Muhterem Hocam, ümmet kavramını açıklar mısınız? Allahû Tealâ’nın istediği standartlarda bir ümmet olmak ne ile mümkündür? Bizlere düşen vazife nedir?

Soru

Muhterem Hocam, ümmet kavramını açıklar mısınız? Allahû Tealâ’nın istediği standartlarda bir ümmet olmak ne ile mümkündür? Bizlere düşen vazife nedir?

Cevap

Ümmet, insan topluluklarına verilen ad. Mesela Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Benim ümmetimin velîleri, Benî İsrail’in Nebîleri gibidir.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Razi, Tefsir, VIII/302; Neysaburi, Tefsir: I/264; Keşfu’l-Hafa: II/64.

“Ümmetimin velîleri, Benî İsrail’in Nebîleri gibidir.”

O zaman burada kastedilen velî resûl ve devrin imamı. Çünkü “Benî İsrail’in Nebîleri gibidir.” diyor. Yani burada iki mukayese söz konusu: Velî resûlle nebî resûl. Benî İsrail’den Nebî resûller, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ümmetinden de velî resûller. Velî resûller, devrin imamı.

Öte yandan, “Benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, 72 tanesi cehenneme gidecek”

Ümmet geçen âyetlere baktığımız zaman insan toplulukları söz konusu.

ÜMMET

1. Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin oluşturduğu bir ümmet. “Birleştikleri yer; dalâlet, birleştikleri yer küfür, birleştikleri yer karanlık.”

ZUHRÛF-33: Eğer insanlar tek bir ümmet haline gelecek olmasaydı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerine mutlaka gümüşten tavanlar ve üzerinde yükseldikleri merdivenler yapardık.

SEBE-20: Ve andolsun ki iblis onlar üzerinde zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

2. Allah’a ulaşmayı dileyenlerin oluşturduğu ümmet.

MÂİDE-66: Ve eğer Kitap Ehli Tevrat ve İncil’i ve Rab’lerinden kendilerine indirileni gereği gibi uygulasalardı (yerine getirselerdi), mutlaka onlar, hem üstlerinden hem de ayaklarının altından (nice nimetler) yerlerdi. Onlardan bir kısmı (evliyalık mertebesine ulaşmış, henüz daimî zikre ulaşmamış) muktesid olan bir ümmettir. Ve (fakat) onlardan bir çoğunun yaptıkları şey ne kötü.

3. Mürşide tâbî olanların oluşturduğu ümmet.

BAKARA-143: Ve işte böylece insanların üzerine (hak) şahitler olmanız için Biz, sizi vasat (ikisi arasında) (hayırlı ve faziletli) bir ümmet kıldık. Resûl de sizin üzerinize şahit olsun. Ve Biz, sadece Resûl’e uyanı, topukları üzerinde geriye dönenden ayırıp bilmemiz (belirtmemiz) için, halen o üzerine (yönelmekte) olduğunuz (Kâbe’yi) kıble yaptık. Ve bu, elbette zor bir iştir, …

4. Kurtulanların oluşturduğu ümmet.

HÛD-48: (Şöyle) denildi: “Ey Nuh, sana ve seninle beraber olan ümmetlere (toplumlara) Bizden bir selâmetle, bereketlerle in! Ve (bazı) ümmetler (olacak ki), onları metalandıracağız (faydalandıracağız). Sonra onlara Bizden elîm (acı) azap dokunacak.”

ÂLİ İMRÂN-113: … Kitap ehlinden gece saatlerinde kıyamda durup Allah’ın âyetlerini tilâvet eden ve secde eden bir ümmet vardır.

5. Bütün Ümmetlere tek bir şeriat ve açık kesin bir yol belirlenmiştir.

MÂİDE-48: Ve (Ey Muhammed) sana ellerindeki kitapları tasdik edici (doğrulayıcı) ve onu koruyucu olarak bu Kitab’ı hak ile indirdik. Artık onların aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana Hakk’tan gelenden ayrılıp da onların hevâlarına uyma. Sizden hepiniz için (tek) bir şeriat, ve açık bir yol belirlemiştik. Ve Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak bu sizi, verdikleri ile denemek içindir. …

6. Marufla emreden ve münkerden nehyedenlerin (mürşidlerin) oluşturduğu ümmet.

ÂLİ İMRÂN-104: Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve marufla emretsin, ve münkerden nehyetsin. …

ÂLİ İMRÂN-110: ... Maruf ile emredersiniz ve münkerden nehy edersiniz. Ve siz Allah’a îman ediyorsunuz. ...

ARÂF-181: Ve yarattıklarımızdan bir ümmet vardır ki, Hakk’a ulaştırırlar ve onunla adaletle hükmederler.

7. Her ümmetin bir şahidi var. “Şahitlerin hepsi peygamber olmayan resûllerdir.”

NİSÂ-41: Artık her ümmetten bir şahit (resûl) getirdiğimiz zaman ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdiğimiz zaman (halleri) nasıl olacak?

ARÂF-159: Ve Musa (A.S)’ın kavminden bir ümmet vardır. Hakk’a hidayet ederler (hidayete ulaştırırlar). Ve onunla (hak ile) adaletle hükmederler.

Mesela kavim de kendisi insan topluluğudur.

Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin oluşturduğu bir ümmet. “Birleştikleri yer; dalâlet, birleştikleri yer küfür, birleştikleri yer karanlık.” Zuhrûf 33, Sebe 20 bunu söylüyor.

Allah’a ulaşmayı dileyenlerin oluşturduğu ümmet (Mâide 66).

Mürşide tâbî olanların oluşturduğu bir ümmet (Bakara 143).

Kurtulanların oluşturduğu (yani aynı özelliği paylaşanların oluşturduğu insan topluluklarına verilen ad).

Bütün ümmetlere tek bir şeriat ve açık kesin bir yol belirlemiştik (Mâide 48).

Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’in ahir zaman peygamberi olması hasebiyle biz şu anda onun ümmetindeniz.

Âli İmrân Suresinin 104. âyet-i kerimesinde:

3/ÂLİ İMRÂN-104 Veltekun minkum ummetun yed’ûne ilel hayri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munker(munkeri), ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).

Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve marufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.

“Sizin içinizde bir insan topluluğu bulunsun, maruf ile emretsin, münkerden nehyetsin. İşte onlar felâha erenlerdir.”

Yani mürşidler topluluğuna verilen ad ümmet oluyor. O halde mizan bu şekilde, inşaallah.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 12 Eylül 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma0