Muhterem Hocam, tevekkül gönlümüzden geçeni isteyip, duada ısrarcı olup, onu bize vereceğine inanmak mı, yoksa “Allah’ım, sana bırakıyorum.” deyip o isteği kafamızdan atmak mı deme
Soru
Muhterem Hocam, tevekkül gönlümüzden geçeni isteyip, duada ısrarcı olup, onu bize vereceğine inanmak mı, yoksa “Allah’ım, sana bırakıyorum.” deyip o isteği kafamızdan atmak mı demektir?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, Peygamber Efendimiz (S.A.V) zamanında, “Deveni sağlam kazığa bağla. Sonra Allah’a tevekkül et.” diye buyurmuştur. Tevekkülün anahtarı nedir? Zikirdir. Öyleyse hepimiz mürşidimize bağlandıktan sonra ne yapmamız lâzım? Devamlı Allah’ı zikretmemiz lâzım. Ve tevekkülümüzün oranı zikrimizin oranıyla eşit. Hani nasıl Efendimiz sual soruyor: “Allah’ı seviyor musun?” “Tabiî ki.” “Ne kadar?” “Çok seviyorum.” O zaman sualim var. İkinci sual de: “Ne kadar zikrediyorsun?” “Bir saat.” O zaman ne yapmış oluyor? Sınıfta kaldı. Çok zikreden kişinin ölçüsü 18 saat zikir. Yani hemen anında kendimizi görebiliyoruz hak aynasında.
Dolayısıyla Allahû Tealâ’dan ısrarcı olmaktan ziyade zikre ısrarcı olmak. Başka bir deyimle Allah yolundaki mükâfatları almaya ısrarcı olmak. Neye lâyıksak Allah onu verir mi, vermez mi? Verir. Ama liyakati artıran unsur zikirdir. Zikirdir. Zikirdir. Zikre ısrarcı olmak. O zaman tevekkül etmişlerden olursunuz. Peygamber Efendimiz (S.A.V), “Hakkıyla Allah’a tevekkül ederseniz sabahleyin aç karnına yuvanızdan kalkar, akşam tok karnına yatarsınız.” Öyleyse o zaman bize düşen ne? Hakkıyla Allah’a tevekkül etmek. Allah razı olsun.