Muhterem Hocam, toplumu ilgilendiren konularda da affedici olunmalı mı?

Soru

Muhterem Hocam, toplumu ilgilendiren konularda da affedici olunmalı mı?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, toplumu ilgilendiren olaylarda kişi toplum adına affetme mevkisinde değildir. Fussilet Suresinin 33, 34, 35 âyetlerinde Allahû Tealâ:

41/FUSSİLET-33 Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne).

Allah’a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?

41/FUSSİLET-34 Ve lâ testevîl hasenetu ve lâs seyyieh(seyyietu), idfa’ billetî hiye ahsenu fe izâllezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm(hamîmun).

Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

41/FUSSİLET-35 Ve mâ yulakkâhâ illâllezîne saberû, ve mâ yulakkâhâ illâ zû hazzın azîm(azîmin).

Ona (kötülüğü iyilikle karşılama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden başkası ulaştırılmaz.

Sen seyyiaati hasenatla söndür. Böyle yaparsan sonsuz hazzın sahibi olursun. İşte bu sonsuz hazzın sahibi insanlar kimlerdir? Âli İmrân 119’da:

3/ÂLİ İMRÂN-119 Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tu’minûne bil kitâbi kullihi, ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).

İşte siz (mü'minler) böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îmân edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca “Biz îmân ettik.” dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. De ki: “Öfkenizden ölün.” Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.

İşte eğer negatif muhteva toplumu rencide edecek bir özellik taşıyorsa o zaman bu konu yeniden tezekkür edilmeli, gerekirse irşad makamına ulaştırılmalıdır.

Nereden biliyoruz? Allahû Tealâ Nisâ 59'da:

4/NİSÂ-59 Yâ eyyuhâllezîne âmenû atîûllâhe ve atîûr resûle ve ulil emri minkum, fe in tenâza’tum fî şey’in fe ruddûhu ilâllâhi ver resûli in kuntum tu’minûne billâhi vel yevmil âhir(âhiri). Zâlike hayrun ve ahsenu te’vîlâ(te’vîlen).

Ey âmenû olanlar (îmân edenler)! Allah’a ve Resûl’e ve sizden olan idarecilere (emir verme yetkisinin sahiplerine) itaat edin. Bundan sonra eğer bir hususta ihtilâfa düşerseniz, o taktirde Allah’a ve ahiret gününe îmân ediyorsanız, onu Allah’a ve Resûl’üne götürün. Bu daha hayırlıdır ve tevîl (yorum) bakımından en güzelidir.

Allah’a itaat edin, resûle itaat edin, itaat edin ama bir konudan düşerseniz onu Allah’a ve resûlüne arz ediniz. Eğer Allah’a ve Resûl’üne tevdi ediyorsunuz. Öyleyse irşad makamına ulaştırıldığı takdirde irşad makamını mutlaka meseleyi Allah’tan alarak çözecektir.

Ama hepimiz bize karşı yanlış davranışta bulunan ve bundan pişman olan, af dileyen herkesi affetme büyüklüğünü göstermek durumundayız.

İşte sahâbe kendilerine yapılan bütün düşmanlıklara rağmen onlara en güzel davranışlarda bulunuyorlardı. Eğer biz sahâbeyi kendimize örnek ittihaz ediyorsak bizim de aynı şekilde affı tutmamız lâzım. Onlar kendilerine kötülük yapanları yine seviyorlardı ama aynı sahâbe Peygamber Efendimiz (S.A.V) Efendimiz’e dil uzatanları hiçbir şekilde dostça karşılamıyordu. Onlara lâzım gelen cevabı veriyorlardı.

Evet demek ki bize yapıldığı zaman affedebiliriz ama Allah’a, Allah’ın resûlüne yapıldığı zaman mutlaka karşılık vermek durumundayız. Ama eğer toplumu ilgilendiren bir konuysa o zaman Nisa 59’daki gibi mutlaka Allah’ın resûlüne konuyu götürmek durumundayız.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 20 Ekim 2026Son güncelleme: 20 Ekim 20263 dk okuma0