Muhterem Hocam, tesettürlü olmadığım için Allah’tan, tasavvuftan bahsettiğimizde sanki örtünmekten ibaretmiş gibi davranılıyor. Bu tarz durumlardan dolayı tebliğ yapmaya çekiniyorum. Daha önce lisede din kültürü öğretmenime Allah’a ulaşmayı dilemekten, evliya olmaktan bahsettiğimde bana bunları sadece geçmişte çok üst makamlarda olan Allah dostlarının başarabildiğini, bizim gibi aciz kulların bunlardan önce yerine getirmeleri gereken başka vazifelerimiz olduğunu, örneğin örtünmek gibi, diyerek beni iğneleyerek konuşmuştu. Bu konuda davranış ve düşünce biçimi nasıl olmalı?

Soru

Muhterem Hocam, tesettürlü olmadığım için Allah’tan, tasavvuftan bahsettiğimizde sanki örtünmekten ibaretmiş gibi davranılıyor. Bu tarz durumlardan dolayı tebliğ yapmaya çekiniyorum. Daha önce lisede din kültürü öğretmenime Allah’a ulaşmayı dilemekten, evliya olmaktan bahsettiğimde bana bunları sadece geçmişte çok üst makamlarda olan Allah dostlarının başarabildiğini, bizim gibi aciz kulların bunlardan önce yerine getirmeleri gereken başka vazifelerimiz olduğunu, örneğin örtünmek gibi, diyerek beni iğneleyerek konuşmuştu. Bu konuda davranış ve düşünce biçimi nasıl olmalı?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, çok basit, çok kolay. Mesela Peygamber Efendimiz (S.A.V) diyor ki: “Size amellerin en iyisini, en temizini, Allah katında en çok derecenizi artıran, Allah yolunda dağlar kadar altın ve gümüş infâk etmekten daha kıymetli, Allah yolunda şehit olmaktan daha değerli bir ibadet söyleyeyim mi?” “Söyle ya Resûlullah.” “O, Allah’ı zikretmektir.”

HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Tirmizî 5/459, İbni Mâce 2/1245 “Size amellerinizin en iyisini, Rabbinizin huzurunda en temizini ve derecelerinizde en yükseğini, altın ve gümüş infâk etmekten daha hayırlısını, düşmanla karşı karşıya gelip onları öldürmenizden, onların sizi öldürüp şehit etmesinden daha iyisini söyleyeyim mi?” buyurdu. “Evet.” dediler. Resûlullah (S.A.V) şöyle dedi: “Allah’ı zikretmektir.”

Öyleyse önem sırasına bakalım. Bu zikir namazdan kıymetli mi? Oruçtan kıymetli mi? Zekâttan kıymetli mi? Şehit olmaktan kıymetli mi? Herşeyden kıymetli olan neymiş? Allah’ı zikretmek.

Örtünme Allah’ın bir emri değil mi? Evet, emri.

Ama sevgili kardeşlerim, Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Emr-i bi’lma‘rûf veya nehy-i ani’l-münker ve Allah’ı zikretmekten başka herşey hikâye.”

Başka bir ifadeyle söyleyeyim: Emr-i bi’lma‘rûf veya nehy-i ani’l-münker ve Allah’ı zikretmenin dışındaki her söz, Âdemoğlunun lehine değil (neyi nedir?), aleyhinedir.

HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Tirmizî, Buharî, Fasıl: Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadîsler, Dilin Afetleri, Râvî: Ümmü Habîbe, Hadîs No: 5916 "Âdemoğlunun, emr-i bi’lma‘rûf veya nehy-i ani’l-münker veya Allah’ın zikri hariç bütün sözleri lehine değil, aleyhinedir."

Örtünmek yok mudur? Vardır. Ama örtünen kişi hangi derecatı kazanacak mesela? Örtünmek sebebiyle kişi hangi derecatı kazanır? 1'e 10 kazanıyor. Neyi söyleyeyim? 1'e 10 değil mi? 1'e 10 kazanır. Ama diyelim ki örtünmedi bu kardeşimiz ve Allah’ın tasavvufuna girdi ve zikre başladı, mürşidine tâbî olduktan sonra Allahû Tealâ diyor ki: “Sen örtünmezsen ben sana 1'e 700 vermem.” demiyor yani. “Sen” diyor, “Zikre başlarsan, kalpten bu talebi görürsem, bundan sonra Benden nefs tezkiyesiyle birlikte 1'e 700 alırsın.”

Şimdi örtülmemesi sebebiyle 1'e 10 kaybeder. Öbürü ise bu zikri yaptığı sebebiyle altı yüz doksan kat daha fazla kazanır. Bununla biz “örtünmeyin” demiyoruz. Örtünmek Allah’ın bir farz emri. Ama bu farz emri, diğer ibadetlerin (hedef emirlerin) yerine koymak; bu asla kabul edilemez. Doğru değil.

Vasıtalar neye tâbîdir? Niyete, hedef emirlere tâbîdir. Örtünmek bir vasıta emirdir. Bir hedef emir değildir yani. Bir vasıta emirdir.

O halde Allah’a ulaşmayı kalben dileyen kişi cennete girer. Ama kalben dilemeyen kişi, sabahtan akşama kadar yedi tane çarşafla örtünse; gidebileceği yer neresi? Cehennem yani. Gayet açık ortada.

Allah’a ulaşmayı kalben dileyen kişi kurtuluştadır. Ama ne diyelim? Bundan sonraki; dağlar kadar altın ve gümüş infâk etti. Değer mi? Dilemiyorsa Allahû Tealâ da “Amellerin boşa gidiyor.” diyor. Öyleyse bunlara siz kanmayın.

Kur’ân ne diyorsa ki Kur’ân sadece Kur’ân değil, aynı zamanda Efendimiz’in bize açıkladığı Kur’ân. Efendimiz alelade birisi mi? Hayır. On dört asır evvel geleceğini Resûlullah (S.A.V)’in bize bildirdiği ve müjdelediği devrin imamıdır. Ve onun öğretisi baştan sona kadar Kur’ân’ın bütününü ihtiva ediyor.

Ya Kur’ân’ın bütününe tâbî olmak lâzım, yoksa: “Ben bu kadarım. Ya, ben aciz bir kulum. Hadi, bana İslâm’ın beş şartı yeterli; falan değil. Bu da beni kurtuluşa ulaştırır.” mı diyorum?

Ne diyorsunuz? Kur’ân’ın bütünü, sevgili kardeşlerim. Eğer Kur’ân’ın bütününe tâbî olmazsanız, Âli İmrân 119’da ki gibi:

3/ÂLİ İMRÂN-119 Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tu’minûne bil kitâbi kullihi, ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri). İşte siz (mü'minler) böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îmân edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca “Biz îmân ettik.” dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. De ki: “Öfkenizden ölün.” Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.

Bakara 85’te:

2/BAKARA-85 Summe entum hâulâi taktulûne enfusekum ve tuhricûne ferîkan minkummin diyârihim, tezâharûne aleyhim bil ismi vel udvân(udvâni), ve in ye’tûkum usârâ tufâdûhum ve huve muharremun aleykum ihrâcuhum e fe tu’minûne bi ba’dil kitâbive tekfurûne bi ba’d(ba’dın), fe mâ cezâu men yef’alu zâlike minkum illâ hızyun fîl hayâtid dunyâ, ve yevmel kıyâmeti yureddûne ilâ eşeddil azâb(azâbi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne). Sonra siz, öyle kimselersiniz ki birbirinizi öldürüyorsunuz, sizden bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz ve onlara karşı günah ve düşmanlıkta yardımlaşıyorsunuz. Eğer onlar, size esir olarak gelseler, onların yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış olduğu halde (onların yurtlarında kalmalarına izin vermeyip) fidye karşılığı değiştirirsiniz. Yoksa Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında ancak rezilliktir. Kıyâmet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine maruz bırakılır. Ve Allah, yaptığınız şeylerden gâfil değildir.

“Kitabın bir kısmına îmân eder, bir kısmını inkâr ederseniz” gideceğiniz yer neresi? Sonsuz hayatı cehennemde geçireceksiniz.

Öyleyse Allahû Tealâ ne diyor? “Siz mü’minler böylesiniz. Siz, sizi sevmeyenleri seversiniz. Çünkü siz kitabın tamamına îmân edersiniz.”

Öyleyse Allah’ın dostları, kurtuluşa ulaşanlar; onlar kitabın bütününe tâbî olanlardır. Bir kısmına değil, kitabın bütününe.

Kitabın bütününü her devirde kim açıklıyor? Devrin imamı. O zaman herkes devrin imamı olmadığına göre, nasıl oluyor bu; kitabın bütününe tâbî oluyor? Devrin imamının ruhu, o kişinin başının üzerine gelip yerleşiyor. O ruh kimin başının üzerindeyse, o aslında nedir? Kitabın bütününe tâbî olandır. Devrin imamının ruhu, o kişinin başının üzerinde değilse, o kitabın bütününe tâbî olabilir mi? Değil.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20265 dk okuma3