Muhterem Hocam, Yunus Emre'nin Taptuk Emre'ye olan bağlılığı ve mürşidlik yolundaki adımları nelerdir?
Soru
Muhterem Hocam, Yunus Emre'nin Taptuk Emre'ye olan bağlılığı ve mürşidlik yolundaki adımları nelerdir?
Cevap
Ne dilersen, Haktan dile. Kılavuzla gir bu yola.
Bülbül âşık olmuş güle, öter Allah deyü deyü.
Açıldı gökler kapısı, rahmetle doldu hepisi,
Sekiz cennetin kapısı açılır Allah deyü deyü…
Evet, adeta Kur’ân-ı Kerim’in her sırrı âyetini, Yunus bir dörtlüye dökmek suretiyle halka hitap etmiş, halka seslenmiştir.
Yunus Taptuk Emre'ye ulaştığı ve onun elini öptüğü gün tam yedi olay gerçekleşiyor.
1. Taptuk Emre’nin ruhu O’nun başının üzerine derhal oluşuyor.
2. Yunus’un ruhu vücudundan ayrılıp Sırat-ı Mustakîme ulaşıyor.
3. Kalbine îmân yazılıyor.
4. Nefs tezkiye edilmeye başlıyor. Allah’ın enerji partikülleri yavaş yavaş kalbe girmeye başlıyor.
5. Bütün günahları Allahû Tealâ sevaba çeviriyor.
6. O güne kadar sevapları 1’e 10 iken, 1‘e 700'e kadar ulaşıyor.
7. O günden itibaren Yunus, bütün Allah dostları için gönderdiği salâvat nuruna kavuşuyor.
Yunus kimdir? En üst seviyede bir Allah’ın dostudur. Sarayköy diye bir köyde bir çiftlik sahibi ve bir kıtlık senesinde Yunus buğdaysız kalıyor. Çoluk çocuğu açtır ve Yunus’a diyorlar ki: “Hacı Bektaş Velî diye bir Allah dostu var. Ona gidersen, hayvanların ve evlad ı yârın için gerekli olan nafakayı alırsın. Allah’ın büyük evliyası o, Hacı Bektaş Velî, Allah’ın bir mürşididir. Kimseyi aç koymaz. Sen git ona, biraz da Ahlat topla giderken, onlara hediye et ve ondan buğday iste, mutlaka sana verir.”
Yunus yola çıkar, Hacı Bektaş Velî’nin dergâhına geliyor ve diyor ki: “Ben buğday isterim.” Hacı Bektaş Velî de haber gönderiyor Yunus’a ki: “O Yunus’a söyleyin gelsin, ona nefes verelim. Her ahlatına karşı bir nefes veririz.” Yunus haberi alır ve “Ben” diyor, “Ahlat istemiyorum, nefes de istemiyorum. Ben buğday istiyorum buğday.” Nefeslerin sayısı ikiye, üçe, derken yediye çıkıyor ama Yunus kabul etmiyor.
Yunus hayvanına lâzım olan şeyleri yükleniyor ve yola çıkıyor. Ama Yunus’un kalbine yolda bir ateş düşüyor. Yunus, bu ateş kalbine düşünce, rüyasında yedi defa üst üste kendisine görünen bir pîr-i fânîyi hatırlıyor. “Eyvah!” diyor, “O beni, ‘bana gel, bana gel’ diye kaç defa çağırdı. Sakın” diyor “Bu gittiğim Hacı Bektaş Velî, O olmasın? Eğer oysa vay halime, çünkü bu insana karşı çok büyük bir muhabbet besliyorum.”
Yunus Emre, kalbi yanmaya başlıyor ve tekrar Hacı Bektaş Velî’nin kasabasına gidiyor. Hacı Bektaş Velî dergâhına dönüyor: “Ben mutlaka Efendimiz’le karşılaşmak istiyorum.” diyor.
Karşılaştıkları zaman, Yunus bakıyor ki, Hacı Bektaş Velî rüyasında gördüğü kişi değil ve Hacı Bektaş Velî, tebligatta bulunuyor. Yunus’a diyor ki: “Yunus, senin anahtarını biz Taptuk Emre’ye verdik. Oraya gideceksin.”
Yunus, Hacı Bektaş Velî'nin dergâhından ayrılıp, Taptuk Emre’nin dergâhına ulaşıyor ve Taptuk Emre’yi görünce Yunus’un gözyaşları bir çağlayan gibi dökülüyor. Çünkü Taptuk Emre, yedi defa rüyasında kendisini Yunus’a gösteren o mübarek. Yunus âşk ile Taptuk Emre’nin elini öpüyor ve ona tâbî oluyor.
İşte bu tâbiyet, bütün velîler için geçerlidir. Mevlânâ nasıl Şems’e tâbî olduysa, Ahmet Yesevî nasıl mürşidine tâbî olduysa, Osman Gazi nasıl Şeyh Edebâlî’ye tâbî olduysa, bütün mürşidler için evliya olmak, Allah’ın dostu olmak mutlaka tâbiiyetle gerçekleşir.
Allah’ın evliyası kimse, kim evliya ise, mutlaka kendisinden evvel evliyaya tâbî olmuş, arkadan mürşid olmuş birisine tâbî olmuştur. O da kendisinden evvelki mürşidine tâbî olmuştur. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz'e kadar uzanan bu dizi zincir, zincirin bütün halkaları oraya kadar ulaşır.