Muhterem Hocam, zikir yaptığımız zaman gelen huşû, işlediğimiz günahlar sebebiyle gider mi?
Soru
Muhterem Hocam, zikir yaptığımız zaman gelen huşû, işlediğimiz günahlar sebebiyle gider mi?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, zikir yaptığınız zaman gelen nurlar kalbe yerleşir. Ama mürşidimize tâbî olduğunuz an bu sefer bir nur değil, yani rahmet ve fazl değil; rahmet ve salâvât da ekleniyor. Günah işlediğiniz an derecât kaybedersiniz. Ama zikir yaptığınız zaman derecât kazanırsınız. Aynı zamanda kalbiniz de nurlanır. Dolayısıyla ikisinin arasında fark var.
Şerr işlediğiniz an derecât kaybedersiniz. Daha birçok şey... Meselâ namaz kılmasanız da derecât kaybedersiniz. Oruç tutmasanız da derecât kaybedersiniz. Farz emirler...
Ama zikir çok farklı. Zikir yaptığınız zaman derecât kazanırsınız ama aynı zamanda kalbiniz nurlanır, nefs ıslahı gerçekleştirirsiniz. Diğerlerinde namaz kılarsınız, derecât kazanırsınız. Oruç tutarsanız derecât kazanırsınız, vesaire. Ama zikirdeki gibi kalbiniz nurlanmaz. Islah-ı nefs sadece zikirle gerçekleşir.
Huşû işlediğimiz günahlar sebebiyle gider mi? Ulaşmayı kalben dilediyseniz Allah'ın size verdiği söz gereğince mutlak surette Allah sizin ruhunuzu Kendisine ulaştırır. Belki süre uzar ama mutlaka ulaştırır. Fakat ulaştıktan sonra eğer bu şekilde devam ederseniz gider. Çünkü Allah ne diyor Bakara 257'de?
2/BAKARA-257 Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.
“Allah âmenû olanların dostudur. Allah onları zulmetten çıkarır.” Ama bir de tagutun dostları var.
Kâfirlerin dostu kimdir? Kâfirlerin dostu taguttur. Tagut ne yapar? Tagut da onları nurdan zulmete götürür. Allahû Teâlâ Rûm Suresi'nin 33. âyet-i kerimesinde bakın ne diyor:
30/RÛM-33 Ve izâ messen nâse durrun deav rabbehum munîbîne ileyhi summe izâ ezâkahum minhu rahmeten izâ ferîkun minhum bi rabbihim yuşrikûn(yuşrikûne). Ve insanlara bir zarar dokunduğu zaman Rab’lerine dua ederek, O’na yönelirler. Sonra onlara kendisinden rahmet tattırdığı (Rahîm esması ile hidayete erdirdiği) zaman onlardan bir kısmı Rab’lerine şirk (ortak) koşarlar (hidayetteyken dalâlete düşerler).
“İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman Rabblerine dua ederek O'na yönelirler, zarar dokunmuş. Sonra onlara Kendisinden rahmet tattırdığı zaman...” Demek ki zarar dokunuyor. O kişi de zarardan sonra Rabbine dua ediyor, sıkıntı, musîbet yaşıyor, Rabbine dua ediyor. Allahû Teâlâ da ne yapıyor? Onu Kendisine ulaştırıyor, hidayete erdiriyor. Rahîm Esması'yla hidayete erdirdiği zaman onlardan bir kısmı tekrar şirke düşüyorlar, dalâlete düşüyorlar. Fussilet Suresi'nin 49 ve 51. âyet-i kerimelerinde de bakın ne diyor. Fussilet 49'da:
41/FUSSİLET-49 Lâ yes’emul insânu min duâil hayri ve in messehuş şerru fe yeûsun kanût(kanûtun). İnsan, hayır duasından (istemekten) usanmaz. Eğer ona şerr dokunursa, o zaman yeise kapılır ve ümitsiz olur.
“İnsan hayır duasından usanmaz. Eğer ona şerr dokunursa o zaman yeise kapılır, ümitsiz olur.” Demek ki hayır ile şerr... İnsanlar devamlı hayır isterler. Ama hayır istemesi gibi şerr de kendisine isabet ediyor. Ve şerr isabet edince ümitsiz oluyor. Fussilet 51:
41/FUSSİLET-51 Ve izâ en’amnâ alel insâni a’rada ve neâ bi cânibih(cânibihî), ve izâ messehuş şerru fe zû duâin arîd(arîdın). Ve insana ni’met verdiğimiz zaman yüz çevirdi ve yan çizdi (şükürden uzaklaştı). Ve ona bir şerr dokunduğu zaman artık çok dua eder.
“İnsana ni'met verdiğimiz zaman yüz çevirdi.” Hayır istiyor ve Allahû Teâlâ ni'met verdi, yüz çevirdi, şükürden uzaklaştı. Ona bir şerr dokunduğu zaman da artık çok dua eder. Zumer Suresi'nin 8. âyet-i kerimesi:
39/ZUMER-8 Ve izâ messel insâne durrun deâ rabbehu munîben ileyhi summe izâ havvelehu ni’meten minhu nesiye mâ kâne yed’û ileyhi min kablu ve ceale lillâhi endâden li yudılle an sebîlihi, kul temetta’ bi kufrike kalîlen inneke min ashâbin nâr(nâri). Ve insana bir zarar dokunduğu zaman, Rabbine yönelerek ona dua eder. Sonra (Allah) kendinden bir ni’met lütfettiği zaman daha önce ona dua ettiğini (yalvardığını) unutur. O’nun (Allah’ın) yolundan saptırmak için Allah’a eşler kılar. De ki: “Küfrün ile biraz daha metalan(faydalan). Muhakkakki sen, cehennem ehlindensin.”
“İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O'na dua eder. Sonra Kendinden ona bir ni'met lütfettiği zaman daha önce O'na dua etmiş gibi sapar, şirke koşar.” Yani dikkat edin, çok mânidar bir âyet.
“İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O'na dua eder.” Sıkışan herkes öyle, Allah'a yalvarıyor. Sonra Allah Kendinden bir ni'met lütfettiği zaman daha önce O'na dua ettiğini, yalvardığını unutur. Onun Allah'ın yolundan saptırmak için Allah'a eşler kılar.
Evet, işte her iki hâlde de Allah'ın bizden beklediği şey var. Beklediği şey ne? Bizim zikre başlamamız, zikretmemiz, zikretmemiz, zikretmemiz...