Muhterem Hocam, Tevbe Suresi 75. âyette zikredilen sadakanın muhtevası nedir, açıklar mısınız?

Soru

Muhterem Hocam, Tevbe Suresi 75. âyette zikredilen sadakanın muhtevası nedir, açıklar mısınız?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, insanla Allah arasındaki ilişkide maddi infak açısından evvela zekât var, birr var, sadaka ve üstü var.

Şimdi sahâbeden bir tanesi İbn-i Selebe hep devamlı Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e “Bana dua et, Allah bana mal versin.” diyor.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) evvela diyor ki: “Ben senin için güzel bir örnek teşkil etmiyor muyum?” Ama anlayamıyor. Sonra tekrar “Bana dua et, Allah bana mal versin.”

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Şükrünü eda edeceğin az mal, şükrünü eda edemeyeceğin çok maldan hayırlıdır” diyor. Yine anlayamıyor ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in duasıyla bir sürü sürünün sahibi oluyor.

Evvela cuma namazlarını terk ediyor, daha sonra vakit namazlarında gelmiyor. Ve Allah Resûlü ona zekât memurlarını gönderiyor. İşte o zaman “Bana Allah verirse ben de mutlaka sadaka olarak veririm” diyen İbn-i Selebe, o mala kavuşunca sözünü yerine getirmiyor.

Salihlerden olmak kolay, alelade bir iş değildir. 'Ben salihlerdenim' demek kimseyi salihlerden yapmaz. Salihlerden olmak birçok şartı beraberinde getirir: Allah’a ulaşmayı dilemek, 12 tane ihsanı almak; ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin hidayetine adım atmış olması; ruhunu Allah’a ulaştırıp teslim etmek, fizik vücudu Allah’a teslim etmek, nefsi Allah’a teslim etmek; göğün yedi katıyla birlikte sidretil müntehayı görmek lâzımdır. Ondan sonra Allahû Tealâ kişiyi tövbe nasuha davet eder ve kişi salihlerden olur. Buradaki sadaka vermek ve sıddıklardan olmak da rol oynar. Sıddıklardan olmak, salâh makamının 5 mertebesinde hakka tukatihi takvaya ulaşmakla mümkündür.

Tevbe 75: "Onlardan bazı kimseler: Eğer Allah kendi fazlından bize verirse, elbette mutlaka sadaka veririz, biz de salihlerden oluruz.” İbni Selebe böyle söylüyor.

Tevbe 76: "Bundan sonra ona Allah kendi fazlından verince, onunla verdiği şeyle cimri oldular" yani zekâtı vermiyor. "Onlar yüz çeviren kimseler oldular." Yani Peygamber Efendimiz (S.A.V) zekât memurunu gönderince vermiyor.

Tevbe 77: "Böylece 'Ona, Allahû Tealâ'ya, vaat ettikleri şeyi Allah’a karşı yerine getirmedikleri olduklarından dolayı, onların bu yaptıklarının sonucunda Allah, onların kalplerini onunla karşılayacakları güne kadar nifak koydu."

Tevbe 78: "Allah’ın onların sırlarını, fısıldaşmalarını bildiğini bilmiyorlar mı? Muhakkak ki Allah gaybte olanları, gaybî bilgiyi hepsini biliyor."

9/TEVBE-75 Ve minhum men âhedallâhe le in âtânâ min fadlihî le nessaddekanne ve le nekûnenne mines sâlihîn(sâlihîne).

Onlardan (bazı) kimseler: “Eğer (Allah), Kendi fazlından bize verirse, elbette mutlaka sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz.” diye, Allah’a ahd verdiler.

9/TEVBE-76 Fe lemmâ âtâhum min fadlihî bahılû bihî ve tevellev ve hum mu’ridûn(mu’ridûne).

Bundan sonra onlara (Allah), Kendi fazlından verince, onunla (verdiği şeyle) cimri oldular. Ve onlar, yüz çeviren kimseler olarak (ahdlerinden) döndüler.

9/TEVBE-77 Fe a’kabehum nifâkan fî kulûbihim ilâ yevmi yelkavnehu bi mâ ahlefullâhe mâ vaadûhu ve bi mâ kânû yekzibûn(yekzibûne).

Böylece O’na (Allahû Tealâ’ya) vaadettikleri şeyi, Allah’a karşı yerine getirmediklerinden ve yalan söylemiş olduklarından dolayı, (onların bu yaptıklarının) sonucunda (Allah), onların kalplerine, O'nunla karşılaşacakları güne kadar nifak duygusu verdi.

9/TEVBE-78 E lem ya’lemû ennallâhe ya’lemu sırrahum ve necvâhum ve ennallâhe allâmul guyûb(guyûbi).

Allah’ın, onların sırlarını ve fısıldaşmalarını bildiğini bilmiyorlar mı? Ve muhakkak ki; Allah, gaybte olanları (gayb bilgilerini) çok iyi bilir.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 20 Ekim 2026Son güncelleme: 20 Ekim 20263 dk okuma0