hristiyanların elinde de Tevrat ve İncil yok muydu?”

Tek başına dinin teorik hükümlerinin varlığı, elimizde olması bizi bir yere götürmez. O emirlerin hayata tatbiki asıldır ki, bu da tasavvuftur. Tasavvuf, Kur’ân’daki emir ve nehiylerin bütününün hayata geçirilmesi, yaşanmasıdır. Ama geleneksel tatbikatta bunlar yok.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 22 Ekim 2026Son güncelleme: 22 Ekim 20267 dk okuma0