Muhterem Hocam, velî, mürşid, gavs Kur’ân’dır. Kur’ân dışında kendisine mürşid ve velî arayan şeytanın adamlarını bulur. Şeytan kendi adamına asla zarar vermez. Yoksa tövbe edip Ku

Soru

Muhterem Hocam, velî, mürşid, gavs Kur’ân’dır. Kur’ân dışında kendisine mürşid ve velî arayan şeytanın adamlarını bulur. Şeytan kendi adamına asla zarar vermez. Yoksa tövbe edip Kur’ân’a döner, diyen bir izleyicimize ne buyurursunuz?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, velî, mürşid ve gavs Kur’ân’dır, diyor. Tabii ki Kur’ân hepsini kapsıyor ama Allah’a ulaşmayı dilemedikçe bu kişinin ağzında Kur’ân var ama kesinlikle o ermiş evliyadan olamaz. Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşide tâbî olmadıkça da ruhu vücuttan ayrılıp Allah’a teslim olamaz. Gavs dediği de Allahû Tealâ’nın seçimiyle gerçekleşir, o kişinin kendi zannına göre değil. Bunların hepsi Kur’ân âyetlerinde geçiyor. İşte Allah Tealâ, Yûnus Suresi 62 ve 63. âyetlerde buyuruyor:

10/YÛNUS-62: E lâ inne evlîyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?

10/YÛNUS-63: Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).

Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.

Şimdi kimdir evliya? Âmenû olup takva sahibi olanlar. Yani Rûm Suresi 31. âyete göre:

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).

O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O’na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

Öyleyse kimdir Allah’ın velîleri? Kendisini gizli şirkten kurtaranlar. Çünkü nebîler sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V):

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: İbn Mâce, Zühd, 21.

“Ümmetim için en çok korktuğum şey, Allah’a şirk koşmaktır. Ama dikkat edin; Ay’a, Güneş’e veya puta tapacaklar, demiyorum. Fakat, Allah’ın rızasının dışındaki gayeler için harekette bulunacaklar ve gizli şehvet yani riyâ ve gösteriş duygularını taşıyacaklar.”

Gizli şirk kişinin hevasını, nefsini ilâh edinmesidir. Câsiye Suresinin 23. âyet-i kerimesinde:

45/CÂSİYE-23: E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).

Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

Görüyorsunuz ki nefsini ilâh edinenler bir ilim üzere olmasına rağmen o ilimleri faydasız ilim; Allah onları dalâlette bırakıyor, hassalarını, uzuvlarını kapatıyor ve onlar sadece nefslerinin hevasına tâbî oluyorlar. Öyleyse Kur’ân dışında kendisine mürşid arayan, diyor bu zavallı kişi. Kur’ân, Kehf Suresi 17. âyette diyor ki:

18/KEHF-17: Ve terâş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minhu, zâlike min âyâtillâhi, men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).

Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

Men yehdillâhu fe huvel muhted: Allah kimi kendisine ulaştırmışsa o hidayete ermiştir.

Ve men yudlil: Ama kimi dalâlete bırakırsa,

Fe len tecide lehu velîyyen murşidâ: Onun için velî mürşid bulunmaz.

Öyleyse Allah Tealâ herkes için velî mürşid tayin ediyor. Ama kimler için velî mürşid bulunmaz? Velî mürşid aramayanlar için. Bâyezid-i Bistâmî Hazretleri bir Allah dostudur, velîdir, velî mürşiddir. Buyuruyor ki: “Velî mürşidi bulan arayandır. Ama her arayan velî mürşid bulamaz.” Öyleyse bugün herkesin mutlaka velî mürşidine tâbî olması farz. Öyleyse mürşid, velî mürşid herkes için farz. Ama bulanlar kimler? Arayanlardır. Aramayanlar bulamaz tabii. Kimdir aramayan? Allah’a ulaşmayı dilemeyen. Çünkü Allah’a ulaşmayı dilemeyenlere Allah mürşid göstermez, sadece ulaşmayı dileyenlere mürşid gösterir.

Kur’ân dışında kendisine mürşid, velî arayan şeytanın adamlarını bulur, diyor. Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ şöyle buyuruyor. Bakın mesele bu: Vatandaş sadece şeytanın kendisine empoze ettiğini kusuyor. Ağzından şeytanın kendisine söylediklerini söylüyor. Halbuki biz şu anda âyetleri söylüyoruz. Kur’ân’ın dışında kendisine mürşid, velî arayan şeytanın adamlarını bulur, diyor. Kur’ân öyle demiyor. Kur’ân 10 tane âyet-i kerimede mürşidine tâbî olmayan dalâlettedir, diyor. Şimdi âyetleri gösterelim.

MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAYAN (Tarikata Girmeyen) DALÂLETTEDİR (10 ÂYET)

1. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

2. A’RÂF-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın terkeder.

3. NAHL-36 ...Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. Allah’a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. …

4. KEHF-17 …Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid bulunmaz.

5. TÂHÂ-123 …“İkiniz oradan inin! Hepiniz birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

6. KASAS-50 …eğer sana icabet etmezlerse, bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? ...

7. ZUMER-23 …İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.

8. CÂSİYE-23 Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu ilim üzere dalâlette bıraktı. …Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?…

9. AHKÂF-32 Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.

10. CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. …Ve daha önce elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

Öyleyse 10 âyet gereğince mürşidine tâbî olmayan dalâlette. Şimdi bu zât-ı muhterem sadece ağzından çıkanı kusuyor. Bir tek âyet gösterebilmiş mi? Hayır, yok. Sadece zanlarıyla bir şeyler söylüyorlar. Şeytan adamına asla zarar veremez, diyor. Şeytanın zarar vermediği hiçbir insan yok. Elbette en üst seviyede şeytan dostlarına zarar veriyor. Şeytanın zarar vermediği hiç kimse yok. Şeytan kendi adamına asla zarar veremez, diyor. Şeytan hiç kimsenin dostu değil ki! Şeytan herkesin düşmanıdır. 7 âyet-i kerimede Allah Tealâ: Şeytanın adımlarına tâbî olmayın, o size apaçık bir düşmandır, buyuruyor. Şeytan, adımlarına tâbî olana apaçık bir düşmandır. Kimdir onun adımlarına tâbî olanlar? Onun dostları. Öyleyse şeytan en çok kime zarar veriyor? Kendi dostlarına zarar veriyor.

ŞEYTANIN ADIMLARINA TÂBÎ OLMAYIN

1. BAKARA-208 Ey âmenû olanlar! Hepiniz SİLM’e dahil olun (teslim olma dairesi içine girin). Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki o, size apaçık düşmandır.

2. BAKARA-168 Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz şeylerden yiyin. Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.

3. EN’ÂM-142 …Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden yiyin. Şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki; o, size apaçık düşmandır.

4. İSRÂ-53 Ve kullarıma de ki: “En güzeli (sözü) söylesinler!” Muhakkak ki şeytan, onların aralarını bozar (fesat çıkarır). Muhakkak ki o, insana apaçık düşmandır.

5. NÛR-21 Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde muhakkak ki o (şeytan), fuhşu ve münkeri emreder…

6. YÂSÎN-60 Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o size apaçık bir düşmandır.

7. ZUHRÛF-62 Ve şeytan sakın sizi, (Sıratı Mustakîm’den) men etmesin. Muhakkak ki o, sizin için apaçık düşmandır.

Sevgili kardeşlerim, bu kafayla size mutluluğun nasip olması mümkün değil. Yoksa tövbe edip Kur’ân’a döner diyen bir izleyicimize: Sen Kur’ân’a dönmüşsün, bize niye Kur’ân’dan âyet söylemiyorsun? Sevgili kardeşim, madem bu söylediklerinin hepsini doğru söylüyorsun, âyetleri niye bize göstermiyorsun? Baştan beri biz âyetlerle ispat ediyoruz. Şeytanın herkese düşman olduğunu 7 âyet-i kerime ile sana ispat ediyoruz. Mürşidine tâbî olmayan, 10 âyet-i kerime gereğince dalâlettedir, diyoruz. Ve 7 grup âyet-i kerime: Dalâlette olanların gideceği yer cehennem. Onu da sana gösterelim.

DALÂLETTE OLANLARIN GİDECEĞİ YER CEHENNEM

1. NİSÂ-167 Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar, uzak bir dalâletle sapmışlardır.

NİSÂ-168 Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri, Allah mağfiret edecek değildir ve yola hidayet edecek değildir.

NİSÂ-169 Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır…

2. A’RÂF-178 Allah kimi hidayete erdirirse artık o hidayete ermiştir. Ve kim dalâlette bırakılırsa, işte onlar, onlar artık hüsrana uğrayanlardır.

MU’MİNÛN-103 Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

3. A’RÂF-179 Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir.

4. İSRÂ-97 Ve Allah, kimi (Kendisine) ulaştırırsa, artık o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa, o taktirde onlar için O’ndan (Allah’tan) başka dostlar bulamazsın. Ve kıyâmet günü onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü (sürünerek) haşrederiz. Onların me’vası cehennemdir. …

5. FURKÂN-34 Cehenneme yüzleri üstü haşredilenler (toplananlar), işte onlar, gideceği mekânı şerli olanlar ve sebîlden sapanlar (dalâlette kalanlar)dır.

6. YÂSÎN-62 Ve andolsun ki sizden birçoklarını dalâlette bıraktı. Hâlâ akıl etmez misiniz?

YÂSÎN-63 Size vaadedilmiş olan cehennem (işte) budur.

7. KAMER-47 Muhakkak ki mücrimler (suçlular), dalâlet ve çılgınlık içindedir.

Âyetlerle gösteriyoruz, bak başka bir şey değil. Sen ise bunları söylüyorsun, tek bir âyet konuşmuyorsun. Sadece şeytanın söylediklerini, zanlarını ifade ediyorsun. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 5 Ekim 2026Son güncelleme: 5 Ekim 20268 dk okuma0