Muhterem Hocam, tevhidin oluşması ile Allah'ın ni'metini tamamlaması arasındaki ilişki nedir?
Soru
Muhterem Hocam, tevhidin oluşması ile Allah'ın ni'metini tamamlaması arasındaki ilişki nedir?
Cevap
Allahû Tealâ ne zaman bir peygamberini görevlendirse onun etrafında insanlar Allah'ın indirdiği gerçeklere hareketle tevhidi oluştururlar. Çünkü Allah o peygambere şeriat kitabını indirmiştir. Muhteva O'nun içindedir ve hiçbir şey O'nu henüz gölgeleyememiştir. Şeytan gölgeleme işlemini o peygamberden sonraki zaman dilimi içerisinde gerçekleştirir. Böyle bir dizaynda eğer insanlar birlik düşünüyorlarsa, vahdet düşünüyorsa o vahdetin merkezinde olan kişinin mutlaka Allah'tan vahiy alabilen birisi olması lâzım. Öyleyse ni'metin tamamlanabilmesi ile tevhid arasında elbette ilişki var. Tevhid yoksa ni'metin tamamlanması da yok. Âli İmrân Suresi 164. âyetinde:
3/ÂLİ İMRÂN-164 Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
Evet başlangıç noktasında herkes "dalâlin mubînde" dalâlet içindedir.
dalâlin mubîn (18 Âyet)
ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin İmamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
ŞUARÂ-97 Allah’a yemin olsun ki, biz mutlaka apaçık bir dalalet içindeydik.
CUMA -2 Ümmiler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.
Diğer âyetler EN’ÂM-74, A’RÂF-60, YÛSUF-8, YÛSUF-30, MERYEM-38, ENBİYÂ-54, KASAS-85, LOKMÂN-11, SEBE-24, YÂSÎN-24, YÂSÎN-47, ZUMER-22, ZUHRÛF-40, AHKÂF-32, MULK-29
dalâlin baîd (3 Âyet)
İBRÂHÎM-3 Onlar, dünya hayatını ahiret hayatına tercih ederler. Ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Ve onu eğriltmek isterler. İşte onlar, uzak bir dalâlet içindedirler.
ŞÛRÂ-18 Ona (kıyâmet saatine) inanmayanlar, onu acele istiyorlar. Âmenû olanlar (ise) ondan korkanlardır. Ve onun hak olduğunu bilirler. Muhakkak ki o saat (kıyâmet) hakkında şüphe edip mücadele edenler, gerçekten uzak bir dalâlet içindedirler, (öyle) değil mi?
KAF-27 Onun yakını: “Rabbimiz onu ben azdırmadım, fakat o uzak bir dalâlet içindeydi.” der.
dalâlin kebîr (1 Âyet)
MULK-9 Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezîr gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”
61/SAFF-8 Yurîdûne li yutfiû nûrallâhi bi efvâhihim vallâhu mutimmu nûrihî ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).
Onlar, ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlayacak olandır.
Kâfirler, kendileri Allah'a ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mani olan insanlardır. o kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacak. Allah Resûl'ünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur, müşrikler istemese de. Allah razı olsun.