Muhterem Hocam, yaşadığı dünyada ateizm ve deizmin negatif dalgalarının tesiri altında kalan insanların kalbini ve aklını Allah'ın doğrularına nasıl yöneltebilir?

Soru

Muhterem Hocam, yaşadığı dünyada ateizm ve deizmin negatif dalgalarının tesiri altında kalan insanların kalbini ve aklını Allah'ın doğrularına nasıl yöneltebilir?

Cevap

Evvela kişinin kendisini tanımasıyla bu mümkündür. Yaratılan mahlûkatın içerisinde insan en şerrefli varlıktır. İşte Hicr suresinin 26. âyet-i kerimesinde:

15/HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).

Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

Fizik beden et ve kemikten oluşan iç organlarla mücehhez, beyinle kaim, aklın kumandasına. Akıl beyin vasıtasıyla bedene kumanda etmektedir.

Fizik bedenin içerisinde yarım ağırlıklar kanununa göre bulunan, Berzah âlemine ait olan nefsimiz var. Şems Suresinin 7.âyet-i kerimesinde zikrediliyor:

91/ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.

Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

Öyleyse dizayn edilen bir nefsin sahibiyiz ve nefsin manevî kalbinde dizayndan kaynaklanan, yaratılıştan kaynaklanan 19 tane hastalık var:

HERKES ANNE KARNINDAN FİZİK VÜCUT VE NEFS İLE DOĞAR

NEFSİN 19 AFETİ

1. Kin ve Nefret

2. Küfür

3. Yalan

4. Zulüm

5. Haset

6. Cehalet

7. Cimrilik

8. Öfke ve Gayz

9. İsyan

10. Sabırsızlık

11. Kibir ve Gurur

12. Hırs ve Şehvet

13. Nankörlük

14. Dedikodu

15. Zan

16. İptilalar (Kötü Alışkanlıklar)

17. Vefasızlık

18. Mürailik

19. Fitne Fesat

FİZİK VÜCUT

HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).

Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

NEFS VÜCUT

ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.

Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

RUH VÜCUT

SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik VÜCUTun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

RUHUN 19 HASLETİ

1. Sevgi

2. Îmân

3. Doğruluk

4. Adalet

5. Edep

6. İlim

7. Cömertlik

8. Sekinnet

9. İtaat

10. Sabır

11. Tevazu

12. Kanaat

13. Şükür

14. Ketumiyet

15. Hakikat

16. Faziletler

17. Vefa

18. İhlâs

19. Tevhit

İnsanların baş düşmanı, ezeli ve ebedî düşmanı olan şeytan da bu 19 hastalığa tesir etmek suretiyle bize kumanda etmektedir.

İşte Allah'ın emirlerinin yerine getirilmediği, yasakların işlendiği bir ortamda şuurlanan akıl, her olayda nefsin talebine uyarak derecat kaybetmektedir. Her derecat kaybı bu dünya hayatında onun için sıkıntı, huzursuzluk; ölüm sonrası hayat için de bir cehennem azabıdır.

Ve düşman olan şeytanın tek bir hedefi var. Tüm insanları kendisiyle birlikte cehenneme götürmek ve bu dünyada onlara huzursuzu, sıkıntıyı, kaosu, kavgayı hayatlarında sabit kılmak istemektedir.

Öyleyse tüm insanların iki tane düşmanı var: Birisi kendi içlerindeki nefsleri, muhtevasındaki 19 afet sebebiyle diğeri de bu afetleri kullanan şeytan. Bu iki düşmanın birbiriyle ilişkisine bakalım beraberce.

İbrahim Suresinin 22. âyet-i kerimesinde:

14/İBRÂHÎM-22 Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe vaadekum va’del hakkı ve vaadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrihiyy(musrihiyye), innî kefertu bi mâ eşraktumûni min kabl(kablu), innez zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).

Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zâlimlere acı azap vardır.” iş olup bittikten sonra şeytan der ki Allah'ın vaadi haktı.

Yani Allah'ın Kur’ân'daki emirleri ne itaat etmeniz yasaklara uymanız haktı. O Allah size doğruyu söyledi. Ama ben de sizi davet ettim. Fakat hep size yalan söyledim. Hep kendi zanlarımı size ulaştırdım. Öyleyse bir tarafta Allah'ın doğruları vahiy var. Bir tarafta şeytanın zanları söz konusu. Şimdi bu açıdan baktığımız zaman iblis ne diyor? Diyor ki Allah doğruyu söyledi. Yani Allah'ın sözü vahiy. O size doğruyu söyledi. Ben de size söyledim. Hep zanları söyledim size. Ben size yalan söyledim.

Resûlullah (S.A.V) Efendimiz'in hadîsinde buyurduğu gibi:

HADÎS-İ şerrİF

Kaynak: Buhâri, Vesâyâ 8, Nikâh 45, Ferâiz 2, Edeb 57, 58; Müslim, Birr 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 56.

Ebu Hureyre'den nakledilen bir Hadis:

“Zandan sakının. Zira zan sözlerin en yalanıdır.”

Ben size yalan söylüyorum ama ben bunları size zorla yaptırmadım. Benim sizin üzerinizde bir gücüm yok. Ben sizi davet ettim. Siz benim davetimi kabul ettiniz. Beni kınamayın. Kendi nefsiniz kınayın. Yani düşman olan şeytan, düşman olan nefsimizle ilişkisine baktığımız zaman diyor ki: "Beni niye suçluyorsun? Ey nefs; sen, muhtevasındaki 19 afetten kaynaklanan taleplerle, talep ettin. Ben sadece seni bunlara davet ettim. Ama bir gücüm yok senin üzerinde. Öyleyse şeytan sadece davette bulunur. Bir sultanlığı, bir gücü yok.

Eğer olay buysa şerrrin odağı, zulmün kaynağı nefsimiz. O zaman Allahû Tealâ'nın kutsal kitaplarda bildirdiği emirlere itaat, yasaklara uymak bizi bu dünyada huzur ve mutluluğa, ahirette de cennete götürür.

Allah'ın emirlerine isyan, yasaklarını çiğnemek bu dünyada huzursuz ve mutsuz eder, ahirette de cehenneme götürür. Şeytan, emirlere isyan edip yasakları çiğneyerek bizi kendisiyle birlikte cehenneme götürmek ister. Allah'ın mürşidleri de Allah'ın emirlerine itaat yasakları işlemeyerek bizi kendileriyle birlikte cennete ve bu dünyada huzur ve mutluluğu yaşatırmaya götürür.

Şimdi bunu ifade ettikten sonra Allahû Tealâ Secde Suresinin 9.âyet-i kerimesinde üçüncü VÜCUTumuzdan bahsediyor:

32/SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik VÜCUTun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Ruh Allah'ın ruhudur. Yapısında 19 tane hasret vardır. Ve cennet ruhun hasretleriyle çevrilidir. Cehennem de nefsin afetleriyle çevrilidir. İşte kim cennete gitmek istiyorsa ruhun talebine uyan; kim de cehenneme gitmek istiyorsa nefsin talebine uyan kişidir o.

İşte Yûnus suresinin 7 ve 8. âyet-i kerimesine baktığımız zaman Allahû Tealâ buyuruyor ki:

10/YÛNUS-7 İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS-8 Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

Çünkü cehennem nefsin sevdiği şeyleri çevrili ve nefsin 19 afeti de dünyayı talep etmektedir.

HADÎS-İ şerrİF

Kaynak: Buhâri, Rikâk, 28; Müslim, Cennet, 1. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Sünnet, 22; Tirmizî, Cennet, 21; Nesâi, Eymân, 3.

Ebû Hüreyre (r.a)'den rivâyet edilen bir Hadis;

“Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; cennet de nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır.”

Onlar Allah'ı dilememektedirler. Dünyayı istemektedirler. Onlar ruhun talebine uymazlar. Onlar nefsin talebi olan dünya hayatını isterler. Onunla mutlu olacaklarını sanıyorlar. Onlar Allah'ın âyetlerinden gafildirler. Yani âyetleri bilmiyorlar. İşte bu âyetleri bilmeyenler ki şeytan aslında kimi kandırabilir? Âyetleri bilmeyenleri. Kimi kandırabilir? Âyetleri utanırları. İki tür insan var, şeytan tarafından kandırılan:

Âyetleri bilmeyenler, gafil olanları ve âyetleri yalanlayanları onları kandırır ve onları kendisiyle birlikte cehenneme götürür.

Ama Allah'ın resûlleri ise Allah'ın öğretisini insanlara öğretmektedirler.

HADÎS-İ şerrİF

Kaynak: (Buhari, Fezailül Kur’ân 21)

Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 57.

Hayrukum men teâlleme elkur’âne ve âllemehu

“Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir.”

“Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELİNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ’DİR.”

Kur’ân, Allah'ın emir ve nehiylerinden oluşan bütünü ifade ediyor. Şeytan, Allah'ın emirlerine isyan edip yasaklarını işleyerek kendisiyle cehenneme; Allah'ın resûlleri de Allah'ın emrine itaat edip yasaklarını işlememekle onları kendisiyle birlikte Allah'a ve cennete götürmek isterler. Bu iki durum söz konusu.

Şimdi Allah aynı zamanda bize serbest irade vermiş. Serbest irade seçebilme hakkına sahip olmak. İrade aklın kontrolünde ve akıl da bulunduğu ortamda şuurlanıyor. Allah'ın emirlerinin isyan edildiği, yasakların işlendiği ortamda şeytanın ülkesinde şuurlanan bir akıl nefsin talebine evet diyor. Allah'ın eminlerine itaat yasakların işlenmediği bir çevrede şuurlanan akıl ruhun talebine yeşil ışık yakıyor. Yani aklın şuurlandığı ortam çok önemli. Akıl Allah'ın ülkesinde şuurlanırsa ruhun talebine, akıl şeytanın ülkesinde şuurlanırsa nefsin talebine uyuyor ve sonuçta fizik gücünün kumandanı akıl.

ALLAH’IN ÜLKESİ, MUTLULUK ÜLKESİ

Allah’ın Ülkesi Emr Âlemi’dir.

Mutluluk Üçgeni: Kişi ruhuna tâbî olduğu zaman mutlaka, yaşadığı olaylarda (derecat kazandırıcı herşey) Allah’ın ülkesinde: Bir kenarı Allah, bir kenarı ruhumuz, bir kenarı kazandığımız dereceler. Derecat kazandırıcı herşey bizi Allah’ın ülkesinde tutar: İyilik yapmak, tebliğ yapmak, zikir, zekat, hac, namaz, oruç, mürşid önünde tövbe, Allah’a ulaşmayı dilemek.

Ruhun hasletleri: Sevgi, İman, Doğruluk, Adalet, Edep, İlim, Cömertlik, Sekînet, İtaat, Sabır, Tevazu, Kanaat, Şükür, Ketumiyet, Hakikat, Faziletler, Vefa, İhlâs, Tevhid.

Apsis-Ordinat Ekseninin Pozitif Tarafı (Yukarı Doğru)

70: İrade Teslimi Yapanlar

60: Nefs Teslimi Yapanlar

50: Daimi Zikre Ulaşanlar

40: Muhsin Olanlar

30: Ruh Teslimi Yapanlar

20: Mürşide Tabi Olanlar

10: Allah’a Ulaşmaya Dileyenler

---

0 Noktası Başlangıç çizgisi (Dünya seviyesi)

---

Apsis-Ordinat Eksenin Negatif Tarafı (Aşağı Doğru)

-10: Ayetlerden Gafil Olanlar

-20: Ayetleri Yalanlayanlar

-30: Ayetleri Satanlar

-40: Ayetleri İnkar Edenler

-50: Ayetleri Gizleyenler

-60: Ayetlerle Alay Edenler

-70: Ayetleri Zulmani İlimde Kullananlar

ŞEYTANIN ÜLKESİ, MUTSUZLUK ÜLKESİ

Şeytanın ülkesi Zülmanî Âlem’dir.

Mutsuzluk Üçgeni: Kişi nefsine tâbî olduğu zaman mutlaka, yaşadığı olaylarda (derecat kaybettirici herşey) şeytanın ülkesinde: Bir kenarı şeytan, bir kenarı nefsimiz, bir kenarı kaybettiğimiz dereceler. Derecat kaybettirici herşey bizi şeytanın ülkesinde tutar.

Nefsin afetleri: Kin ve Nefret, Küfür, Yalan, Zulüm, Haset, Cehalet, Cimrilik, Öfke ve Gays, İsyan, Sabırsızlık, Kibir ve Gurur, Hırs ve Şehvet, Nankörlük, Dedikodu, Zan, İptilalar, Vefasızlık, Müraillik, Fitne-Fesat.

Şimdi insanın bu yapısını ifade ettikten sonra insanın diğer varlıklar arasındaki durumuna beraberce bakıyoruz. Bütün kâinatın uğruna yaratıldığı biz insan denen mahluk ya sıfırın biraz ötesinde başlayan artı sonsuza büyüyen dalga boylarından 5 milimle 10 milim arasında 6 milimlik bir seçim alanımız var. Bunu şöyle biliyoruz. 6 milim ile 11 milim arasında 5 milim bir kısmını algılayabiliyoruz. Ses olarak, renk olarak ve ışık olarak sadece 5 milimlik bir kısmını algılayabiliyoruz. Ne 6 milimin altından 0' a kadar 0' dan eksi sonsuza kadar olan kısmını algılıyoruz ne de 10 birimden artı sonsuza kadar olan dalga boylarını algılıyoruz. Allah'ın kâinatta en üstün varlık olarak yarattığı insanın durumu bu. Acziyetimizi görüyoruz.

Ama Allahû Tealâ bütün kâinatı kontrol etmektedir. Kâinatın her zerresini hükmektedir.

Acaba nasıl insan vardır?

İnsanlar kâinat tesadüfen oluşmuştur derler. Acaba bunu söyleyen kişi kendisinin Allah tarafından çok üst seviyede bir yaratılışta yarattığını biliyor mu? Kendisinin kâinatın bir küçük kopyası olduğunu biliyor mu? Tabii ki Allah'ın âyetlerini bilmiyorsa bunları da bilmesi söz konusu değil. Ve böylesi insanlar hep kendi zanlarıyla karar veriyorlar. Ama Kur’ân-ı Kerim hakikatine baktığımız zaman ki Kur’ân Allah'ın kelâmıdır. Allah herşeyi bu kitapta açıklamış.

İşte 7 âyet-i kerimede sana hangi misali sorarlarsa sorsunlar en güzel cevabını Allahû Tealâ bu kitapta vermiştir:

KUR'ÂN'DA HER KONU AÇIKLANMIŞ

1. ZUMER - 27: Ve andolsun ki, bu Kur’ân’da insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik. Umulur ki, böylece onlar tezekkür ederler.

2. EN’ÂM - 38: ...Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab’lerine haşrolunacaklar (olunurlar).

3. NAHL - 89: Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab’ı, müslümanlara (Allah’a teslim olanlara) müjde olarak indirdik.

4. EN’ÂM - 67: Her haber için kararlaştırılmış bir zaman vardır. Ve yakında bileceksiniz.

5. BAKARA - 269: (Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir. Ve ulûl elbâbtan başkası tezekkür edemez.

ŞÛRÂ - 51: Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illa vahiy ile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.

6. ENBİYÂ - 7: Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

BAKARA - 186: Ve kullarım sana, Benden sordukları zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana îmân etmiş olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

7. FURKÂN - 33: Ve sana hak ile ve en güzel (ahsen) tefsir ile ulaştırdığımızdan (meselelerden) başka bir meseleyi sana getirmediler.

Ve bu kitabı hikmet sahibi âlimden öğrenebilirsiniz. Hikmet sahibi âlimin sohbetinde bulunmak kelâmını işitmek üzerinize farz.

HADÎS-İ şerrİF

Kaynak: Taberânî, Muvatta, İlim, 1.

"Hikmet sahibi ulemanın (âlimin) meclisinde (sohbetinde) bulunmak, kelâmını işitmek üzerinize farz kılındı. Muhakkak ki Allah bu meclislerde hikmet nuruyla ölü kalpleri diriltir. Yağmur suyuyla ölü toprakları dirilttiği gibi ölü kalpleri bu şekilde Allah diriltir."

Allahû Tealâ ölü kalpleri ki başlangıç noktasında herkesin kalbi ölü. Ölü kalpleri salâh nuruyla diriltir. Tıpkı toprakları yağmurla dirilttiği gibi.

Ve ne demiştik? Bilmiyorsanız zikir ehline sorun. Neden öyle diyoruz? Çünkü bilgi kirliliğinden kurtulmak istiyorsak kesinlikle Allah'ın kutsal kitapları; kötü örneklerden kurtulmak istiyorsak Allah'ın mürşidleri ve bilmediklerimizi öğrenmek istiyorsak zikir ehline sormak asıldır.

Bir, bizi bilgi kirliliğinden kurtaran Allah'ın kutsal kitaplarıdır.

İki, bizi kötü örneklerden kurtaran Allah'ın mürşidleridir.

Üç, bilmediklerimizi bize öğreten Allah'ın resûlleridir.

Ve iki âyet-i kerimede Allahû Tealâ "Bilmiyorsanız zikir ehline sorun." buyuruyor. İşte bu girdaptan kurtulmak ancak Allah'ın kutsal kitabı Kur’ân'la bu girdaptan kurtulmak; Allahû Tealâ'nın bu kitabı bize öğreten resûlüyle ve bu girdaptan kurtulmak, cehaletten kurtulmak ancak ehli zikre, hikmet sahibi âlime sormakla çıkış yolu bulabiliriz.

Eksi sonsuzdan artı sonsuza kadar sonsuz dalga spektrumunun bütünü kavrayan, bilen, ona hükmeden Allah'tır. Ve Allahû Tealâ Enbiyâ Suresinin 7. âyet-i kerimesinde:

21/ENBİYÂ-7 Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

Zikir ehli herşeyi bilir mi? Hayır. herşeyi bilmesine gerek yoktur. herşeyi bilen Allah'a sorma yetkisine sahiptir. O sebeple "Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz ricali vazifeli kıldık." Yani zikir ehli Allah'la tezekkür etme yetkisinin sahipleridir. Bilmediklerini Allah'a sorup öğrenme yetkisinin sahipleridir. Onlar herşeyi bilmeyebilirler. Ama herşeyi bilen Allah. Hikmet sahibi âlim Allah'la diğer insanlar arasında bir elçi. Hikmet sahibi âlim, resûl hem lisanı vahyi biliyor hem de kendi kavminin lisanını, ana lisanını biliyor. İşte Allah, Allah'ın resûlü, vahyi bilen Allah'ın resûlü ve diğer insanlar bilmediklerini resûle, resûl de Allah'tan sormak suretiyle onlara gerçek hakiki bilgiyi ulaştırabilir.

Bakınız, İmam-ı Azam Ebû Hanife Hazretleri ne güzel bir misal veriyor. İnançsız birisiyle ateist de tartışıyor. Netice tartışmanın bir camiide herkesin huzurunda yapılmasına bir karar veriliyor. Tartışma günü inançsız kişi ateist orada camiide bekliyor. Ama İmam-ı Azam Ebû Hanife Hazretleri yetişememiş camiiye zamanında. Diğeri de onu aleyhinde atıp tutuyor. İki saat sonra kan ter içerisinde gelebilmiş İmam-ı Azam Ebû Hanife Hazretleri. Demiş ki: "Çok özür dilerim. Çok geç kaldım. Çünkü son seller bizim köprüyü götürmüş."

Ateist alayıcı bir tavırla bakıyor. Ebû Hanife Hazretleri devam ediyor anlatmaya. Köprüye geldiğim zaman köprünün yerinde yeller esiyordu ama baktım görünmeyen vasıtalar ağaçları kestiler. Sonra o ağaçları kereste haline getirdiler. Keresteler biçildi. Görünmeyen eller tarafından köprü oluşturmak üzere harekete geçtiler. Köprü inşaa edildi. Ben de köprünün üzerinden hamdolsun geçtim.

Ateist diyor ki: "Yah sen çocuk mu kandırıyorsun? Hiç kendi kendine köprü inşaa edilebilir mi?"

Ve Ebû Hanife Hazretleri diyor ki: "Şimdi şu arada bir dur bakalım. Sen bir köprünün bile kendi kendine inşaa edilemeyeceğini söylüyorsun ama bütün kâinatın kendi kendine oluştuğunu iddia ediyorsun. Bu nasıl oluyor? Bu bir çelişki değil mi?"

Ateist susuyor.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 202614 dk okuma3